logo

trugen jacn
18 Ağustos 2014
Genel

DOĞU TÜRKİSTAN …..

Fatmanur ABAY

                                                             Fatmanur ABAY

Mısır’da çıkan idam kararları…Filistin’de patlayan bombalar…Suriye’de bekleyen çaresiz insanlar…İslam Coğrafyası zulüm altında…

Peki ya Doğu Türkistan? Türk halkının kaçı haberdar burada yıllar boyu yaşanan kıyımdan? Evet, kıyım! Ölen binlerden bahsediyoruz. Canice muamelelerden, aşağılanan kardeşlerimizden, vahşice öldürülen Müslümanlardan… Müslüman ve Türk olan aynı zamanda müthiş bir direniş örneği gösteren bir toplumdan bahsediyoruz. Öyleyse niye susuyorsunuz? Zamanında ağaçlar için haykırmadınız mı? Ellerinizde Rabia işaretleriyle dolaşmadınız mı? Türklüğünüzle gurur duymadınız mı? Bu sessizliğiniz niye?

Doğu Türkistan neresi? Pek çoğunuz bilmiyorsunuz bile bunu. Yazıktır! Unuttuk, unutturdular, hatta hiç öğretmediler. Devam edelim susmaya, bilmeyelim Tuzhurmatu’yu, bilmeyelim Telafer’i, hiç duymayalım Gulca’yı, tanımayalım Karabağ’ı; Kırım, gitti elimizden, zaten hiç bizim olmamıştı ki! Bizlerin gözyaşları attığımız kahkahalarımızdan kaynaklansın ya da izlediğimiz romantik filmlerden. Devam edin tüm gece boyunca barlarda hoyratça tepinmeye. Kitaplar? Yakın onları, bilgi yoksunluğundan âlâ mutluluk mu var? Aman diyeyim sizin aklınız sevgilinize alacağınız hediyeyle ya da yarın ne giyeceğinizle meşgul olsun; rahatınızı bozmayın efendim!

Doğu Türkistan’da zulüm var. Söylemesi, dilin bu cümleyi kurması ne kadar basit değil mi? Peki sırf Kur’an-ı Kerim okuduğu için öldürülen 12 yaşındaki küçük Mirzahit? Zorla fuhuşa zorlanan Uygur kızları? Nükleer deneyler sonucu engelli doğan onlarca çocuk? Kapatılan camiler, sürekli değiştirilen alfabe, yıkılan tarihi binalar, unutturulmaya çalışılan, sömürülmek istenen, asimile edilmeye çalışılan bir toplum: Uygur Türkleri.

Bizler ne olursa olsun anlatacağız. Sesimiz burada, duyup duymamak sizlere kalmıştır.

Besmeleyle ve bir Fatihayla başlamak lazım gelir, kardeşlerimizin ruhlarına…

Türkistan, Türklerin yaşadığı yer demektir. Türkistan, Orta Asya’da bulunan bir bölge olup kabaca tarifi şöyledir: “ Batısında Hazar Denizi; kuzeyinde Rusya; kuzeydoğusunda Moğolistan; doğusunda Çin; güneyinde Afganistan, Pakistan, Tibet, Keşmir; güneybatısında İran” ile sınırlı bölgedir. Bu tanıma göre haritaya bakarsanız Türkistan coğrafyasını aklınızda oluşturabilirsiniz.

Türkistan deyince aklımıza Orta Asya gelmektedir ancak Orta Asya deyince akla Türkistan gelmemektedir. Tarih boyunca uzun dönemler Türkistan olarak anılmış bu bölgeye Orta Asya denilmesi de oyunun bir parçasıdır. Türkistan zaten yeni nesile öğretilmediği gibi bir de unutturulmaya çalışılmaktadır.

Türkistan ana hatlarıyla Batı ve Doğu Türkistan olmak üzere iki kısımdır. Batı Türkistan; günümüzdeki Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan ve Kazakistan devletlerini içine alan bölgedir. Tarihte özellikle Rus emperyalizmine karşı ciddi mücadele vermiştir. Bölgede pek çok sürgün ve katliam yaşanmıştır.

Doğu Türkistan ise Çin sınırları içindedir. Jeopolitik olarak önemli bir konumda bulunan bölge, Çin’in diğer Dünya devletlerine açılan kapısıdır. Tarih boyunca özellikle Kızıl Çin ile mücadele etmiştir ve bu mücadele halen daha devam etmektedir. Çünkü Çin, tarih boyunca yaptığı gibi hala bölgede ciddi bir asimile politikası uygulamakta, bölge insanını ikinci sınıf vatandaş konumunda görmekte ve bölgede ciddi kıyımlar yapmaktadır. Ay-yıldızlı tişört giydikleri için tutuklanan, Kur’an-ı Kerim okuduğu için öldürülen, kımızı ışıkta geçtiği için vurulan Uygurlar bunlara sadece birer örnektir.

Çin Doğu Türkistan halkını sürekli alfabe değişikliklerine maruz bırakarak hem halkı dilinden ve milli değerlerinden koparmayı hem de eğitimsiz, cahil bir halk oluşturarak bölgenin kontrolünü kolaylaştırmayı amaçlamaktadır. Ayrıca bölge hakkında çıkarılan tarih kitapları tamamen yalanlarla doludur. Çin, Uygur halkına karşı karalama kampanyaları yaparak halkı yalnız bırakmak istemektedir. Bunu içindir ki “Sinciang Uygur Tarihi” adlı bir kitap yazılmıştır. Kitabın yazarı Çin komünist partisinin resmi tarihçisi Li Sheng adlı Han Çinlilerinden Bir Çin Nasyonalist‘tir. Kitapta “Türklerin anayurdu Sinciang Uygur bölgesi” deniliyor. Halbuki bölgenin adı Doğu Türkistan veya Uyguristandır. Tarih boyunca bölge bu isimle kullanılmasına rağmen Çin hükümeti bölgeye “yeni kazanılmış toprak” anlamına gelen Sinciang ismini vererek bölgenin Uygurlara ait olmadığı, onların buraya sonradan yerleştiği görüntüsünü çizmeye çalışmaktadır. Kitapta Doğu Türkistan’ın çok kültürlü yapısından bahsediliyor. Ancak bizler biliyoruz ki Doğu Türkistan’ın yerli halkı Uygur,Kazak,Kırgız Türkleri’dir. Han-Çinlileri ve diğer etnik kökenler bölgeye sonradan gelen veya demografik yapıyı değiştirmek için işgalci Çin tarafından yerleştirilmiş göçmenlerdir.

Bölgede hem halk hem de aydın kesim yaşanan zulümler karşısında pek çok kez ayaklanmıştır. 1949-51 yılları arasında Canım Han ve Osman Batur’un başlattığı ayaklanmalar, 1955 Hotan ve Aksu ayaklanmalarıyla 1985-88-89’da meydana gelen üniversite odaklı ayaklanmalar ve 1989-90 Barım ayaklanmaları bunlara örnek olarak gösterilebilir. Daha yakın tarihe baktığımızda ise 1997 İli(Gulca) katliamı ve Ayaklanması, 2008 Hotan (başörtüsü yasağı nedeniyle çıkmıştır), 2009 Urumçi ve 2013 Turfan ayaklanmaları bölgede baş göstermiştir. Yazımda bu ayaklanmalardan ve yaşanan insanlık dışı muamelelerden ayrıntılı olarak bahsetmeyeceğim. İsteyenler internetten bu ayaklanmaları çok rahatlıkla bulabilirler.

Doğu Türkistan direnişinde pek çok öğrenci lider mevcuttur. Uygur Örkeş olarak da bilinen Örkeş Devleti de bunlardan biridir. Çinli öğrencilerle birlikte başlattığı Demokrasi ve Hürriyet Hareketi’nin tek Müslüman ve Türk lideridir. Pekin’in Tiananmen meydanında oturma eylemi yapan öğrencilerin dağıtılmak için Çin Kurtuluş Ordusu tanklarıyla ezilerek öldürülmesinin ardından yurt dışına kaçmış ve Paris’te İHA muhabiriyle yaptığı röportajdaki şu sözüyle hafızalara kazınmıştır: “Biz Çin esaretine düştüğümüz 250 yıldan beri Uygur ve Türk kimliğimizi, İslamiyet sayesinde koruyabildik.” Bu durumun farkında olan Çin Hükümeti bölgedeki Müslüman halkı dinlerinden koparmak için de pek çok girişimde bulunmaktadır. Ancak Uygur Türkleri bu konuda direnmekte ve dinlerinden asla taviz vermemektedir.

91 yılının yaz aylarında –resmiyette Aralık ayında- SSCB kendini feshetti ve yerine demokratik Rusya kuruldu. Bütün Dünya liderler –buna Türkiye de dahil- Rusya’ya benzer mesajlar gönderdiler. TRT’de Rusya için yayınlanan mesaj şöyleydi: “ Yeni bir dönem, hür Dünya dönemi, halklar özgürlüğüne kavuşmuştur. Hayırlı olsun.”

Tüm Dünya liderlerinden farklı olarak ise Çin yönetimi şöyle bir mesaj yayınlamıştır: “Komünizm doğru bir sistemdir. Gorbaçov haindir, komünizmin çöküşüne eden olmuştur. Komünizm tarihi onları asla affetmeyecektir.” Bu mesajla Çin, komünizme olan bağlılıklarını bir kez daha tasdik etmiştir. Komünizm ideoloji gereği milliyet ve din kavramına karşı bir sistemdir. Bu nedenle ki bölgede “etnik temizlik” adı altında sözde temizleme çabaları baş göstermektedir. Dine karşı yapılan bunca zulüm ise komünizmin bir gereğidir. Dönem dönem bu yönde çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Bölge halkının oruç tutması yasaklanmış, sahura kalkan evler basılmıştır. Bu nedenle Doğu Türkistan halkı evlerinin camlarını siyah kartonlarla kaplamış, bazı evlerde camlar siyaha boyanmıştır. Cuma günü camiye gitmek yasaklanmış, cumaya gidenler tutuklanmış ve pek çoğundan bir daha haber alınamamıştır. Keza yine evlerde Kur’an-ı Kerim bulundurmak yasaklanmıştır.

SSCB’nin yıkılışıyla Doğu Türkistan’da olaylar artmıştır. Çünkü yeni Rusya ile Doğu Türkistan bölgesinin ciddi bir sınır hattı bulunmaktadır ve bu hattın muhafazası oldukça zordur. Çin ile yeni kurulan Rusya ile sınır sorunu peydah olmuş, bu da en çok Uygur Türklerini etkilemiştir. Bu dönemde Çin’in sınır bölgelerinde merkezkaç kuvveti güçlendi ve merkezden ayrılık düşünceleri ortaya çıkmaya başladı. Urumçi de Almatı, Bişkek, Ulan Batur gibi merkezleri ve SSCB’den ayrılan pek çok devleti örnek alıp bağımsız olma düşüncesi yer edinmiştir.

Yine o dönemlerde Türkiye’de eğitim gören Uygurlular İstanbul’da Uygur alfabesiyle dergi, gazete basıp sınır bölgelerine göndererek halktaki direnişi güçlendirmeye ve haberleşmeyi en üst seviyeye getirmeye çalışmışlardır. Çünkü Çin’de Uygurların tüm faaliyetleri kısıtlanmış; basın-yayın özgürlükleri kısıtlanmış, yayın yapmalarına izin verilmemiş, propaganda faaliyetleri dedikleri bu türden faaliyetleri durdurmuşlardır.

ABD’de yaşanan İkiz Kuleler olayları ardından Çin’de seyyar gazeteciler o günün gazetelerini satarken “İyi Haber!” diye bağırıyorlardı. Bu Çin toplumunun genel duygusu olmakla birlikte Çin Hükümeti bunu uluslar arası arenaya hiç yansıtmadı. Aksine Çin, antiterörizm hareketlerine destek verdi ve “Bizde de terörist bir grup var!” diyerek Uygur Türklerini Dünya kamuoyuna terörist bir topluluk olarak tanıtmaya ve diğer devletlerden bu konuda destek almaya çalıştı. Aynı şekilde Rusya da Çeçen halkı terörist olarak tanıtmak için yıllarca uğraş vermiş ve Çin’e nazaran daha başarılı olmuştur. Dönemin ABD Başkanı, Pekin’e yaptığı ziyaret sırasında Çin Hükümeti bu terörizm konusunu tekrar gündeme getirmiş fakat ABD Başkanı “Hiçbir ülke, özgürlük taleplerini terörizm bahanesiyle kısıtlamasın” diyerek Doğu Türkistan halkını terörist olarak kabul etmemiş ve Çin’e karşı tavrını ortaya koymuştur. Elbette ki bunun da siyasi bir hamle olduğu aşikardır. Tek güç olduğunu göstermek için ABD böyle bir tepkiyi ortaya koymuştur. Yoksa ABD hiçbir zaman Uygur Türklerini veya diğer zulüm altındaki Müslüman Türkleri hiçbir zaman desteklememiştir.

Çin, ülke içerisinde Doğu-Batı ayrımının en keskin olduğu ülkelerden biridir. Öyle ki ülkenin Doğusu üretimin ve yabancı sermayenin hakim olduğu Dünya’nın en gelişmiş ticari merkezlerinden biriyken; Doğu Türkistan bölgesini de içine alan Batı Çin ise doğal kaynakların çıkarıldığı, tarımın egemen ve refah seviyesinin oldukça düşük olduğu bir coğrafyadır. Bunun için Çin Hükümeti, Batıdaki 12 eyaleti kapsayan bir kalkınma planına başladı (2000li yıllarda başlayan ve hala devam eden bir kalkınma planı). Amaç Doğu’dan Batı’ya kaynak aktarımı yaparak iki bölge arasındaki açığı en aza indirmekti. Urumçi, Höhhot gibi bölgeleri birer cazibe merkezi haline getirecek olan bu plan teoride kulağa oldukça hoş gelmektedir. Ancak ne yazık ki pratikte durum böyle olmadı. Çin, yaptığı kalkınma planı ile halka şu mesajı vermeye çalışıyordu: “Almatı, Bişkek gibi bölgeler bağımsız oldu ama sefalet içindeler. Ancak sizler bağımsız olmasanız sonunuz onlar gibi olmayacak, refah içinde yaşayacaksınız.”

Bu söylenenler başarılı da oldu. Bölge ciddi gelişmeler göstermeye başladı. Tren yolu Kaşgar’a kadar ulaştı. Nitekim bu gelişmeler sağlanırken bölgede başka ne tür çalışmalar yapıldı?

Öncelikle bölgede ciddi bir ‘Çinleştirme’ politikası uygulandı. Yıkılan evler yerine dikilen apartman ve binalarda tamamen Çin mimarisi kullanıldı. Ayrıca ne yazık ki bölgede Uygur Türklerine ve diğer kültürlere ait tarihi ve kültürel yapılar yok edilerek yerlerine Çin kültürüne ait çeşitli heykeller ve yapılar konuldu. Üstelik bu yapılarda eskitmeler yapılarak bölgeye gelen turistlerin gözünde bu bölge tarih boyunca Çin’lere aitmiş izlenimi uyandırılmaya çalışıldı. Tanrı Dağı Gölü’ne ziyarete gelen turistler Çin kültürüne ait sandallara bindirilerek onlara sözde bölgede yaşanmış çeşitli Çin efsaneleri anlatılmaktadır. Turfan Uygur Devleti döneminde Uygur Budistler bu bölgede yaşamaktaydı. Bölgede Uygur Budistlere ait 900 yıllık bir tapınak bulunmaktadır. Çin Hükümeti bu tapınağı 2006’da restore ederek turizme açmıştır ancak gelen turistlere kesinlikle bu tapınağın Uygurlara ait olduğu söylenmemekte ve tapınak Çinli Budistlere aitmişçesine bir reklam yapılmaktadır.

Kısacası Çin hükümeti kalkınma planı bahanesiyle bölgenin kültürünü tamamen yok etmiş ve bölgenin asimile edilmesi için Çin kültürünü empoze eden çalışmalar yapmış, yapmaktadır.

Geç mi kaldık? Henüz değil. Atan bir kalp, nefes alan bir ciğer, düşünebilen bir akıl bu bedenlerde var oldukça geç kalmadık. Önce öğreneceğiz, önce bileceğiz. Seni tanıyorum ve acılarına ortak oluyorum kardeşim diyeceğiz. Sonra öğreteceğiz. Gittiğimiz her yerde, bulunduğumuz her ortamda anlatacağız, gerekirse haykıracağız. Kardeşim yalnız değil diyebileceğiz inatla.

Besmele ve Fatiha’yla başladığım yazımı yine kardeşlerim için okunacak bir Fatiha ile sonlandırmak istiyorum.

Ruhlarına El-Fatiha.
Ve sana Allah, şanlı bir zaferle yardım etsin. (Fetih/3)

Kaynak   :  http://www.turkistanhaber.com/makale/fatmanur-abay/dogu-turkistan/27.html

Etiketler: » »
Share
910 Kez Görüntülendi.