logo

trugen jacn

ÇİN’İN YÜKSELİŞİNDE TÜRKİYE İÇİN TEHEDİTLER VE FIRSATLAR -2

Türkiye’nin 250 milyonluk Türk dünyasıyla ilişkileri daha aktif hale gelebilir. Aksi halde, Türkiye sadece ve daha büyük bir pazar olarak kapılarını sonuna kadar Çin’e açmış olacaktır.

Prof.Dr.Yücel OĞURLU

Yeterli bilgiye sahip olmadan fikir sahibi olanların konuştuğu ve olayların doğru okunamadığı bir ortamda görüşlerin hızla şekillendiği, unutulduğu, yenilerinin ortaya çıktığı ve yine unutulduğu görülüyor.

Günümüzde Çin, devlet yönetiminde komünist; serbest bölgelerde ve dış ticarette kapitalist; azınlıklar ve kültür politikalarında nasyonalist politikalar izleyerek bir yandan içeride büyümesini sürdürürken diğer yandan da dışa açılma politikasını ve siyasi nüfus kazanma yollarını arıyor. Çin’in ekonomik, siyasi ve kültürel açılardan yatay ve dikey ilerleyişi yabana atılamayacak boyutlarda.

Bilindiği üzere, Çin ve ABD çekişmesinin Asya-Pasifik bölgesinde hızlanan hegemonya savaşları İkinci Dünya Savaşının hemen sonrasında başlamıştı. Çin ve ABD arasında yaşanan olaylar veya Ortadoğu’daki gelişmeler, mutlak şekilde bu ülkelerden birinin yanında ve diğerinin karşısında olmamıza yol açmamalı veya keskin bir saf değişikliği zarureti olarak anlaşılmamalı. Anti-Amerikan olmak pro-Çin (Çin taraftarı) olma gibi bir zorunluluğu içermiyor. Çin karşıtı olmak da Amerikan taraftarı olma anlamına gelmemeli. Türkiye’nin uzun vadeli çıkarlarının korunması ise bizler bakımından bambaşka ve hayati değeri olan bir nokta.

Burada temel mesele, Çin veya ABD karşıtlığı veya destekleyicisi olmak değil… Tam aksine bu çekişmede, Türkiye’nin çıkarlarını en iyi şekilde koruyacak bir politika geliştirilmesinde… Aksi halde, Ortadoğu’da hiçbir zaman bitmeyen ve bitesi de olmayan ezeli kargaşadan başımızı kaldırıp uzun vadeli çıkarlarımızı planlayamama tehlikesi devam edecek. Dünya bizi iç problemler ve sınır güvenliğimizle boğuştururken 2. Dünya Savaşı sonrasındaki gibi yeniden şekillendiriliyor.

Türkiye açısından Çin-ABD ilişkilerindeki artarak süren gerilim alanları, dengeleyici bir pazarlık unsuru olarak görülmenin ötesinde daha derin boyutlarıyla göz önünde tutulmalı. Çünkü milletlerarası siyasi ilişkiler üzerine kurulan ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkiler, kalıcı etkileri olan dönüştürücü ve çoğu kez geri dönüşü kolay olmayan münasebetlerdir. Örneğin Türkiye’nin 200 yıllık Batılılaşma süreci bütün bu sayılan yapı ve ilişikleri kalıcı olarak şekillendirmiştir. Bu dönüştürücü etkinin bir diğer örneği, 1950 sonrası Türkiye’nin, ABD ile ilişkileri ve daha sonra gelişen küreselleşme ve Amerikan ekonomik gücünün etkisiyle Amerikan hayat tarzı ve kültürünün ülkemize taşınmasının hız kazanmış olmasıdır.

Elbette Türkiye, ABD, Çin ve Rusya’yla çıkarlarını korumak, mantıklı ve rasyonel ilişkiler yürütmek zemininde teslimiyetçi olmaksızın kontrollü şekilde yürütmelidir. Bunun yanında Türkiye, tabii ki, 1,5 milyarlık Müslüman dünya ile de ayakları yere basan ve gerçekçi politikalar üzerinden ilişkilerini geliştirmeli. Bir örnek olarak kuruluşundan bu yana Türkiye’yi en yakın gören Pakistan gündeminde Türkiye belki de Hindistan tehdidi güvenlik kaygılarıyla ikinci plana düşmüş oldu. Bence, Pakistan- Hindistan geriliminin kazanan tarafı Pakistan’ı müttefik ilan eden ve bütün milletlerarası yatırım projelerini alan Çin…

Çin’in Asya’da ilerleyişi Türkiye’nin tarihi ve kültürel hinterlandı ile dostlarının topraklarında oluyor.

Bütün bunları yaparken Asya ve Kafkasya’da yaşayan yaklaşık 250 milyon nüfusa sahip aynı dili ve lehçelerini konuştuğumuz Müslüman Türk halkları ve kültürel yakınlığımız olan akraba topluluklar ile yeni ve güçlü bir politikanın belirlenmesi her zamankinden daha önemli ve gecikmiş bir konu. Bu ülkelerle ekonomiden başlayarak kültürlerin buluşup tanışmasına kadar rasyonel temelde yeni bir ilişki zemini belirleyip sağlam bir rota çizilmesi gerekiyor. Çünkü 1990’larda SSCB’nin yıkılışına hazırlıksız yakalanmanın ve geçen yılların telafisi olmadığı gibi, bu ülkelerin birinci partneri olma hedefimiz de yok. Kardeş ülkelerde birinci partnerliği kapmada rekabet Çin, Rusya, İran ve ABD arasında sürüyor.

Uzun vadeli çıkarlarımızın gözetilmesi, tarihi, dil ve kültür hinterlandımızı oluşturan Asya coğrafyasıyla bağlantılarımızın yeniden büyük plan çerçevesinde kurulmasını gerektiriyor.

Öncelikle Uygurların yakın tarihi ve bugünü ve Asya’daki bağımsız Türki devletlerle son derece hesaplı ilişkileri, Türkiye için göz ardı edilebilecek bir hal değildir.

Çin ile ilişkilerin başlangıcı olan “Çin Seddi” hatırası yeryüzünde durdukça; Çin bakımından Türkiye’yle olan ilişkileri eski bir düşman ve yeni savunmasız tek taraflı bir Pazar ilişkisinden öteye geçemeyecek bir ilişki olacak.

Çin açısından Türkiye’nin saf değişikliği, uzun vadeli düşmanı olan ABD’den satranç masasında veziri kapma olarak görülür. Çin açısından Türkiye 80 milyonluk ve nazlanmayan iyi bir pazardır. Çin’in gözünde Türkiye, AB pazarına Çin mallarının girişinde bir güzergâh ve ara duraktır. Çin bakımından müttefikliği kazanılırsa Türkiye, Çin’in Afrika’daki girişimlerden sonra Ortadoğu’da da kendisine bir dayanak bulmasıdır. Özetle, Çin için Türkiye açılımı bulunmayacak bir fırsat ve kazanç olarak görülür.

Bütün bunları neden mi sayıyorum? Türkiye’nin Çinli bilim adamlarının açıkça Türk olarak andığı 22 milyonluk Müslüman Uygur’u korumak açısından eli güçlüdür ve zannedildiği gibi çaresiz de değildir. Dünyada Arakan dışında ikinci bir örneği ve benzeri olmayan etnik, kültürel ve sosyal baskıların hukuk, adalet ve insanlık adına durdurulması gündeme taşınmalıdır.

Bütün bunların yanında, Çin’le tek taraflı değil, karşılıklı dengeli bir ithalat ve ihracat rejiminin kurulması öncelikli bir fırsat alanıdır.

Şu anda mutlak şekilde Çin’in yararına ve gelişmesine araç olacak olan ve Pekin-Londra güzergâhı birbirine bağlayan “Demir İpekyolu” projesinin bir şekilde Türkiye lehine çevrilebilmesi mümkündür. Çünkü Çin bakımından Pekin’i Türk Dünyası başkentleri üzerinden Türkiye ve Avrupa Birliği’ne bağlayan bu proje, vizeler kaldırılarak gümrükler gevşetilerek doğru şekilde kullanılabilirse Türkiye’nin 250 milyonluk Türk dünyasıyla ilişkileri daha aktif hale gelebilir. Aksi halde, Türkiye sadece ve daha büyük bir pazar olarak kapılarını sonuna kadar Çin’e açmış olacaktır.

KAYNAK : https://www.dirilispostasi.com/makale/cinin-yukselisinde-turkiye-icin-tehditler-ve-firsatlar-2

Share
1447 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ