logo

trugen jacn

SON YILLARDA GELİŞTİĞİ SÖYLENEN TÜRKİYE – ÇİN STRATEJİK İŞBİRLİĞİ ÜZERİNE

Dilşatsultan UYGUR

Son yıllarda Türkiye ile kadim Türk yurdu ve Uygur Türklerinin ana vatanı Doğu Türkistan’ı 1949 yılından beri işgal altında tutan Çin Halk Cumhuriyeti ile stratejik işbirliğinin bir çok konuda büyük gelişmeler kaydettiği söylenmektedir. Çin yönetimi Doğu Türkistan’da yaşayan Müslüman Türklerini insani ve temel hakları ile uluslar arası hukuktan  doğan meşru  haklarından mahrum bırakmaktadır. Uygur,Kazak,Kırgizlar başta olmak üzere bu ülkenin esas sakinleri ve sahipleri olan Müslüman Türklerin Çin anayasasında taahhüt edilen kendi dillerini ve kültürlerini yaşatma ve koruma haklarını en ağır biçimde baskı altına almakta ve dini ibadetler başta olmak üzere bütün günlük yaşantılarını  gözetim ve kontrol altına   alarak  etnik  kimliklerini ve özelliklerini yasaklamış bulunmaktadır. Çin yönetimi,bu ülke’de yaşayan ve azınlık olarak tanımladığı Müslüman Türk halkının yasal ve barışçı yollardan hak arama taleplerini ise, ülke güvenliğini tehdit eden terör faaliyetleri yaftasıyla Uygurlara karşı yürüttüğü şiddet ve devlet terörü içerikli Faşist politikalarını ara vermeden sürdürmektedir. Bu insanlık dışı politika ve icraatlarını başarıya ulaştırmak için kendini dünyaya haklı göstermeye çalışırken,  kendi Han ırkından olmayan diğer bütün etnik kimliklere sahip toplumları assimile ederek ve dönüştürerek yok etmeye yönelik yürüttüğü etnik savaş, sadece ülke içinde değil, yabancı ülkelerde yaşayan Uyguları de kapsamaktadır. Çin yönetimi, başta Türkiye olmak üzere Uygurların yoğun olarak  yaşadığı  ülkelerde,  vicdan ve onur yoksunu, düşük karakterli ve  hain ruhlu  marjinal de olsa bazı sözde  Doğu Türkistanlıları   maddi çıkar  karşılığı   iğfal ederek onları işbirlikçi olarak kullanmaya çalışmaktadır.

T.C.Devletimizin Ve Doğu Türkistanlı Hayırseverlerin Sağladığı İmkanlarla Okuyan ancan daha sonra Çinlilere Çalışan İşbirlikçi Mevlüde Aziz  Ve ÇKP.li  Patronu 30.09.2016

Hatta basından da yakından takip ettiğimiz gibi yine Türkiye’de bazı  marjinal Mao’cu siyasi guruplar ve onların güdümündeki medya’yı kullanarak yıllardan beri Doğu Türkistanda icra etmekte oldukları  baskı,zulüm ve insanlık  dışı cinayetlerini perdeleme,unutturma yolunda yoğun çaba sarfetmektedir.  Hatta İşgalcı Çin’in Ülkemizdeki İşbirlikçileri Doğu Türkistan’ın Çin tarafından adeta bir gül Bahçesine dönüştürüldüğünü ve Uygurların ve diğer Türklerin çok mutlu(!) yaşadıkları yalanlarını sıkılmadan utanmadan ve arlanmadan vicdansızca yazmaktan çekinmemektedirler.  Türkiye dahil, demokratik rejimle idare edilen ülkelerde bu gibi zalimlerden yana olan İşibirlikçiler ifade ve medya özgürlüğü çerçevesinde değerlendirildiğinden,  bu suçları işleyenlere karşı  hiç bir cezai müeyyede uygulanmamaktadır.

Buna bir örnek: Hareketlerinin şüphe uyandırmasıyla fark edilen  bir  Uygur ajanın, kalabalık yerlerde kimseye sezdirmediğini zannederek Uygurları videoya çekip an-be-an Çin’e gönderdiklerine şahit olunmuş, polise teslim edilen bu ajanlara herhangi bir ceza verildiği duyulmamıştır. Bu durum, Türkiye gibi hür ve demokratik bir ülke’de yaşayan   Uygurları tedirgin etmiş ve  huzurunu kaçırmıştır.
Şu fani alemde Doğu Türkistanlı Türklerin yegane hamisi,dert ve sorunlarının  çözüm ortağı   sadece ve sadece aziz Türk Milleti ve bunların başında da Anadolu Türkleri gelmektedir.  Bu konu’da  Türk Miletini temsil eden    az sayıdaki  STK. kuruluşu vardır.Bunun dışında Doğu Türkistanlıların  haklarını savunan bu  sivil toplum kuruluşu dışında güvenebileceğimiz ülke ve millet yoktur. Görünürde Doğu Türkistan davasına destek veren başta ABD olmak üzere bir çok devletin, kendi çıkarları için Uygur ve davasını Çin’e karşı koz olarak kullandığı bir gerçektir. ABD’nin menfaat gereği tükürdüğünü yaladığının yüzlerce örneğinden biride şudur ;  Hatırladığım kadarıyla 1989-1990-1991 yıllarının birinde( Pekin’de bulunduğum ve ÇHC Merkezi Televizyon kanalında  bizzat izlediğim) adı geçen ülkenin  Dışişleri Bakanı, Çin’e yaptığı resmi ziyaret sırasında, vatanının bağımsızlığı için mücadele eden Uyguları terörist ilan eden bir beyanat vererek  Çin’in   yanında yer aldığını, bir yıl sonra ise Uygurları ve Doğu Türkistan davasını desteklediklerini açıklamaktan çekinmemişti.
ABD’nin iki yüzlülüğünü şimdiye kadar çokça gördük. Bazı iddialara göre 15 Temmuz darbe girişimi, ABD’nin işi olup, FETÖ sadece bir figürandı. En son olarak, terörist ilan ettiği PKK’nın kardeş kuruluşu olan PYD ve YPG’ye Suriye’de binlerce tır silahı bedava verdiğini görmekle kalmadık, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) “Cehennem köpekleri” diye haber verdiği DAEŞ (İŞİD) mensuplarının silah ve aileleriyle birlikte PKK ve YPG refakatinde Rakka’dan sağ salim ayrılmalarını sağladığına da şahit olduk. Hem de “müttefikimiz” söylemini dilinden düşürmediği Türkiye’nin gözünün içine baka baka.
ABD ve Almanya başta olmak üzere bazı batı devletlerinin hatta NATO’nun son zamanlarda Türkiye’ye ettiği ihanetler nedeniyle hükümetin bunlara karşı doğuda ittifak arayışına girip Rusya, İran ve bazı Arap ülkeleriyle ilişkisini iyileştirme stratejisini haklı ve doğru buluyor, Türkiye adına seviniyorduk. Ancak hükümetin, adı geçen ülkeler ile ittifak kurmakla kalmayıp, Çin’i de bu ittifaka dahil etme çabası bizi hayal kırığına uğratmıştır. Çünkü tahmin ettiğimiz gibi Komünist Çin hükümeti, bu ittifak için Türkiye’nin önüne Uygurların sürdürdüğü Doğu Türkistan’ın temel  hukuk  ve insanı hakları ile  bağımsızlık mücadelesine karşı işbirliği şartını koymuştur. Çin hükümetinin tamamen haksız olarak nitelendirdiği “teröristlerin”, haksızlığa itiraz edip vatanını bu zalimlerden geri almak için mücadele eden Uygur yiğitleri olduğunu ispat eden binlerce belgeler dururken, basiretli bir lidere sahip T.C. hükümetinin, Çin ile sözde “teröre” karşı işbirliğini kabul etmesi hayret vericidir. Bu şartı kabul ile Türkiye, Komünist Çin hükümetinin oyununa gelerek, Uygurları sadece kendi vatanlarında değil,  Türkiye başta dünyanın her yerinde yok etmek  amacına bir nev’i destek   olmaktadır.
Öte yandan Türkiye’nin, Çin ile  strateji işbirliği  kapsamında katılmaya arzu ettiği Şanghay İşbirliği Teşkilatının esas amacı da,  Komünist Çin’in  bu Örgüt’e üye  ülkeleri  kendi kardeşleri olan mazlum ve masum  Uygurları   terörist olarak kabul ettirdiği Uygurlara karşı  yaptığı işbirliğidir. Bu amaç doğrultusunda anılan örgütün gündeminde sözde terörle ortak mücadele merkezi oluşturulmasını sağlayan Çin, teşkilatın düzenli olarak terörle mücadele tatbikatlarının, ülkelerine sığınan Uygurların Çin’e iadesine ilişkin adli işbirliği ve bilgi paylaşımı  gibi çok önemli stratejik konularda çok başarılı olmuştur. Çin’in Uygurlara karşı akıl almaz Faşist uygulamaları, uluslar arası toplum ve küresel sosyal ve siyasal arenada eleştirilip kınanırken, Türkiye hükümetinin bu teşkilata katılma arzusunu anlamak mümkün değildir.
Dört bir taraftan saldırıya uğrayan Türkiye’nin durumunu ve bu zor durumu lehine çevirmek için hükümetin giriştiği çabaları yakinen görüyor   ve anlayabiliyoruz. Ancak  Türkiye Cumhuriyeti   Cumhurbaşkanlığı forsundaki 16 tarihi Türk devletinin  biri olan  Uygur devleti ile yine Uygurların da katılımıyla kurulan Göktürk ve Karahanlı gibi devletler dahil, 16 kadim Türk devletini temsil eden  16 yıldızlı sembolü kullanan  Türkiye Cumhuriyeti devletimizin Uygur Türklerinin günümüzde çok kritik durumda olan ve Çin’in bir an önce toptan katlederek bu dünyadan yok etmek istediği Doğu Türkistan Türkleri ; Uygurlar, Kazaklar,Kırgizlar ve diğer Türk halkları için de bir şeyler yapması gerekmez mi ?

Çok yerinde  ve çok haklı gerekçelerle İsrail’e, ABD’ye ve Almanya gibi AB.ülkelerine   cesurca  kafa tutabilen, “Dünya beşten büyüktür” diye haykırabilen hükümetimizin, bu sözde “Beş’in biri olan ”  Çin’e karşı   da  Doğu Türkistanlı soydaşlarına karşı yapılan Çin zulmüne de en azından sözlü de olsa bir tavır kayması gerekmez mi  ?

İslam Kardeşliği. Soydaşlık hukuku,islamın temel hükümlerinden biri olan hak,hukuk ve adalet  ilkeleri bunu emretmiyor mu ?

Türk-İslam aleminin Sözcüsü,hamisi ve  haklı olarak  lideri olarak kabul ettiğimiz Türkiye’mizin çok Muhterem   akıllı, tecrübeli ve mahir liderlerine siyaset öğretmek,elbette ki asla  haddimiz değildir. Burada bizim amacımız yıllarca bu ülkede kalan v ve Çin Üniversitelerinde  öğrenim  gören ve Çin ulusunu ve devlet sistimini çok iyi ve yakından tanıyan Doğu Türkistan asıllı bir Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı olarak bildiklerimi paylaşmak ve ifade özgürlüğümüz noktasında fikirlerimizi beyan etmektir. Çin ulusu ve toplumunu  ve ÇKP.rejimini   çok yakinen ve daha iyi tanıyan bir kişi olarak  Çin yönetimine  asla güvenilmemesi  hususunda uyarıda bulunmaktır.
Çin’in devlet yönetim sistemini temelini  atan ve savaş stratejileri uzmanı Sun Tzu’nun “Savaşın en üstün sanatı, düşmanları savaşmadan ezmektir” sözü meşhurdur. Bu stratejiyi ustaca ve sinsice uygulayan Çin Komünist Partisinin tarihi, gizemlerle doludur. Komünist Çin hükümeti, düşmanlarına karşı uyguladıkları bu entrika stratejisi ile Doğu Türkistan’a tam hakim olmak ve Uygurların soyunu kurutmak için  ilham ve güç kaynağı  ve yegane hamisi olan aziz Türkiye’mizi  kullanmak  istemektedir. Stratejik işbirliği ve dostluğu parlak söylemleri altında  iki ülke arasında varılan son işbirliği mutabakatı ile  Çin, attığı bir taşla iki değil, çokça  kuş vurma taktiğini kullanmak  amacını taşımaktadır.

( 1.bölümün sonu.Yazı devam edecek.)

Share
697 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ