Doğu Türkistan Unutuldu mu?
Unutuldu mu diye sormak bile insanın içini acıtıyor. Hayır, Doğu Türkistan unutulmadı. Bilerek görmezden gelindi. İstanbul TV için özel olarak hazırladığım belgeselde anlatılanlar, bir haber metnine sığmayacak kadar ağır, bir insanın vicdanına ise fazlasıyla yük olacak kadar gerçekti. Annelere yapılanlar, çocuklara reva görülenler, insan onurunun sistemli biçimde yok edilişi… Bunlar bir iddia değil; tanıklık, belge ve çığlıklarla ortada duran bir insanlık suçudur. Annelerin çocukları yalnızca kucaklarından alınmıyor.
Yetmiyor.
Karnından alınıyor.
Doğmamış bebekler bile “tehdit” sayılıyor bu karanlık düzende.
Her eve bir Çinli erkek “görevli” yerleştiriliyor. Adına misafir deniyor ama gerçekte olan, mahremiyetin, ailenin ve inancın işgalidir. İnsanlar kendi evlerinde bile özgür değil. İnanç suç, ana dil risk, çocuk sahibi olmak şüpheli.
Ve işkenceler…
Aklın almadığı, kelimelerin yetmediği, insanın insanlıktan utandığı türden.
Peki dünya ne yapıyor?
Hiçbir şey.
Çünkü Çin büyük bir pazar.
Çünkü ekonomik anlaşmalar, bebek cesetlerinden daha “önemli”.
Çünkü mazlumun çığlığı, güçlü olanın kasasında boğuluyor.
Doğu Türkistan bugün, unutulmuşluğun değil; çıkar uğruna suskunluğun kurbanıdır. Her susan devlet, her görmezden gelen kurum, her “denge politikası” cümlesi bu zulmün ortağıdır.
Bu bir iç mesele değil.
Bu bir egemenlik tartışması değil.
Bu açıkça ve net biçimde bir insanlık suçudur.
Ve unutulmamalıdır ki;
Zalimler kadar, sessiz kalanlar da tarihin karanlık sayfalarına yazılır.
Doğu Türkistan her gün biraz daha ölüyor.
Sadece bedenler değil; umut, kültür, hafıza da yok ediliyor.
Bugün susanlar, yarın çocuklarına ne anlatacak?
“Biliyorduk ama ticaret vardı” mı diyecekler?
Doğu Türkistan unutulmadı.
Ama insanlık, kendini unutmuş olabilir.