ÇİN,”ETNİK BİRLİK YASASI”İLE BASKI VE ETNİK SOYKIRIMIN ŞİDDETİNİ DAHA DA ARTTIRIYOR
Ömer Kanat (Uygur İnsan Hakları Projesi(UHRP) Direktörü-ABDÇeşitli insan hakları ve hukuk kuruluşlarının uyardığı gibi , Çin bu yeni yasa ile Sözde Özerk bölgelerdeki bölgesel özerklik vaadinden bile dramatik bir şekilde uzaklaşıyor. ÇKP Lideri Xi Jinping’in Çinli olmayan halkları bir an önce dönüştürmek için zorla bu ve diğer asimilasyon kampanyaları ile koyduğu uygulamalarını yönetimin tüm safhalarında ve hükümetin ve kamusal yaşamın neredeyse her alanına yaygınlaştırıyor. Xi bütün bunları yaparken, çıkardığı bu Etnik Birlik yasası Çin’in kendi anayasasının hükümlerini bile ihlal ediyor. Bu son durum Uygurlar için bu yeni bir durum değil. Çünkü Çin yönetiminin en önemli ve en üst düzey bir yekilisi olan ÇKP Lideri Xi Jingping 2017’de ÇKP İşgal yönetiminin Uygurlara yönelik stratejisini sızdırılan ÇKP üst Düzey Liderlerinin Konuşma kayıtlarındaki şu sözlerle özetlemişti :
“ONLARIN(UYGURLARIN)SOYLARINI VE KÖKLERİNİ KOPARIN!”
” ONLARIN(UYGURLARIN) TÜM ETNİK KÖKENLERİNİ KIRIN VE YOK EDİN!“
O tarihten beri Çinli yetkililerin( ÇKP Genel SekreteriXi’nin) bu sözlerine dayanarak , Çin’in Uygur bölgesindeki insan hakları ihlalleri ABD hükümeti başta 11 ülke ve birçok ülkenin ulusal parlamentoları tarafından resmen soykırım ve insanlığa karşı suç olarak tanındı.(2021 yılı sonrası) Çin yönetimi bu süreçte, Uygurlar başta bölgede yaşayan diğer Türk halklarının sosyal, kültürel ve dini yaşamını sistematik olarak ortadan kaldırdı. Çin işgal rejimini İslam dinini ve Türk/Uygur etnik kimliğini Çin Komünist Partisi’ne bağlılıkla değiştirmeye çalıştı. Bunu gerçekleştirmek için Çin tiipi toplama kampları uygulamasını başlattı. Uygurları toplu şekilde göz altına alarak bu kamplara hapsetti. Bu kamplarda esir tutulan Uygurların maruz kaldığı beyin yıkama ve diğer insanlık dışı baskı ve zulüm uygulamaları , şimdi Doğu Türkistan’ın( Uygur anavatanının) her yerinde günlük normal hayata yansıtılıyor.
Bu yasa ile değişen şudur : Bir zamanlar bölgesel kampanyalar olarak nitelendirilebilecek hükümet uygulamaları/eylemleri artık ulusal mevzuata Ülke sınırlarına dahil edildi. Bu Etnik birlik yasası ile bu yasak ve kısıtlamaların genişletilmesi çok daha kolay, bunlara karşı çıkmak ise daha zor hale gelecek.
Etnik Birlik Yasası’nın Bazı Maddeleri
Her dereceli Okulları, dini kurumları, hükümetin tüm kademeleri ve hatta aileleri, Çin Komünist Partisi’nin “etnik birlik” tanımını öğrenmek, ideolojik olarak aşılanmak ve tamamını uygulamaktan sorumlu tutuyor.
Her Aile ve Ebeveynler ” Çocuklarına Çin Komünist Partisi’ni sevmeyi öğretecektir.
Bunun için Okulların her kademesinde çocuklarının eğitmelerini ve yönlendirmelerini kesinlikle sağlayacaktır.
2002 yılında yürürlüğe konulan Çift iki dilli eğitim uygulaması Çocukların okul öncesi(Ana Okulu) döneminden itibaren Çin(Mandarin) dili olacak ve ana dili Çince ile değiştirilecektir.
Dini kurumların(ÇKP Partisine bağlı Dini Kurumlar ) İslam başta diğer tüm dinlerin “Çinlileştirilmesi” uygulamasını gerçekleştirmek için titizlikle ve ısrarla hareket edecektir.
Başka bir deyişle, diğer inanç sahibi tüm çocuklar Çin Komünist Partisi’ni sevmeye yönelik olarak yetiştirilmelidir.
Azınlıkların tüm diller hayatın tüm safhalarında yerini Çin diline(Mandarin’e) bırakacak ve her Çin Vatandaşı birey bu dili kullanacaktır.
Herhangi bir dini inanç, din, felsefi düşünce ancak devlete hizmet edecek şekilde yeniden şekillendirildiğinde ancak uygulanmasına izin verilebilir.
Yasanın Uygulanması ve Sonuçları
Temmuz ayında uygulanmaya başlanan bu Yasanın etkileri şimdiden açık ve net şekilde görülebiliyor. Şöyle ki ;
Çin sosyal medyasında paylaşılan videolarda, kentlerin cadde ve sokaklarındaki dükkanlar ve iş yerlerindeki diğer Uygurca tabelaların kaldırılarak yerine Çince tabelaların konulduğu gösteriliyor.
Uygurlar, kendilerine yönelik bu hukuk dışı ÇKP baskılarını artık açıkça ifade edemiyor ve her hangi bir tepki gösteremiyor.
ÇKP işgal rejimine açıkça kadrolarına gözleri önünde direnemiyor. Hatta bu uygulamalar hakkındaki düşünce ve üzüntülerini bile ifade edemiyorlar. Bu yasa ve uygulanmasına yönelik herhangi bir olumsuz tepki, “etnik birliğe” karşı direniş olarak nitelendirilebiliyor ve bu da kişiyi sorgulanma, gözaltına alınma ve tutuklanma riskiyle karşı karşıya bırakıyor.
Çin’in bu etnik Birlik Yasasının yürürlüğe girmesinden sadece üç gün sonra, iki Uygur kız kardeş ve annelerinin Türkiye’deki diğer kız kardeşlerine mal gönderdikleri gerekçesiyle tutuklandığı görüldü.
Urumçi’de yaşayan Uygur Hanım Türkiye’deki Kız kardeşinin işine yardım ettiği ve satması için mal gönderdiği için “terörizmi desteklemekle” suçlandı hemen tutuklandı.
Çin işgal rejiminin Doğu Türkistan’da yaşayan Uygurların yurtdışındaki aile ve yakınları ile bir şekilde leriyle iletişim kurdukları için cezalandırması yeni bir durum olmasa da, yeni çıkarılan ve Temmuz ayında uygulanmaya başlanan etnik birlik yasası, zaten kötüye kullanılan bir sisteme, normal aile bağlarını, kültürel ifadeyi ve yurtdışı iletişimini ulusal birliğe tehdit olarak nitelendirmek için daha da geniş bir kelime dağarcığı kazandırıyor.
Çin’in bu Etnik Birlik yasasından doğan sınır aşan baskı, zulüm ve diğer Tehlike ve tehditler , Çin sınırlarının ötesinde yaşayan Uygurları ve diğer bireyleri de kapsıyor.
Bu yasanın 63. maddesi, Çin işgal rejiminin etnik birliği zayıflattığı veya etnik bölünme yarattığı iddiası ile yurt dışında faaliyet gösteren kişilerin ve yurtdışındaki STK. örgüt ve bireylerin takip edilebileceğini belirtiyor.
Bu yasanın 63.maddesi yurt dışında yaşayan Uygurlar ve diğer Uluslara mensup Çin işgal rejimi muhaliflerini hedef alma ve cezalandırma yetkisi veriyor.
Buna göre Çin işgalinden kaçarak dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan Uygurlar, Tibetliler, Güney Moğollar ve diğer diaspora grupları veya muhalifleri bastırma ve cezalandırma yetkisi veriyor.
Ayrıca, bu 63.madde bu muhaliflere karşı uluslararası baskı için başka bahaneler ve gerekçeler de yaratıyorlar.
Çin’in Etnik Birlik Yasasının Etkisini Göstermeye Başladı
Çin’in Etnik Birlik Yasasının uygulamaya konulmasından bir ay gibi kısa bir süre geçmesine rağmen şimdiden etkisini göstermeye başladı. Kazakistan’da yaşayan bu ülke vatandaşı olan Uygurlar ve Doğu Türkistan ile bağlantılı diğer kişiler, yasanın yürürlüğe girmesinden sonra ciddi olarak “baskı hissettiklerini” belirtiyorlar.
Doğu Türkistan davasının önde gelen Aktivistlerinden Dünya Uygur Kurultayı eski Başkanı Almanya uyruklu dini özgürlükler Konferansına katılmak üzere geldiği Fas’ta gözaltına alındı ve bir süre sonra sınır dışı edildi.
Bu ve benzeri bir çok olay, Çin’in Uygurların yaşadıkları ülkelerin yönetimlerine Uygur Aktivistleri Çin adına baskılamak ve aktivitelerini kısıtlamak ve bu suretle kendilerini sindirmek için nasıl aktif çalıştığını göstermektedir.
Yurt dışında yaşayan Uygurlar başta diğer Çin işgal rejimi muhaliflerinin “etnik birliği zayıflatmak” suçundan yasal sorumlulukla karşı karşıya kalabileceği iddiası her hükümeti endişelendirmelidir.
Uygurlar, Tibetliler, Hong Konglular, Falun Gong Müritleri( uygulayıcıları) Çinli muhalifler ve Tayvanlı inan hakları savunucular, yurt dışında temel insan hakları ve özgürlüklerini kullanmanın kendilerini veya ülkelerinde yaşayan aile ve akrabalarının hayatlarından ciddi olarak endişelenmektedir.
Çin’in Sınır Ötesi Baskılarına Karşı Uluslararası Tepkiler ve önlemler Yetersiz
Çin’in bu sınır ötesi baskılarına karşı Uluslararası tepki şu ana kadar yetersiz kaldığı ve eyleme dönüştürülemediği açık bir gerçektir. Uluslararası toplumun bu konudaki tepkileri bu konudaki taahhütlerinden ziyade açıklamalarla sınırlı kalmıştır.
BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Turk Çin yönetimine bir çağrıda bulunarak bu yasanın yürürlükten kaldırılmasını talep etti. BM.İnsan Hakları Yüksek Komesirliğinin 8 İnsan hakları Özel röportörleri de bu konudaki ciddi endişelerini dile getiren açıklamalar yaptılar.
Avrupa Parlamentosu da bir açıklama yaparak Çin yönetimini bu yasayı yürürlükten kaldırmaya çağırdı.
Ayrıca AB.ile Tayvan yönetimi Çin’in bu etnik birlik yasasını uluslararası alanda geçerli saydığını ve bu yasayı uluslararası düzeyde uygulayabileceği konusunda uyarıda bulundu ve endişelerinin dile getirdi.
Avustralyalı yetkililerin de Çinli muhataplarıyla yaptıkları görüşmelerinde bu konudaki endişelerini dile getirdikleri bildirildi.
ABD.Yönetiminin Tavri Net Değil ve Sessizlik İçinde
Özellikle Amerika Birleşik Devletleri, Trump yönetiminin sessizliğini sürdürmesi ve şimdiye kadar henüz Çin’e karşı net ve açık bir tavır almaması dikkat çekici bulunuyor. Dışişleri Bakanlığı sözcüsü bu tavrı “sorunlu” olarak niteledi.
Bazı Kongre üyeleri ise Trump Yönetimine çağrıda bulunarak Çin’e bu yasanın uygulanması hakkında daha güçlü bir tepki gösterilmesini istedi.
Ancak Trump Yönetiminin bu gayri resmi açıklamalar ve Kongre üyeleri ve Senatörlerin bu konudaki tepkileri ve açıklamaları yeterli olmamıştır.
ABD.yönetimi başta olmak üzere hükümetler, bu yasa konusunda açık ve net olarak kınamaları yayınlamalı, yasanın yürürlükten kaldırılmasını talep etmelidir.
Özellikle İnsan Haklarına duyarlı Ülkeler Uygurlar başta diğer Çin rejim karşıtlarının yaşadıkları ülkelerdeki yasal faaliyetleri, konuşmalar ve eylemleri üzerinde Çin’in hiçbir yargı yetkisinin olmadığını açıkça deklare etmelidir.
Dahası, hükümetler, diasporada yaşayan Çin rejim muhaliflerinin ve topluluklarını Çin’in bu etnik Birlik Yasasından doğan sınır ötesi baskı uygulamalarının önlenmesi ve onları Çin’in tehdit ve baskılarından korumak için koordinasyon içinde ve ortak hareket etmelidir.
ABD yönetimi Çin’in sınır aşan baskılarını ülke sınırları içinde engellemek ve mücadele etmek için 2025 yılında çıkarılan Uygur Politikası Yasasını uygulamaya koymalı ve harfiyen gereğini yapmalıdır. Ayrıca ABD. yönetimi Çin’e karşı Uluslararası Baskı Politikası yasasını de parlamentoya sunmalı ve onaylatmalıdır.
Çin’in Temmuz ayında uygulamaya başladığı etnik birlik yasasının yol açtığı zararlar artık tahmin veya varsayımsal olmayıp tamamen bir gerçektir. Batılı ülkeler ve Hükümetler, Çin’in Çinli olmayan halkları zorla asimilasyon ile dönüştürme çabalarını önlemek için bu insanlık dramı daha da derinleşmeden uluslararası baskıyı daha da kapsamlı ve güçlü şekilde ortaya koymalı ve bir an önce acilen harekete geçmelidir.
Uluslararası toplum ve İnsan Haklarına duyarlı ülkeler çok geç olmadan bu yasa ile temel insanı ve yaşama hakları engellemeler ve yasaklamalar ile ellerinden alınan bu yasaya bir an önce karşı kararlı adımlar atmalı ve en azından Çin’in baskı ve zulmünden ve etnik ayırımcı ve dışlayıcı uygulamalarından kaçarak özgür ülkelere sığınan diasporadaki Uygurlar,Tibetliler ve diğer toplulukların bu temel insanı haklarını korumalıdır.