logo

trugen jacn
28 Mayıs 2015

DOĞU TÜRKİSTAN’İN GELECEĞİ VE ÇİN (2.BÖLÜM )

AhmetogluT

Yrd.Doç.Dr.Ali AHMETBEYOĞLU(İstanbul Ün.Edebiyat Fak. Tarih bölümü )

Türk ahali sağlık hizmetlerinden de mahrum bırakılmıştır. Çinli nüfusun ℅ 95’i devletin ücretsiz sağlık hizmetlerinden yararlanmasına karşılık, bu oran Müslüman Türkler için ancak ℅ 12 civarındadır. Kalanlar ise ücret ödemek zorundadırlar. Son zamanlarda Çin Yönetimi “Devlet Dili Eğitim Hareketi” diye bir uygulama başlatmıştır. Devlet Memuru olan bütün Türkler zorunlu olarak 6 ay süre ile Çince dil eğitimine tabi tutulmuşlardır. Kurs neticesinde yapılan Çince Dil imtihanında başarılı olamayan devlet memurlarının işlerine son verilmekte, böylece yerli memurları işten çıkarma planı gerçekleştirilmektedir. Basın-yayın ürünlerinin büyük bir bölümü Çincedir. Ancak Uygur Türkçesinde yazılmış ‘aile planlaması’, ‘camiye kimler giremez’ gibi propaganda içerikli afişleri ise, Doğu Türkistan’ın ücra köşeleri de dâhil her yerde görmek mümkündür. Türkçe yayınların oranı sadece ℅ 16’dır. Çin Komünist Partisinin kontrol ve tekelinde olan basın yayın organları etnik Türk Dili ve lehçelerinin gelişmesine engeller koymaktadır. Teknik ve çağdaş terimlerin Çince olarak öğrenilmesi ve kullanılması zorunlu hale getirilmiştir.

Üniversitelerde eğitim dili Çincedir. Türk öğretim üyeleri öğrencilere dersi Çince olarak anlatmaya zorlanmaktadır. Türk bilim adamları ile yazarlarının millî, dinî, tarihî konularda eser yazmaları “bölücülük ve milliyetçilik yapmak, bu suretle Çin’i parçalamaya çalışmak” suçlaması ile engellenmektedir. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Doğu Türkistanlı ünlü bir tarihçi olan Prof. Dr. Turgun Almas’ın başına gelenlerdir. Türk örf ve adetleri, gelenek ve görenekleri, Türk mitolojisi, Nevruz bayramı, Meşrep, düğün törenleri, binlerce yıllık ata sporumuz oğlak vb. gibi Türk kültür ve medeniyetinin temel öğeleri olan etkinlikler, “Millî bölücülüğü çağrıştıran faaliyet” olarak kabul edilerek yasaklanmıştır.
Doğu Türkistan’da halkın siyasî hürriyeti yoktur, Türk olan sözde Özerk Hükümet Reisi’nin yetkisi olmadığından bütün güç Çinli Doğu Türkistan Komünist Parti Sekreteri’nin elindedir. Son dönemlerde ‘Uygur Özerk Bölgesi’ statüsünü tamamen ortadan kaldırmaya yönelik, Doğu Türkistan’ı ‘Kuzey Şin-ciang’ ve ‘Güney-Şinciang’ şeklinde ikiye ayırarak, özerklik ve Uygur isminin tamamen ortadan kaldırılması doğrultusunda başlatılan taslak çalışmalar, oldukça düşündürücüdür. Önemli mevkilerin hemen hemen tamamında Çinliler bulunmaktadır. “Gerekirse mevki verin, fakat yetkiyi teslim etmeyin” siyaseti uygulanmaktadır. Akrabalarını görmek, vatanı ziyaret etmek maksadıyla Doğu Türkistan’a giden Türkler çeşitli zorluklarla karşı karşıya bırakılmaktadır. Hatta turistik geziler için Doğu Türkistan’a giden yabancılara da kara yolculuğu kısıtlanmakta ve yabancılar takip altına alınmaktadırlar. Yapılan telefon görüşmeleri dinlenmekte, sakıncalı gördükleri internet sitelerine ulaşımları engellenmektedir. Ayrıca sık sık tatbikatlar gerçekleştirilerek halka gözdağı verilmekte ve insanlar sindirilmeye çalışılmaktadır.
Dinî, millî, kültürel köklerinden kopartılmak ve etnik soykırıma tabi tutulmak istenen Uygur Türkleri, bir nevi Çinlileştirme demek olan asimilasyona maruz bırakılmaktadır. Türk tarihi, kültür ve medeniyeti çarpıtılarak özellikle Uygur Türklerinin zorla Şin-cianglı (Sin-canlı) olduklarına inandırılmaya çalışılmış, bu gaye ile birçok şehir ve kasabanın Türk isimleri değiştirilip Çince isimler verilmiştir. Çin’in başka eyaletlerinden yüz binlerce Çinli göçmen getirilip Türk unsuru kontrol ve baskı altında tutularak eritilmek istenmiştir. Böylece 1949 yılından itibaren Doğu Türkistan’ın demografik yapısı hızla değişmeye başlamıştır. Doğu Türkistan’a yerleştirilen Çinlilere en verimli topraklar verilerek, müteşebbisler için de her türlü kolaylık ve teşvik sağlanmıştır. Çin Hükümeti, ‘‘Kuzey Batı Bölgesi’ni İskâna Açmak’’ projesi çerçevesinde Tibet’ten doğan ve güneye akıp giden Jin Sha-jiang Nehri’nin yönünü değiştirerek nehir sularını tünellerle Doğu Türkistan’ın Taklamakan Bölgesi’ne akıtma projesi üzerinde çalışmaktadır ve bu iş için Dünya Bankası’ndan kredi temin etmek gayesiyle teşebbüslere başlamıştır. Taklamakan Çölü’ne su getirilmesi projesiyle Doğu Türkistan’a milyonlarca Çinli göçmenin yerleştirilmesi hedeflenmiştir. Çin İşgal Yönetimi son zamanlarda aldığı bir karar ile Çinli nüfusun az olduğu Tarım Havzası’nın büyük yerleşim bölgelerinden Hotan ve civarına altı yüz bin Çinli göçmen getirip yerleştirmeye başlamıştır. Çinli göçmenler Türklerden gasp edilen verimli arazilere ve sanayi merkezlerine yerleştirilmektedir. Buralardan zorla göç ettirilen Türkler ise, suyu ve alt yapısı olmayan elverişsiz bölgelere sürülmektedir. Ayrıca güvenliği sağlamak gayesiyle çok sayıda Çinli asker ve polis de bölgede istihkâm edilmişlerdir. Bu arada Türk toprağında Çinli nüfusun artmasıyla birlikte Türkler, Çinlilerle evlenmeye ve şehirleri terk edip köylerde yaşamaya zorlanmışlardır. Uygulanan politikalar sonucunda 1929-1949 yılları arasında Doğu Türkistan’da yaşayan Han Çinlilerinin oranı %4 ile %6 arasındayken, bugün bu oran %40’ı aşmıştır. Bütün bunlara ilaveten Doğu Türkistan’ın tarihi merkezi Kaşgar’ın mahalleleri, modernize edilme bahanesiyle yıkılmaya başlanmıştır. Eski Kaşgar’ı yıkmak Uygur kimliğini yok etmek demektir.
Nüfus artışına mani olmak için şehirde yaşayanlara bir, kırsal kesimdekilere ise iki çocuktan fazla çocuk sahibi olmaya müsaade edilmeyen Doğu Türkistan Türklerine, kısırlaştırma başta olmak üzere çeşitli doğum kontrol yöntemleri uygulanmakta ve bir insanlık suçu olan zorla kürtaj yaptırılmaktadırlar. Türk nüfusunun artmaması için mahalleler, köyler, kasabalar çok sıkı kontrol altında tutulmaktadır. Çinli memurlar, Türk kadınlarının hamileliğini engelledikleri takdirde mükâfat almaktadırlar. Doğum merkezlerinde hamile kadınların 7–8 aylık bebekleri iğne ile öldürmekte ve sonra tıbbi olmayan usullerle kadınların karınları kesilerek çocukları dışarı çıkarılmaktadır. Bunun sonucunda bebeğin yanı sıra anne ölümleri de olmaktadır (son günlerde Hotan’da 10 aylık bir bebek anne karnından sağ çıkartıldıktan sonra doktorlar tarafından üzerine basarak öldürülmüştür).
Uygur Türkleri, bugünleri ve gelecekleri açısından tehlikeli sonuçlara yol açan nükleer tehdit ve çevre meseleleri ile karşı karşıya bulunmaktadır. Nitekim Çin’in en büyük nükleer merkezi ve deneme alanı Doğu Türkistan’dır. Hükümet hiçbir koruyucu tedbir almaksızın bölgede 1964 yılından günümüze kadar elliye yakın nükleer deneme yapmıştır. Bu vahşet karşısında halk tamamen savunmasız ve korumasızdır.
Çin Halk Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesindeki ‘‘Her Çin vatandaşı dinî inanç ve hürriyete sahiptir. Devlet normal vatandaşların dini faaliyetlerini korur’’ şartına rağmen, Çin idaresi tarafından Uygur Türklerinin İslam dinini öğrenme ve ibadet haklarına zorbalıkla kısıtlamalar getirilerek, Uygur gençleri arasında dinsizliğin yaygınlaştırılması için özel gayretler sarf edilmektedir. Kâğıt üzerinde devlet güvencesi altında olan din ve ibadet hürriyeti yöneticiler tarafından engellenmektedir. Ailelerin çocuklara dinî eğitim vermeleri yasaktır. Hac ibadetine kısıtlamalar getirilmiştir. Hacca giden devlet memurlarının işine son verilmektedir. Nitekim okullara 200 metreden yakın olan camiler, Kur’ân kursları (günümüzde Kur’ân kursları yasa dışı ilan edilmiştir), medreseler kapatılarak dinî kitaplar yakılmıştır. 24 Nisan 2014 günü Çin’in devlet haber ajansı ‘xinhuanet’, Urumçi şehir merkezinde bulunan Halk Meydanında Çin Komünist Parti ilkelerine aykırı bahanesi ile dinî, siyasi kitap ve CD’ler başta olmak üzere 33 milyon adet yazılı ve görsel basın, yayın ürünlerinin toplatılarak imha edildiği haberini yayınlamıştır ( M.Ö 213 yılında İmparator Çin-shihuang da Konfüçyüs’ün kitaplarını yakarak düşüncelerinin yok edebileceğini düşünmüştü). Kitapların yakılma hadisesi Doğu Türkistan’da devamlı bir şekilde uygulanmaktadır. Ayrıca âlimler ve Uygur aydınları da tutuklanarak öldürülmüşlerdir. Bugün dahi 18 yaşından küçüklerin, devlet memurlarının, işçilerin, emeklilerin, kadınların, öğrencilerin camilere girmesinin yasak olduğu Doğu Türkistan’da, yetişkinlerin de gruplar halinde ibadet etmelerine, vaaz verilmesine, uzun dua ve Kur’ân-ı Kerim’deki bazı ayetlerin okunmasına da kısıtlamalar getirilmiştir. Yasaklara uymayanlar ise sorgusuz sualsiz en ağır şekilde cezalandırılmışlardır ve halen de cezalandırılmaktadırlar. Mesela ‘dini tebliğ’ suçu ile hapse mahkûm edilen din âlimi Kuçar’lı Kerem Kari, cezasını tamamlamış olmasına rağmen hiç bir sebep gösterilmeksizin ceza süresi defalarca uzatılmaktadır ki, bu durum çeşitli uluslararası kuruluşlar tarafından da kınanmıştır. Özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra Müslümanlar üzerindeki dinî baskılar büyük oranda artmıştır. Sahte patlama ve şiddet olayları bahane edilerek milliyetçi Uygur gruplarına terörist damgası vurularak gençler yargısızca infaz edilmişlerdir. Çin işi o kadar ileri götürmüştür ki, terörist diye 11–12 yaşındaki çocukları bile işkencenin en yoğun yaşandığı, sağ çıkmanın mucize olduğu ilkel hapishanelere atmışlardır (mesela Urumçi’de yaşları 7–12 arasında iki yüze yakın çocuk yasadışı dinî eğitim aldıkları gerekçesiyle hapse mahkûm edilmiştir.)
Son zamanlarda da Çin işgal altında bulundurduğu Doğu Türkistan’daki İslam’a yönelik baskısını günden güne daha arttırarak devam ettirmektedir. Çin polisleri Doğu Türkistan’daki Müslüman Uygur Türklerin evlerine izinsiz baskın düzenlemekte ve dinî kitapları bulunan Uygur Türklerini sorgusuz sualsiz tutuklayarak hapse atmaktadırlar. Çin Komünist Partisi, Gulca Kazak Özerk İli Samyüzü bölge Komitesi, cami imamı, cami idare heyeti başkanı, cami kontrol memuru ve Birleşik Cephe temsilcilerinden oluşan bir denetim komitesi oluşturarak bölgedeki bütün cami ve mescitleri denetlemiştir. Bu sırada 13 şehir mescidinde namaz kılarken yakalanan iki Uygur öğrenci ağır şekilde cezalandırılmıştır. Xinhua Haber Ajansı’nın internet sitesinde yer alan bir habere göre son bir-iki yılda ülke çapında toplam 4,5 milyon dini yayına el konulmuş, Hotan bölgesinde dini yayınlar dağıtmakla suçlanan bir Müslüman Uygur 10 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Neticede Çin Komünist Devleti Doğu Türkistan’da Müslüman Türklerin dini kitapları evde saklamasını, okumasını ve okutmasını yasaklayarak soykırımın farklı bir çeşidini uygulamaktadır.
Bunların yanında Doğu Türkistan’da Türkler arasında günden güne artmakta olan işsizlik, ırkı aşağılama, Türkleri millî ve kültürel kimliklerinden uzaklaştırmaya yönelik uygulamalar, kültür ve spor faaliyetlerine izin verilmemesi, Türk gençlerinin eğitim-öğretimden yoksun bırakılması, her sahada sürekli artan baskılar Türk gençliğini bunalıma sürüklemekte, uyuşturucu ve gayri ahlakı alışkanlıklar edinmelerine yol açmaktadır. Komünist Çin Yönetimi bu sahada etnik çatışmalardan, nefretin körüklenmesinden gerginliğin tırmandırılmasından beslenmektedir. Doğu Türkistan’da alkollü maddeler başta olmak üzere eroin, esrar, uyuşturucu haplar vb. keyif veren maddelerin satılması idarece adeta teşvik edilmektedir. Ayrıca yaşları 15 ile 25 arasında bulunan ve bugün sayıları dörtyüz bine yaklaşan bekar kızlar başta olmak üzere Uygur gençleri zorla ailelerinden kopartılarak Çin’in içlerine sürülmektedirler. Akıbetleri meçhul bu gençler az bir ücretle sosyal güvenceden mahrum olarak fabrikalarda çalıştırılarak modern köle haline getirilmektedirler.
Son zamanlarda vuku bulan olaylarla yıllardır devlet terörü ile karşı karşıya kalan ve dilini, dinini, millî kimliğini muhafazaya çalışan Uygur Türklerinin tahammül hududu zorlanmıştır. Nitekim Haziran başlarında Yarkent’de Çinli bir öğretmen 23 Uygur Türkü kız çocuğuna cinsel tacizde bulunmuştur. Olayın ortaya çıkması üzerine aileler kanuni yollara başvurarak öğretmenin cezalandırılmasını istemişlerdir. Okul müdürü başta olmak üzere yetkililer failin raporlu hasta olduğunu ileri sürerek meseleyi kapatmaya çalışmışlardır. Tepkilerin artması üzerine öğretmene on yıl ceza verilmiş fakat bu ceza uygulanmamıştır. Bu hadise sıcaklığını korurken 23 Haziran 2009’da Guan-dong Eyaleti Şao-guan şehrinde bir oyuncak fabrikasında çalışan Çinli işçiler Uygur genç kızlarına sarkıntılık etmişlerdir. Üç gün sonra dışarıdan takviyeli ve karanlık devlet güçleri tarafından oldukça iyi organize edilmiş binlerce Çinli işçi, fabrikadaki altı yüzden fazla Uygur işçisinin bulunduğu (bu işçiler iki aydır ücret alamamaktalar ve bütün başvurulara rağmen evli olanlara ev tahsis edilmemektedir) yatakhaneyi basarak sabahın ilk ışıklarına kadar Uygur Türklerine vahşice dayak atmışlardır. Maruz kaldıkları şiddet neticesinde yirmiden fazla Uygur Türkü hayatını kaybetmiştir. Katliamın duyulması ve yaşanılanların tahammül noktasını aşması üzerine Urumçi başta olmak üzere bütün Doğu Türkistan’da 5 Temmuz 2009 olayları patlak vermiştir. Şao-guan’deki Uygur katliamı ile ilgili Çin Hükümeti sonunda mecbur kalarak bir kaç Çinlinin yakalandığını rapor etse de; maruz kaldığı tecavüze, işkenceye, hatta ölüme karşı barışçıl bir şekilde hak talep eden Uygurlar hemen terörist ilan edilerek kurşuna dizilmiştir. ‘‘Tavşan gibi bin yıl yaşamaktansa aslan gibi bir gün yaşamak daha iyidir’’, ‘‘Hakaretli yaşamdan sadakatli ölüm yeğdir’’ noktasına gelen Uygur Türkleri zulme baş kaldırmıştır.
Ana hatlarıyla belirttiğimiz Doğu Türkistan’ın ehemmiyeti ile işgalci Çin idaresinin emperyalist politikalarının neticesi 65 yıldır maruz kalınan zulmün yansıması ve Çin toplum mühendisliğini iflas ettiren 5 Temmuz 2009 Urumçi hadiseleri, milletlerarası nüfuz mücadelesindeki Doğu Türkistan’ın yerini, önemini bir nebze ortaya koymaktadır. Bunun yanında kamuoyu tarafından yakından takip edilen ve infiale sebep olan Temmuz hadiselerinin bilançosu Uygur Türkleri için çok ağır olmuştur. Yapılan soykırımın mahiyeti anlaşılmasın diye olaylara şahit olabilecek alanlarda çalışan (doktor, polis, asker, otobüs şoförü gibi) Uygurlar ya mecburi izne çıkartılmış ya da çeşitli bahanelerle katliam yerlerinden uzaklaştırılmışlardır. Nitekim Nazi Almanya’sını andıran Çin vahşeti neticesinde binlerce Türk şehid edilmiş, on binlerce insan sorgusuz sualsiz tutuklanmış ve ağır işkencelere maruz bırakılmıştır. Açık bir hapishaneye dönüştürülen Doğu Türkistan’da telefon, internet gibi bütün iletişim araçları yaklaşık 10 ay boyunca kapatılmıştır (gerek gördükleri anda bu yola yine başvurmaktadırlar). Sabah evden çıkanların akşam dönüp dönmeyecekleri meçhuldür. Tepkilere rağmen dünya ile alay edercesine hukuk dışı idamlar, gizli infazlar, baskı ve zulümler artarak devam etmektedir. Olaylar yatıştıktan kısa bir süre sonra Çin yönetimi, televizyonların daha net seyredileceği bahanesiyle teknik ayarlama yapmak için Urumçi’deki Uygur Türklerinin evlerine girerek bir kutu takmaya başlamıştır. İstemeyenlere de mecbur tutulan bu kutuların dinleme aleti olduğu tespit edilmiştir. Yakın zamanda yapılan kanuni düzenlemelerle nüfus kaydı Urumçi’de olmayan Uygurların ticaret, eğitim gibi değişik gayelerle Urumçi’de ikamet etmeleri çok ağır şartlara bağlanarak adeta imkânsız hale getirilmiştir. Ayrıca 5 Temmuz katliamında çocuklarını kaybeden ailelere Urumçi’de ev kiralanmaması hususunda güvenlik birimleri tarafından resmi yazılar yazılmıştır (zira çocuklarının akıbetini sorma hakları bile olmayan Uygur ailelerden şikâyette bulunanlar tahdide maruz kalmış, bazıları hapse dahi atılmışlardır). Güvenlik güçlerine istedikleri anda yüz günlük olağanüstü hal ilan etme ve Uygur Türklerini terörist, bölücü, radikal İslamcı gibi yaftalarla tutuklama yetkisi verilmiştir (şu an bir yıllık olağanüstü hal ilan edilmiştir). Uygur Türkleri, son günlerde Amerika’daki ırk ayrımcılığı günlerini andıran uygulamalara maruz kalmaktadırlar. Uygurların dini inancı, milli örf – adetleri emsali görülmemiş derecede hakarete uğramış ve aşağılanmıştır. Çin’in değişik bölgelerinde ve Doğu Türkistan’daki büyük alış-veriş merkezlerine, otellere, turistik yerlere Uygurlar giremeyecek konuma gelmiştir. Her hangi bir resmi kuruma, hastaneye, kütüphaneye, yolcu otobüsüne hatta taksiye bile başörtülü kadınlar alınmazken, birçok benzin istasyonlarında başörtülü kadınlara benzin satılmayacaktır yazısı asılmıştır. Yolcu otobüsünde namaz kılan Uygur dede Çinli şoför tarafından dövülmüş ve bir kaç görgü tanıklarının şahitlik etmesine rağmen her hangi bir soruşturma yapılmamıştır. (2.bölümün sonu – devam edecek.)

Etiketler: » » » » »
Share
1536 Kez Görüntülendi.