Son Dakika


5 Ocak’ta, Çin’in en büyük medya kuruluşları, Türkiye’den Urumçi’ye gelen 42 kişiden oluşan “Sincan göçmen aile ziyareti görevi”ni haber yaptı.
Haber, yıllarca süren ayrılıktan sonra aileleriyle yeniden bir araya gelen insanların gözyaşlarını, Urumçi’nin “daha modern” yeni görünümünü ve lezzetli yerel mutfağının övgüsünü vurguluyor. İnsan kucaklaması ve nostaljik bir anavatanın gelişi gibi görünen bu övgüleri dikkatlice analiz edersek, bunların aslında Çin’in kendi siyasi imajını yeniden kazandırmak için tasarlanmış sistematik bir “yumuşak güç” operasyonu olduğunu anlamak zor olmaz.
Gizlenemeyen “uzun göç”
Yoğun şekilde organize edilen “Sincan Akraba Ziyareti Misyonu” Urumçi’nin Tianshan Uluslararası Havalimanı’na vardığında, hükümetin kuruluşu Rashida Rahman tarafından bir Çinli muhabirine şöyle karşılandılar: “Oğlum İstanbul’da çalışıyordu ve yoğun işi yüzünden yıllarca geri dönemedi…” Dedi. 2017’den bu yana Çin yetkililerinin Türkiye dahil 26 ülkeyi “terörizmle bağlantılı ülkeler” olarak tanımladığı ve bu ülkelere dönen Uygurları kamplarda gözaltına aldığı iyi biliniyor. Takip eden yedi ya da sekiz yıl boyunca, yurtdışındaki Uygurların büyük çoğunluğu memleketlerine dönmeye ya da oradaki ebeveynleriyle iletişime geçmeye cesaret edemedi. Ancak Bayan Rashida’nın sözleri istismarı “yıllarca süren meşgullük” olarak tanımlıyor. Çin hükümetinin bu “aile ziyareti” hakkında bu kadar çok tanıtımı da bu noktayı doğruluyor.
Siyasi Misyon: Birleşik Cephe’nin Planı
Bu ziyaretin sıradan bir gezi ya da akrabaları kişisel ziyaret etmemesi ancak organizatörlerden görülebilir. Etkinlik Çin İstanbul Başkonsolosluğu ve Özerk Bölge Parti Komitesi Birlik Cephesi Bölümü’nün doğrudan gözetiminde düzenlendi ve tamamen siyasi bir misyondu. Birleşik Cephe, Çin Komünist Partisi’nin uzmanlaşmış bir organıdır ve diasporayı kontrol etmek, bölmek ve ulusal çıkarlara hizmet etmek görevini yürütmektedir.
Kimliği Basitleştirmek: Yemekleri ve Binaları Gizlemek
Raporda belirtiliyor ki, Irfan Erkin’in “grup” ile “barbekü ve polo” ile ilgili açıklamaları, Çin’in Uygur meselesini “yemek ve festival kültürü” olarak tanımlama stratejisinin tipik bir örneğidir. Çin’de insan hakları ihlalleri, dini inançlara yönelik kısıtlamalar ve ulusal kimliğin baskısı uluslararası gündemde olduğu bir dönemde, sorunu “yiyecek” ve “modern binalar” olarak açıklamaya çalışmak, temel bir trajedinin örtbasından başka bir şey değildir.
İletişim ablukasının dolaylı bir kabulü.
Akademi üyesi Aigülsum Abdulkadir, “akrabalarla telefonda görüşmenin yüz yüze sarılmak için hâlâ yeterli olmadığını” söyledi. Ailelerin sevdiklerini ancak hükümet tarafından organize edilen bir “grupta” gördüklerinde görebilmeleri, Çin’in “akrabalık” duygusunu siyasi bir ödül veya ceza aracı olarak kullandığını gösteriyor.
Diasporanın Etkisi: Korku ve Umudun Çatışması
Çin’in eylemleri, diasporadaki Uygurlar arasında bir dizi tehlikeli psikolojik etkiye odaklanmaktadır:
İç bölünme: “Gidebilecekler” ile “gidemeyenler” arasında şüpheler ve sürtüşmeler yaratarak diasporadaki iyi ve kötü Uygurlar algısı yaratmak.
Öz sansür: “Siyasete” karışmayan veya hükümete yakın yaşayanların anavatanlarını görme “ayrıcalığına” sahip olmasının kabul edilmesi.
Bilgi savaşı: Türkiye’de ve uluslararası toplumda “durum yumuşadı” yanlış algısını abartmak.
Sonuç
Rashida Rahman’ın oğluyla yeniden bir araya gelmenin verdiği sevinc gerçek bir anne duygusudur, ancak Çin devletinin bunu kaydedip dünyaya yayma niyeti sahte ve politiktir. Bu ziyaretler, Çin’in bölgedeki baskısının sona ermek yerine suçlarını örtbas etmek için yeni bir “maske” yaratma aşamasına girdiğini gösteriyor. Gerçek normallik, hükümetin organizasyonuyla değil, her Uygur’un korkusuz, özgürce ve bağımsız olarak memleketine dönebileceği günle başlar.
BENZER HABERLER