logo

trugen jacn

DOĞU TÜRKİSTAN’DAKİ İŞGALÇİ ÇİN ‘İN BASKI VE ZULMÜNE KARŞI ORTAK ÇAĞRI

Dünya Mazlumları ve Muhacirleri Derneği, işgal altındaki esir Doğu Türkistanlı Müslümanlar için sivil toplum kuruluşlarına çağrı mektubu göndererek Çin zulmüne karşı ortak hareket çağrısı yaptı.

Doğu Türkistanlılar için Çin zulmüne karşı ortak çağrı

UYGUR HABER VE ARAŞTIRMA MERKEZİ (UYHAM)

Türkistanlı mazlum ve muhacirlere insani yardım hizmeti veren Dünya Mazlumları ve Muhacirleri Derneği, işgal altındaki esir Doğu Türkistanlı Müslümanlardan dünya insanlığına, Çin vahşetine artık yeter deme adına bir çağrı mektubu yayınladı. 

Çağrı mektubu İslam Coğrafyasındaki sivil toplum örgütlerine gönderildi.

Mektupla harekete geçmesi istenen kurumlar şunlar:

* İSLAM KONFERANSI ÖRGÜTÜ GENEL SEKRETERLİĞİNE,

* İSLAM ÜLKELERİ DEVLET BAŞKANLARINA,

* İSLAM ÜLKELERİ HÜKÜMET BAŞKANLARINA,

* İSLAM ÜLKELERİ SİYASİ PARTİ LİDERLERİNE, İSLAM DÜNYASI BİLİM VE FİKİR ADAMLARINA,

* İSLAM ÜLKELERİ TİCARET VE SANAYİ ODASI BAŞKANLARINA,

* İSLAM DÜNYASINDA ÖNDE GELEN İŞ ADAMLARINA,

* İSLAM DÜNYASINDA YAPITLARIYLA ÖNEM KAZANMIŞ SANAT VE EDEBİYAT AKTİVİSTLERİNE,

*İSLAM DÜNYASI İNSAN HAKLARI VE HÜRRİYETLERİYLE İLGİLİ SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNE,

*UNESCO TEŞKİLATI BAŞKANLIĞINA,

* YERYÜZÜ GENÇLİK ÖRGÜTÜ TEMSİLCİLİKLERİNE,

* İSLAM DÜNYASINDAKİ MAĞDURLARI KORUMA ADINA KURULMUŞ VAKIF BAŞKANLIKLARINA,

*İHH VAKFI BAŞKANLIĞINA

Dünya Mazlumları ve Muhacirleri Derneği tarafından yayınlanan çağrı mektubu şöyle: 

Saygıdeğer Beyefendiler, Hanım Efendiler, Büyükler, Kardeşler ve Sevgili Gençler:

Aşağıda kaleme alınan bilgilerin tamamı bu hayatı bizatihi yaşamış insanların acı tecrübelerinin aktarımıdır. Zira dünyada bu yaşanan acılar hiçbir zaman kamuoyu ile paylaşılacak bir serbestlikte olmamıştır. Nedeni de, bu ülkenin kapalı bir devlet olarak ve her yaptığı katliam ve zulmü de baskı ve sindirme yolu ile bastırdığı için dış dünya ile hiçbir şeyin paylaşılamamış olmasıdır. Örneğin, Son 65 yılda 35 milyona yakın Müslüman öz vatanında öldürülmüştür. Üstelik bu insanlar inancı, kimliği ve insanca yaşama arzusundan başka bir talebi de olmamasına rağmen.…

Böyle bir bedeli ise, yeryüzünde bugüne kadar böylesi bir kısa tarih içinde hiçbir millet yaşamış değildir. Hiçbir anne ve baba da bu kadar gözyaşı dökmüş değildir. Hiçbir canlı da bu kadar cehennemi bir ateşin içinde kalmış değildir. Dile kolay, 1964 ten 2011’e Doğu Türkistan’ın Tarım Ovası Teklimakan’daki Lopnur gölü çevrelerinde 48 atom denemesi yapılmıştır. Bunların 25 tanesi yeryüzünde denenmiş, diğer 23 tanesi de yer altında denenmiştir.

Düşünmek gerekir ki, 1945 te Japonya’nın Hiroshima ve Nagasaki kentlerine atılan 2 Amerikan atom bombası ile yaklaşık 400 bin kişinin öldüğü ve senelere sari olan diğer tahribatları da dikkate alındığında, Doğu Türkistan’da denenen bu 48 atom bombasının nelere mali olduğu, neleri yok ettiği sanırız insanlık vicdanında çok daha iyi anlaşılacaktır.

Yakın tarih itibariyle yani 1988 den 2018’e yaklaşık 15 milyona yakın masum çocuk kimi anne karnından beynine zehir şırınga edilerek öldürülmüştür. Kimi de doğum sonrası esaretin yoksulluğu altında hastalanarak hayatını kaybetmiştir.

Bunun dışında özellikle de 12-50 yaş arasındaki her erkek nesil ise adım adım öldürülmekte ve bu ölümler halen hız kesmeden devam etmektedir. Örneğin, 5 Şubat 1997 gecesi 400 masum genç, kendisinden menkul terör ve bölücü yaftasıyla türlü çeşit işkenceler altında ve eksi 20 derece soğukta dondurularak öldürülmüştür. Sokaklarda rastgele öldürülen bu masumların kanları ise güneş doğmadan temizlenmiştir.

Yıllar süren bu zulmün dehşetinden kaçmak için insan kaçakçılarının insafında bir yolunu bulup bir sığınak arayanlar ise, kimisi Laos, kimisi Kamboçya, kimisi Vietnam, kimisi Afganistan,Kimisi Mısır ve kimisi de “Şangay İşbirliği Örgütü”ne üye Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan gibi ülkelerin sınırları içerisinde iken iade alınarak ya idam edilmekte ya da kurşuna dizilmektedir.

Zulmün bir başka boyutu ise Çin devletinin bir birine rakip yöneticilerinin(Jiang Zemin, Hu Jingtao ve Xi Jinping arasındaki çıkar kavgası) iktidar kavgalarında Doğu Türkistan halkını kobay olarak kullanmalarıdır. Bunun en son örneği de şubat 2014 sonunda Kunming şehrinde yaşanan Tren saldırısıdır ve burada öldürülen 40 kişide ne yazık ki, Çin istihbaratı tarafından öldürülmüş olmasına rağmen bu suçta görevden vazife çıkartma adına bu masum insanların üzerine yıkılmıştır. Bununda nedeni alışılagelmiş bu türden terör suçlamaları ile bu masum insanları hem dünya kamuoyu nazarında terörist göstermek hem de devam eden baskıyı daha da artırmaktır. 

Nitekim gerçekler bir kez daha amacından böylece saptırılmış ve her şey basına yasak olduğu için de suçun seyri bu mazlum insanlığın üzerine yıkılmıştır. Bununda arkasından yüzlerce insan hem tutuklanmış bir kısmı da sorgusuz sualsiz kurşuna dizilmiştir.

Bu örnekler işlenen bunca soykırım vahşeti içerisinde sadece birkaç tanesi.

Oysa, Çin devleti Doğu Türkistan’a yapılan yabancı devlet adamlarının ziyaretinde her şeyi toz pembe göstermektedir. O esnada insanlığın soru sormasına, dileklerini belirtmesine ise asla izin verilmemektedir. Şayet ziyaret sırasında birkaç kişi öne çıkıp soru sormaya kalksa, onlarda ilgili devlet ricalinin ayrılışını müteakip evlerinden alınıp sorgusuz sualsiz ya kurşuna dizilmekte ya da büyük işkenceler altında ölümle cezalandırılmaktadır. Bunlardan kimi de sağlamlığına göre böbrekleri alınarak ve organları kesilerek öldürülmekte, cesetleri ise şehir dışında kuru derelerde iş makinasıyla kazılan çukurlara gömülmektedir. Kokmasın diye de üzerlerine ham kireç dökülmektedir. Şayet yakınlarından biri de yeri tespit edip ziyaret etmeye kalkarsa, onlarda aynı kaderin mahkumları olarak hapislere atılmaktadır.

2016 dan beri Çin, Doğu Türkistan Türklerinin yurtdışı ile internet, telefon irtibatını tamamen kesmiştir. 3-5 milyon Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek, Tatar Müslümanlar tutuklanmış, bir kısmı ceza evlerinde,bir çoğu da imansızlaştırma (İslamı ve Müslüman Türkleri yok etme kampanyası, soykırım) kamplarında ağır işkence, dini hakaret, aşağılamalara maruz kalmış, vahşi yöntemlerle öldürülmektedir. Kuran Kerim, Hadis-şerif ve dini eserler,medeni miraslar, seccadeler, İslami giysiler meydanlara toplanarak yakılmıştır. Mescit ve Camilerin birçoğu yıkımlı veya kapatılmıştır. Doğu Türkistan’da tesis edilen soykırım ve dinsizleştirme adı altındaki devlet terörünün dış dünyaya az dahi olsa bilinmesiyle Çin’in iç bölgelerine gizli soykırım üsleri inşa ederek çok gizli şekilde yüz binlerce Uygur Türkünü tren ve kamyonlarla taşımakta, korkunçlu bir soy kırım uygulamaktadır. Doğu Türkistan’da Müslüman Türklerin erkeklerini tutuklayarak yok etmekte, çocukları ise dinsiz kafir yapmak ve aklını , inancını yok etmek için kafir yetimhanelere toplayarak domuz eti vb Allahın haram kıldığı şeyler ve küfri, batil düşüncelerle beyin yıkama operasyonu yürütmektedir. Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek, Tatar Türklerin evlerine Çinlil pis erkekleri yerleştirerek onların namaz kılmasını ve Müslümanlığın gereğini yapmalarını engellemektedir hem de namuslarına dokunmaktadır.

Sonuç olarak bu kısa takdimden sonra hürriyetine, istiklaline insanlık şeref ve haysiyetine düşkün insanlıktan Doğu Türkistan halkının talebi şudur:

1. Bu mazlum insanlığın geri kalan nesline hiç değilse 21. Yüzyılda insanca bir yaşam hakkının tanınması adına irili ufaklı devletlere tanınmış bağımsızlık hakkının verilmesi için BM nezdinde Çin devleti ile konunun müzakere sürecine taşınmasıdır.

2. 1828.Km karelik Doğu Türkistan coğrafyasının yer altı kaynakları bağlamında sürdürülen sömürüden vaz geçilmesi hususunun da dile getirilerek uluslararası hukuk bazında sorunun bir müeyyide’ye bağlanması çalışmalarına hız verilmesidir. Zira bu coğrafya yer altı kaynakları bakımından petrol, doğal gaz, kömür, demir, renkli metal ve diğer madenler itibariyle rezervi çok zengin bir bölgedir. Zaten Çin devletinin bu bölgede yaşayan mazlum insanlığa uyguladığı katliam boyutlu zulmün ve sürdürdüğü gayri insani işgalin de tek nedeni bu topraklardaki bu zenginliktir.

3. Bu teklifleri yaparken bu mağdur insanlık gördükleri bunca zulme rağmen yine de demiyor ki, bütün dünya birleşsin, Çin’i yok saysın, Çin’i ikinci plana atsın, Çin ile ilişkilerini kessin şeklinde bir zehaba kapılmıyor. Sadece Çin’den de bir insanlık bekliyor ve bu insanlığın üzerinden kanlı elini çekmesini istiyor.

DOĞU TÜRKİSTAN SORUNUNA, ESİR TÜRKİSTAN HALKI ADINA İNSANİ AÇIDAN, ÇİN DEVLETİ AÇISINDAN İSE İKTİSADİ, SİYASİ VE İDEOLOJİK BOYUTLU BİR BAKIŞ

Doğu Türkistan, Türkistan’ın güney doğu bölgesinde 1,828,428 Km2 toprağa sahip büyük Türk devletidir. Bu topraklarda yaklaşık 35 milyon Müslüman Türk(Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek ve Tatarlar) yaşamaktadır.

19. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren Asya’nın merkezin Doğu Türkistan’da açgözlü işgalci devletler giriştiği savaşlar ve toplu katliamlar yoluyla bu bölgedeki insanlığa büyük acılar yaşattılar. Dünya tarihinde ilk kez, bu ideolojik savaşlarda bu kadar çok sivil insan hedef alınarak öldürüldü. Hemen hemen her kıtanın bir veya birkaç köşesinde dinmeyen bir zulüm ve kargaşa ortamları oluşturuldu ve bir insanlık böyle katledildi.

DÜNYAYA DEHŞET SAÇAN İDEOLOJİLERİN BAŞINDA İSE HİÇ KUŞKUSUZ 19.YÜZYIL İTİBARİYLE DÜNYA GÜNDEMİNE GİRMİŞ OLAN KOMÜNİZM GELMEKTEDİR.

Karl Marx ve Friedrich Engels’in ürettiği bu ideolojinin, Lenin, Stalin ve Mao Zedong gibi kişiler tarafından uygulanmaya konulmasıyla da, dünya tarihinin en büyük kıyımları ve katliamları gerçekleşmiş oldu. Gerçekleşen her katliamda da sadece vurulan insanlık İslam kimliğini taşıyan mazlumlar oldu.

Bu ideolojinin Rusya’dan sonra Doğu Avrupa, Çin, Hindi çini, Latin Amerika gibi coğrafyalara sıçramasıyla, zulmün çapı daha da büyüdü. Ve bu kanlı ideoloji ardında milyonlarca ölü bıraktı. Her ne kadar kesin rakamlara ulaşılması mümkün değilse de, komünizmin dünyaya getirdiği ölü sayısı 100 milyondan fazladır; Rusya’da 20 milyon, Çin’de 85 milyon(Bunun içinde sadece Doğu Türkistan’da komünist Çin 35 milyon Müslüman Türkü öldürmüştür ), Vietnam’da 1 milyon, Kuzey Kore’de 2 milyon, Kamboçya’da 2 milyon, Doğu Avrupa’da 1 milyon, Latin Amerika’da 150 bin, Afrika’da 1,7 milyon, Afganistan’da 1,5 milyon ve uluslararası komünist hareketin ve iktidarda olmayan komünist partilerin neden olduğu kayıplarsa 10.000 civarındadır.

Çin komünizminin Doğu Türkistan’da yürüttüğü uygulamalarsa kuşkusuz bu kıyımların en önemli başlıklarını oluşturmaktadır. Bugün Doğu Türkistan’da yaşayan Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek, Tatar gibi Müslümanlar, Mao’nun Kızıl Çin’in de yaşadıklarının aynısını bugün de yaşamaya devam etmektedirler.

Gençler sebepsiz yere tutuklanmakta, rejime karşı oldukları iddiası ile idama mahkum edilerek kurşuna dizilmekte, daha önce Müslümanların ibadetlerini topluca yapmaları engellenmekte iken şuan tamamen İslami yok etmek, Müslümanları yok etmek için geniş kapsamlı operasyon başlamıştır, kazançları acımasız vergilerle ellerinden alınmakta, şuan Doğu Türkistan’daki Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek ve Tatar zenginler, mal mülk sahipleri tutuklanmış mal mülküne tamamen Çin devleti elkoymuş bulunmaktadır. Halk açlık tehlikesiyle ölümün eşiğinde yaşamaktadır. 1964.yılından 1999.yılına kadar 48 defa yapılan nükleer denemelerle oluşan ölümcül hastalıklarsa bu dramın bir başka çirkin yüzünü ortaya koymaktadır.

Batılı ülkeler ise, Çin tarafından gözleri efsunlanarak bu topraklardaki insan hakları ihlallerini her zamanki gibi görmezlikten ve duymazlıktan gelmektedir. Çünkü dolaylı olarak zenginliklere ortaklardır.

Bu mazlum insanlığı, 21. yüzyılda dünyanın gözünün önünde yaşadıkları acılara ve maruz kaldıkları insanlık dışı muamelelere geçmeden evvel, kısaca Doğu Türkistan’ın tarihine ve geçmişin ihtişamlı topraklarına zulmün ve acının nasıl geldiğine bakalım.

Doğu Türkistan’ın Kısa Tarihi

10.Yüzyılın başlarında Türkistan’daki Türkçe konuşan Uygur halkı Karahanlar devleti İslamiyet’i devlet dini olarak kabul etti. Kaşgar, Samarkand, Buhara, Taşkent gibi kentler ise büyük bir zenginliğin ve kültürün merkezi haline geldi. Büyük Türk Hakanı Bilge Kağan’ı, ilk Müslüman Türk Sultanı ve Karahanlılar Devleti’nin Hakanı Abdülkerim Saltuk Buğrahan’ı, Osman Batur’u, Divan-ı Lügat-it Türk’ün müellifi Kaşgarlı Mahmud’u, Kutadgu Bilig’in müellifi Yusuf Has Hacib’i, Atabet’ül Hakayık’ın müellifi Ahmed Yükneki, büyük Astronom Uluğbek ve bir çok değerli isimleri yetiştirmiş olan bu topraklar, ne yazık ki Batıdan ve doğudan gelen açgözlü ve zalim düşmanlarımızın işgal ve soykırımlarından dolayı iki yüz yıldır geçmişin bu ihtişamını ve zenginliğini kaybetti.

Doğu Türkistan’ın karanlık günleri, 18.yüzyılın ikinci yarısında Rusya, Çin ve İngiltere’nin sömürgeci politikaları ve kendi aralarındaki gerek açık gerek gizli anlaşma ve uzlaşmalarının sonucunda Türkistan’ı üçe parçalamaları ile başladı. Bu parçalanma sonucunda Çin’in işgali altındaki Doğu Türkistan; eski Sovyetler birliği, şimdiki BDT sınırları içindeki Batı Türkistan (Batı Türkistan Rusya tarafından 5 cumhuriyete bölünmüştü. Bunlar: Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan,Türkmenistan ve Tacikistan’dır); Afganistan’ın kuzeyi olan Güney Türkistan oluştu.

Birbirinden tamamen farklı üç kültürün, dilin ve medeniyetin egemenliği altına giren bu topraklarda son 100-150 yıldır gelişme yolları da tamamen ayrıldı. 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla, bu halkların bir kısmı bağımsızlıklarını elde etti. 

Ancak, Çin işgali altındaki Müslüman Türkler, bir çok kez özgürlük denemelerinde bulunmalarına rağmen, her seferinde acımasız yöntemlerle bastırıldılar ve Çin’in baskıcı ve zulüm dolu yönetiminden kurtulamadılar.

Doğu Türkistan’da Çin Zulmü ve Soy Kırım

Doğu Türkistanlı Müslüman Türkler, yaklaşık 69 yıldır Çin egemenliği altında yaşamaktalar. Çinliler, bir İslam toprağı olan Doğu Türkistan’a “yeniden işgal edilmiş topraklar” anlamına gelen “Şincang” adını koydular ve burayı kendi toprakları olarak tanımlamaya çalışmaktadır. 1949 yılında Mao önderliğindeki komünistlerin Çin’in Stalin yardımıyla yönetimi ele geçirmelerinin ardından, Doğu Türkistan üzerindeki baskılar daha da arttı. Komünist rejim politikası, asimile olmayı reddeden Müslümanların fiziksel olarak imhasına – soy kırıma yöneldi. Katledilen Müslüman sayısı korkunç boyutlara ulaştı. 1949-1952 yılları arasında 2 milyon 800 bin; 1952-1957 arasında 3 milyon 509 bin; 1958-1960 yılları arasında 6 milyon 700 bin; 1961-1965 yılları arasında 13 milyon 300 bin kişi ya Çin ordusu tarafından öldürüldü ya da rejimin doğurduğu kıtlık sonucunda öldüler. 1965’ten sonraki katliamlarla birlikte, 1988 de başlayan çocuk yasağı politikası ile öldürülen Doğu Türkistanlı sayısı 35 milyon gibi inanılmaz bir rakama ulaştı.

Halkın hayatta kalabilen bölümü ise büyük baskı ve işkencelere maruz bırakıldı. Bu da halen bütün dehşetiyle devam ediyor.

Asimilasyon ve Köklü bir Kültürü yok Etmeye Yönelik Uygulamalar

Rejim, 1949 yılından itibaren Müslümanları imha ederken bir yandan da bölgeye sistemli bir biçimde Çinli göçmen yerleştirdi. Çin hükümetinin 1953 yılında başlattığı bu kampanyanın etkisi son derece düşündürücüdür. 1953 yılında bölgede % 95 Müslüman, % 5 Çinli yaşarken bu oran 1982 yılında %75 Müslüman, % 25 Çinli ‘ye yükseldi. 1990 yılında yapılan nüfus sayımında ulaşılan % 60 Müslüman, %40 Çinli nüfus oranı bölgedeki etnik temizliğin boyutlarını göstermesi açısından son derece önemlidir.

Bugün ise Uygur Türkleri, köylerde oturmaya zorlanırken Çinliler şehirlere yerleştirilmektedir. Bu sebeple Ürümçi gibi bazı şehirlerde Çinli nüfus yüzdesi %80’lere çıkmıştır. Hedef, şehirlerde Çinlileri çoğunluk haline getirmektir.

Çin Hükümeti’nin Doğu Türkistanlıları Çinlilerle evlendirmek için tehdit uyguladığı yöntemler ise bu asimilasyon çalışmalarının bir parçasıdır.

Bu arada Çin yönetiminin, Doğu Türkistanlı Müslümanları nükleer denemelerinde kobay olarak kullandığını da özellikle belirtmek gerekir. Bölgede ilk olarak 16 Ekim 1964 tarihinde başlatılan nükleer denemelerin olumsuz etkileri yüzünden bölge insanı ölümcül hastalıklara yakalanmış, 20 bin özürlü çocuk dünyaya gelmiştir. Nükleer denemeler nedeniyle ölen Müslüman sayısının 1,210,000’i bulduğu bilinmektedir. Binlerce insan ise sakat kalmış, binlercesi de sarılık vebası, kanser gibi hastalıklara duçar olmuştur.

Çin 1964’den günümüze kadar Doğu Türkistan topraklarında 48 kez atom ve hidrojen bombası denenmiştir. İsveçli uzmanlar, 1984 yılında yapılan yeraltı nükleer denemesinde 150 ton gücündeki bombanın Rihter ölçeğiyle 8.8 şiddetinde yer sarsıntısına sebebiyet verdiğini tespit etmişlerdir.

Zulmün Asıl Nedeni: Önce Kimlik ve İslam Düşmanlığı Sonra da Sömürüyü Devam Ettirme Kurnazlığı

Çin’in, Doğu Türkistan’daki halka uyguladığı zulmün en önemli nedenlerinden biri halkın Müslüman olmasıdır. Çünkü Çin, bölge üzerindeki hakimiyet ve sultasını kuvvetlendirmeye karşı en büyük engel olarak halkın İslami kimliğini görmektedir.

Müslüman Doğu Türkistan Halkı İslam dininden vazgeçirmek için her türlü yıldırma ve baskı yöntemini kullanan Çin şovenizmi en fanatik yıllarını Mao’nun 1966-1976 arasında uyguladığı Kültür Devrimi esnasında yaşamıştır. Camiler yıkılmış, toplu ibadet yasaklanmıştır, Kuran kursları kapatılmıştı, Kuran ve diğer milli medeniyete ait kitaplar yakılmıştır ve bölgeye yerleştirilen Çinliler özellikle Müslümanları taciz etmek için domuz beslemeye başlamıştır. Okullarda dinsizlik propagandası hız kazanmıştır. Şuan Uygur ve diğer Müslüman toplumu İslam dinine karşı mücadele etmeleri için tehditle sözleşme imzalatmaktadırlar.

Ayrıca bütün iletişim araçları vasıtasıyla insanların dinden soğutulması için yoğun çabalar harcanmıştır. Dini ilimlerin öğrenilmesi ve dini bilgilere sahip öncü kişilerin halkı eğitmeleri tamamen yasaklanmıştır.

Müslüman Türk kimliği taşıyan halka karşı uygulanan bir başka sindirme ve baskı yöntemi ise eğitim alanında kendini göstermiştir. Bölgedeki üniversitelerde eğitim Çincedir. Okullarda din dersi programlarının esası ateizm üzerine bina edilmiştir. Çince eğitim yapan orta dereceli okullar gelişmiş imkânlara sahipken Uygur okullarında sıra bile bulunmamaktadır. Ekonomik güçlükler ise, eğitim seviyesini düşüren önemli bir etkendir.

Otuz yılda dört defa alfabelerinin değiştirilmiş olması da yine bölgedeki Müslüman Türklere yapılan uygulamanın bir parçasıdır. Mao, kültür devrimine rağmen Çin alfabesine dokunmazken Uygur alfabesini İslam harflerinden Kiril Alfabesine çevirmiştir.

Bir müddet sonra bu alfabe kullanıldıktan sonra Rus korkusu ile Latin harflerine tahvil edilmiştir.

Ancak bu defa da Türkiye ile kültür köprüleri kurulmasın diye tekrar İslam harflerine dönülmüştür. Alfabe ile bu kadar sık oynamanın nesiller arası anlaşmayı ne kadar zor bir hale getireceği ise açıktır. 2002 yılından itibaren “Çift Dilli Eğitim ” adıyla sadece Çince eğitimi Doğu Türkistan’ın köylerinde bile yaygın hale getirmeye çalışılmaktadır. Amaçsa bu mazlum insanlığı bu yönüyle yani dilini ve dinini yasaklamak suretiyle yok etmektir.

Çin’in Doğu Türkistan’daki İslam’a Fobia Politikası

Doğu Türkistan’da Müslüman Türklere yönelik zulüm şiddetine öylesine devam etmiştir ki, Çin devletinin resmi görevlileri, Müslüman Türk gençlerini potansiyel olarak rejim karşıtı suçlu görerek sebepsiz yere evlerinden bile toplamakta en ufak bir beyiz görmemiştir. Gençler de bu zulümden kurtulmak için dağlara, çöle, Çin’in iç kısımlarına ve yurtdışına kaçmak zorunda kalmıştır ve kalmaktadır.

1996 yılından beri on binlerce insan kamplarda tutulmaktadır ve bu kamplardakilere çok ağır işkenceler yapıldığı bilinmektedir.

Bir af teşkilatının resmi yazısında da belirtildiği gibi sanıklar, tek celsede biten davalarda ya kürek cezasına mahkum edilmekte veya meydanlarda infaz mangaları tarafından kurşuna dizilmektedir. Çünkü mahkemeler, komünist partinin talimatı ile çalışmaktadır. En dehşet verici olansa hamile kadınların evlerinden alınarak gayrı sıhhi şartlarda kısırlaştırılmaları, sınırlama fazlası doğan bebeklerin ailelerine rağmen öldürülmeleridir.

1997 yılının Şubat ayında tekrar alevlenen olaylar sırasında yaşananlar ise, Çin zulmünün bir özeti niteliğindedir.

Kamuoyuna yansıyan haberlere göre Çin milis güçleri, 4 Şubat’a rastlayan Kadir gecesinde, Kandil nedeniyle bir mescitte toplanan 30’un üzerindeki kadını, Kuran okurlarken demir sopalarla dövmüşler ve sürükleyerek emniyet merkezine götürmüşlerdir. Mahalle sakinlerinin merkeze giderek kadınların serbest bırakılmalarını istemeleri ise sonuçsuz kalmıştır.

Bunun üzerine işkence ile öldürülen 3 kadının cesedi önlerine atılmıştır. Bunun da üzerine galeyana gelen halk ile Çinliler arasında çatışmalar başlamıştır. 4-7 şubat arasında 400 Doğu Türkistanlı hayatını kaybederken, 3500’den fazla Müslüman kamplara kapatılmıştır. 8 Şubat sabahında ise Bayram namazı için camilerde toplanan halkın namaz kılması güvenlik güçlerince engellenmiştir. Bunun üzerine çatışmalar tekrar alevlenmiştir.

Sonuç olarak Nisan-Aralık 1997 arasında 58 bin olan tutuklu sayısı, bir anda 70 bini geçmiştir. 100 kadar genç ise meydanlarda kurşuna dizilmiştir.

Bunun dışında 5 bin insan da çırılçıplak soyularak 50’şer kişilik gruplar halinde meydanlarda teşhir edilmiştir.

Batılı güçler ise her zamanki gibi tüm bu vahşete karşı tepkisiz kalmış ve bu tepkisizlik bugün de aynen devam etmektedir. Birleşmiş Milletlerin(BM) soykırım için yaptığı tanım, Çin işgali altında bulunan Doğu Türkistan’daki duruma tam olarak uymaktadır. Buna rağmen Doğu Türkistanlılar BM’nin koruyucu şemsiyesi altına ne yazık ki girememiştir ve girmesi için de en ufak bir insani girişim de mevcut değildir. Olsa bile Çin devletinin daimi bir üye olarak veto etme hakkı kaçınılmazdır. Buna rağmen Müslüman dünyanın yine de bu engeli aşacak caydırıcı bir rol üstleneceğine inancımız tamdır.

Ancak her nedense İslam dünyasında şuana kadar bir ahenk birliği olmadığı için BM’ye yapılan tüm başvurular bu yüzden her defasında geri çevrilmiştir.

Bunun içinde Çin devletinin sistematik olarak 9 milyon sınırında gösterdiği fakat asıl toplamınsa 35 milyon Doğu Türkistanlı Müslümanın toplumun esaretten kurtuluşu bir türlü mümkün olmamaktadır. Doğu Türkistan’da şuanda yüz binlerce siyasi tutuklu vardır ve bir çoğu da ceset teslimi yapılmadığı için hapishanelerde “kaybolmuş” durumdadır. Tutuklulara işkence yapılması ise artık sıradan bir olay haline gelmiştir.

Kısacası Çin, Türkistan ve Doğu Asya’da en dehşet İslam-karşıtı güçlerinden biridir. Doğu Türkistanlı Müslümanlara yönelik politikasının yanında, etrafındaki Müslüman insanlık içinde bu devlet ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Dünyanın en kalabalık ülkesinin bu stratejik “İslama Fobia” politikası, ne yazık ki, komünist rejimden kapitalist ekonomiye geçilmesiyle dahi hiçbir şekilde azalmamıştır.

Çin-İsrail Stratejik İşbirliği

Çin, Soğuk Savaş döneminde uzunca bir süre Batı, özellikle de Amerika’ya karşı son derece düşmanca tavır takınmış ve bunu okullarda ders eğitimi olarak da vermiş idi. Sovyetler Birliğinin Batı’ya yönelik politikasını yeterince sert bulmayan ve bu nedenle de Rus yoldaşlarını ideolojik sapmayla suçlayan Çin devletinin bu tavrı, ancak 1970’li yıllara kadar sürdü. O tarihten sonra Çin ve Amerika arasında inanılmaz derecede hızlı ilerleyen bir yakınlaşma süreci başladı. Amerika, Üçüncü Dünya’da yükselen Düzenden bağımsız radikal hareketlerin yükselişine karşı bir “kuzey cephesi” oluşturmaya karar vermişti. O sırada ve Çin’i de bu cepheye dahil etti. Böylece Sovyetler Birliği gibi orta vadede onu da yanına almış oldu.

Çin kısa sürede 1960’lardaki radikal çizgisini değiştirdi, bunun üzerine de Çin Ulusal Bağımsızlık Mücadelelerine destek olmaktan vazgeçti ve kapitalist ekonomiye kucak açmış oldu. Bunu da yakın gelecekte kurulacak “kuzey cephesi” nde yer alma adına yaptı.

Nitekim kısa süre sonra, özellikle Mao’nun ölümünün ardından hızla gelişmeye başlayan ve askeri alanda patlama yapan Çin-İsrail ilişkileri büyük irme kazandı. Böylece de İsrail’in Çin devletini de, “Global anti-İslami cephesi” ne dâhil etmiş oldu.

Çin-İsrail askeri ilişkileri 1970’lerin ikinci yarısında başladı. İsrail ilk olarak, Çin’in eski Sovyet silahlarından ibaret olan ordusunun yenilenmesine yardımcı oldu. Çin ise bu işbirliğinin gizli kalmasına özen gösteriyor, özellikle 1982’de İsrail’in Lübnan’ı işgal etmesinden sonra İsrail’le işbirliği içindeki bir ülke olarak gözükmek istemiyordu.

1980’lerin ortalarından sonra ise stratejik işbirliğinin küçük bazı alametleri belirmeye başladı. Böylece de Birleşmiş Milletlerdeki İsrail ve Çin büyükelçileri aralarında resmi iletişim başlamış oldu. Bunun üzerine 1989’da Çin ile İsrail arasında bir anlaşma imza altına alındı.

Buna göre Çin’de bir İsrail akademisi kuruldu. Bunun akabinde 1990 yılında içlerinde bir nükleer fizikçinin bulunduğu 70 Çinli bilim adamı bir ay süren bir İsrail gezisi yapıldı. Daha sonra Şangay’da bir İsrail Araştırma Merkezi kuruldu. Bu kuruluş İbrani Üniversitesi, Tel-Aviv Üniversitesi ve Ben Gurion Üniversitesiyle temaslarını başlatmakla yetkilendirildi.

Görünür ilişkiler “tarımsal işbirliği” gibi İsrail’in klasik yöntemlerini içeriyordu. 1990 yılının başlarında Çin’in İsrail teknolojisine ihtiyacı olduğu kanısı iyice yaygınlaştı. Ayrıca buna ilave olarak Pekin’de bir de bir Çin-İsrail sulama projesi merkezi kuruldu. Çöl araştırmalarında bulunmak üzere bir grup Çinli bilim adamının, İsrail’de Negev’e gelmesiyle çöl sulama projesi uygulanmaya başlanmış oldu. Bu bilimsel alışverişi takip eden ekonomik bağlantılar 1990 yılında iyice çoğaldı. İsrail heyeti Çin’e giderek biri biri ardına önemli ölçekte ticaret şirketleri kurdu. Hatta Doğu Türkistan’da sulama projelerine ait çiftlikler bile tesis etti.

Çin ile İsrail arasındaki yakın ilişkilerin en büyük sebebi şühbesiz ki silah satışını içeren ilişkilerdir. İsrail’in Çin’e yaptığı yüklü miktardaki silah satışı ise MOSSAD adına çalışan İsrailli iş adamı Shaul Eisenberg aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. İsrail’in bu kanalla 1980’lerde Çin’e yaptığı silah satışı 3 milyar doları bulmaktadır. Arabulucu Eisenberg özel uçağıyla Çin’e gayri resmi uçuşlar yaparken, bu uçuşlarda İsrailli silah tüccarlarını da yanında götürmekteydi. Bağlantılar sağlandıktan sonra gizli anlaşmalar ve nakliye ise MOSSAD’ın göreviydi.

İsrail ile Çin arasındaki askeri ilişkinin boyutlarına, Tel Aviv’de yayınlanan Jerusalem Post gazetesinin haberlerine bakmak yeterli olacaktır. The Times’ın yayınladığı bir CIA raporuna dayanan Jerusalem Post, İsrail’in uzun yıllardır kesintisiz olarak Çin’e silah sattığını belirtiyor ve şöyle diyordu:

“Çin ve İsrail, aralarındaki teknolojik ve askeri işbirliğini resmi hale getirmeye ve geliştirmeye çalışıyorlar. Çin, İsrail askeri teknolojisinden, tank ve radar sistemlerini geliştirmesi için yardım umuyor.

Çinliler on yıllardır bu konuda İsrail’den gizli olarak aldığı yardımları da resmi hale getirmek istiyor… Şimdi de İsrail’in son derece gelişmiş olan ‘Arrow’ anti-füze sistemini Çinliler ile paylaşıp paylaşmayacakları sorusu gündemde.”

Bu yakınlaşmanın temelinde Çin’in Doğu Türkistan’da ya da yakın çevresindeki İslami kimliğin uyanışından duyduğu endişe yatmaktadır. Washington Report on Middle East Affairs’da Çin-İsrail ittifakının temelinde Çin’in “İslami radikalizmi nötralize etme” çabasının yattığını, Pekin’in Doğu Türkistan’daki 35 milyonu aşkın Müslüman nüfustan son derece rahatsız olduğunu yazmıştı. (Kaldı ki, İslam mı itibari ile de ruhu itibarı ile de ne fanatik bir dindir ne de radikal bir dindir nede insan canına ve malına kıyan bir barbarlığa müsamaha gösteren bir dindir. İslam başlı başına evrensel bir dindir, kim olursa olsun insan merkezli adalet ve hukuk merkezli bir dindir. Hiçbir şekilde öldürmeyi değil, yaşatmayı esas alan bir dindir.)

Bu yüzden Son 130 yıldır Doğu Türkistan’da yaşanan insanlık dramı da Filistin’de yaşanan insanlık dramı da ruhunda insanlık sevgisi, vicdanında adalet ve merhamet duygusu olan insanlığa yabancı değildir. Bunun için Çin’de yaşanan zulmü İsrail İslam’a Fobia anlayışıyla körüklerken bir bakına Çin’i de Filistin’de işlediği insanlık katliamının bir parçası haine getirmekte oldukça başarılı olmuştur. Bunun en önemli göstergesi de 30 yıl içerisinde denenen 48 atom bombasıdır.

Sonuç olarak son 69 yıl Doğu Türkistan Müslümanları için çok ağır zulümlerin, büyük baskıların, insanlık dışı katliamların ve önü alınmaz bir soykırımın yaşandığı bir matem dönemidir. Bu zulmün arkasındaki çevrelerin en büyük hedefi dini kimliği yok etmekti. Yani Müslüman bir toplumu bu bağdan kopararak asimile etmekti, bunda da önemli ölçüde başarılı oldu. Kendine uyan bir köle toplum oluşturdu. Bunu kabul etmeyenleri de yok etti. Yok edilen bu toplumun şehit sayısı bugün 30 milyonun üzerindedir.

Tek kelime ile bir asrın bilançosu budur.

Bugün Çeçenistan’ın Ruslardan çektiği zulüm neyse Doğu Türkistan ahalisinin Çin’den çektiği zulüm de çapına göre odur.

Ne yazık ki dünya bu zulme Müslüman olan tarafı ile de Hristiyan olan tarafı ile de Budist olan tarafı ile de Ateist olan tarafı ile de hep göz yummuştur.

Ancak vicdan sahibi insanlar bu zulümleri durduracak bir yol bulabilirler. Zira adaletsizliğin ve zulümlerin önüne geçmek sadece Doğu Türkistan halkının meselesi değildir. Adalet herkese lazım olan bir haslettir.

Sözün özeti, 5 Temmuz 2009 katliamından sonra işgalcı Çin devletinin, Ürümçi, Kaşgar, Hoten, Aksu, Gulca, Korla, Turfan, Kumul, Altay, Çöçek bölgelerinde 12 yaşından 50 yaş arasındaki erkekleri özellikle dini eğitim gören Uygur kökenli Müslüman Türkler bu kıskaçtan artık kurtulma adına mecburen bu ülkeden kaçışa hız vermişlerdir. İlk sığınak olaraksa ırki ve dini bağlarının güçlü olduğu Türkiye olmuştur.

Bunun için bu insanlar batı yönünden yani, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan, Pakistan gibi ülkeler üzerinden Türkiye’ye çıkış yolu denemelerine girişmişlerdir. Doğu itibariyle de Çin, Vietnam, Laos, Kamboçya, Tayland, Malezya, Endonezya üzerinden Türkiye’ye gidişin çıkış yollarını denemek durumunda kalmışlardır. Ancak bu denemelerin çoğunda Çin devletinin hemen hemen hepsinde bir çok Çin’e iade süreci yaşanmış ve iade edilenler de sorgusuz sualsiz sözde isyancı muamelesi görerek idam edilmişlerdir. Şuanda muhacir durumuna düşen bu mazlum insanlığın sayıca en fazla olduğu ülke Türkiye’dir. Merhametsiz insan avcılarının elinde bu insanlar buraya gelene kadar her şeyini kaybetmişler ve buralarda büyük çileler çekmektedirler.

Ne yazık ki, müşterek bir din adına son 69 yılda 30 milyon şehit ile yer yüzünde en fazla bedel ödemiş olan bu milleti en iyi tanıması gereken en yakın İslam ülkesi Malezya ve Endonezya iken Doğu Türkistan’ın yerinin dahi bu ülkelerdeki bürokrasi nezdinde bilinmediğini gördük. Bunu da bir üzüntü vesilesi olarak belirtmek isteriz.

Kaynak: Gaste24Güncelleme Tarihi: 10 Mayıs 2020, 00:18

Etiketler: » » » » » » » » » » »
Share
344 Kez Görüntülendi.