logo

trugen jacn

ÇESİAD BAŞKANI KARACA : HÜKÜMET UYGUR TÜRKLERİNİN SESİNİ DUYMALI !

Merkezi İstanbul’da bulunan Çorumlu Eğitimci Ve Sanayici İş Adamları Dayanışma Derneği ( ÇESİAD)  Yönetim Kurulu  Başkanı Mehmet Karaca, Doğu Türkistan’da yaşanan gelişmelere dikkat çekerek, hükümete   Uygur Türklerinin Sesini Duyması çağrısında bulundu.

ÇESİAD Başkanı Mehmet Karaca Resimleri ile ilgili görsel sonucu

Uygur Haber ve Araştırma Merkezi (UYHAM)

HÜKÜMET UYGUR TÜRKLERİNİN SESİNİ DUYMALI ! 
Türkiye’de bulunan Uygur Türklerinin  vatandaşlık işlemlerinde   insanlık sınavını kaybetme aşamasında olduklarını belirten Karaca, Çin makamları, bütün bunların  ötesinde vicdanı olan herkesi kahredecek başka bir uygulamayı yapıyor. Anne-babayı toplama kampına alıp çocuklarına akrabalarının  bakmak istemeleri halinde yardım edenleri de içeri alıyor.”dedi.
İstanbul’da yabancı öğrencilerle muhatap olurken son bir buçuk yılın en dramatik ve kahredici örneklerini Uygurlar’da gördüğünü
kaydeden Karaca, açıklamasında şöyle dedi; “Olayın neresinden anlatacağımı, neresinden başlayacağımı kestirmekte acziyet
içerisindeyim. Ne Afrika’da ne de Asya’nın içlerinde ne Güney Amerika’da ne de orta doğuda bu derecede sistematik ve uzun süren
bir trajedi yoktur. Çin’in azınlıklarından biri olan Uygur Türkleri’ ne uyguladığı politikalar inanılacak gibi değil ve insanlık dışı. 22 milyonluk Uygur  Türkleri, gün geçtikçe dozu artan bir vahşeti Dünyanın gözü önünde yaşıyorlar. Geçmişte Bosna, Çeçenistan, Irak’ta veya bugün  Suriye’de, Filistin’de yaşananları günü gününe duyabilirken Uygurların trajedisi kapalı kapılar ardında ve Çin’in tarih boyunca  uyguladığı aldatıcı politikalarıyla perdeleniyor. Çin, diğer ülkelerdeki basına bile kendi hükümetleri üzerinden müdahale edip baskı  kurabiliyor, sansür uygulatabiliyor.  Bir buçuk yıl önce had safhaya ulaşan zulüm bugün devam ederken Dünya basını olanları artık çok zor da olsa anlamaya başladı. Çin hakkında yabancı basına bilgi verenlerin veya durumu aktaranların öldürüldüğü, yurtdışındaki Uygurlardan açıklama yapanların  ailelerinin tamamının hapse atıldığı artık herkesçe biliniyor. Türkiye’nin dört katı büyüklüğündeki Uygur bölgesi tarihi adıyla “Doğu Türkistan” Çinlilerin adlandırmasıyla Xinjiang (sonradan işgal edilmiş ülke) dünyanın en büyük açık hava hapishanesine dönüşmüş
durumda.

ÇESİAD Başkanı Mehmet Karaca Resimleri ile ilgili görsel sonucu
Bugün, sayıları en az bir milyon (bazı kaynaklara göre 5 milyon) Uygur, Uygurca adıyla “Terbiye Merkezi” denilen temerküz toplama
kamplarına alınarak üç aydan bir yıla kadar, tam anlamıyla cezaevi ortamında ve insan hakları standartlarının hiç birisinin
gözetilmediği kamplarda tutuluyorlar. Artık Çin’le uyumlu ve onun hizmetinde olan ve Komünist Parti üyesi Uygurlar bile güvende
değil. Onlarda gerekçesiz bir şekilde hapse gönderilebiliyor.
Uygur halkının nüfus sayımı ve istatistikleri gerçekleri yansıtmadığı gibi, kaç kişinin kamplarda veya kamptan çıktıktan hemen sonra
birkaç ay içinde öldüğünün de istatistiği yok.
Yurt dışında herhangi bir ülkeye Çin pasaportu ve yetkili makamların izni ile 20 yıl içinde çıkanların kendileri ve üçüncü, dördüncü
derece akrabaları potansiyel suçlu olarak cezalandırılıyor. Okumak için Japonya, Kanada, Mısır ve Türkiye’de olanlar öncelikli
suçlulardan sayılıyor. İzinle umre ve Hacca gidenler de aynı kategorideler.
Yapı olarak barışçıl sakin ve uyumlu olan medeni Uygur halkı, bütün dünyanın gözleri önünde büyük bir dram yaşıyor. Uygurların
tamamının pasaportları iptal edilmiş halde, yurt dışına çıkışları yasak.
Doğu Türkistan’a geri dönen öğrencilerin izinle yurt dışına öğrenci olarak çıkmalarına rağmen başlarına siyah çuvallar geçirilerek
terörist muamelesi görüyorlar. Bunu, sahip olduğu değerlerine bakılmaksınız, ister milli değerlerine düşkün Uygurlar olsun, dindar
veya ateist olsun, komünist parti üyesi olsun Uygurların hepsine uyguluyorlar.
Çin lehine yazı ve çalışmaları olan Uygur sanatçı ve bilim adamlarının bile kamplara alınıp mahkûm edilmesi nasıl bir dramın
yaşandığının emarelerinden küçük birkaçı.
Çin makamları, bütün bunların ötesinde vicdanı olan herkesi kahredecek başka bir uygulamayı yapıyor. Anne-babayı toplama
kampına alıp çocuklarına akrabalarının bakmak istemeleri halinde yardım edenleri de içeri alıyor. Sokaklarda başsız kalan küçücük
Uygur çocukları ise sahipsiz diyerek toplanıyor ve başka şehirlerdeki çocuk yetiştirme yurtlarına gönderilerek kimliğinden kopartılıyor.
Bu çocuklara Uygurca yasaklanarak ve sadece Çince öğreterek asimile edilmeye çalışılıyor. Bütün bu aktardıklarım gerek dünya
basınında yer alan haberler ve gerekse birinci ağızlardan dinlediğim gerçek ve yaşanmakta olan olaylar.

Tarih boyunca o bölgede yaşamış olan 20 milyonluk Türk dilli bir halkın ve Çin seddinin çekilmesinden 2 bin yıl sonra kindar Çin
milliyetçiliği tarafından asimilasyonu yaşanılıyor. Çin devleti bütün insan hakları belgelerine, insani ve vicdani bütün insani
kazanımlara ve hatta ırkçılığı reddeden komünist ideolojiye açık bir ırkçılık yaparak ihanet ediyor. Böylece bir halk en ağır ihlal
metotlarıyla suçlu olup olmadığına, eğitim durumuna, sosyal statüsüne, kültür ve bilgi birikimine bakılmaksızın özellikle hedef
alınarak yok edilmeye çalışılıyor.
Temel insan ve hak özgürlüklerini Orta çağ döneminin ilkel dönemlerindeki gibi ihlal ediyor. Onun bu uygulamaları en son Nazi
Almanya’sında Yahudilerin top yekûn cezalandırılması vahşetinde yaşanmıştı. Bir halkı top yekûn cezalandırmak, bütün insan hakları
belgelerine göre insanlık suçudur, aynı zamanda ağır bir trajedidir.
Türkiye’ye son dönemlerde gelmiş olan, çoğu öğrenci veya tacir olan 5-6 bin kadar Uygur’un Türk vatandaşı olması meselesi acilen
gündeme sokulmalıdır.
Diğer ülkelerin tereddütsüz vatandaşlık verdiği ve Kanada’nın 3 bine yakın Uygur’u almaya hazır olduğunu ifade ettiği bir ortamda
Uygurların tarih boyunca ikinci vatan olarak gördüğü Türkiye olarak bu drama gözlerimizi yumamayız, kulaklarımızı tıkayamayız ve
ölü taklidi yapamayız.
Uygurlar gündemimizde olan (Suriyeli) hiçbir mazlum halktan değersiz değiller. Hiçbir başka milletten bize daha uzak değiller. Acilen  güvenlik soruşturmaları yapılarak vatandaşlık vermezsek her bir idam, Çinlileştirilen hir bir mazlümUygur çocuğunun hakkı  yakalarımızda asılı kalacaktır.Bu vebalı ise Türk Milleti olarak asla kaldıramayacaktır.

Kaynak :  https://www.habercim19.com/dunya/onlarin-sesini-duy-hukumet-h53315.html

Share
398 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ