logo

trugen jacn
07 October 2019

ÇİN UYGURLARA YÖNELİK BASKI VE ZULMÜNÜ DÜNYA BANKASI KREDİLERİ İLE FİNANSE EDİYOR.

İlgili resim

Paul Wolfowitz

Geçtiğimiz hafta ABD.Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Orta Asya Cumhuriyetleri  dışişleri bakanlarını, Komünist Çin hükümetinin  Uygur bölgesinde yaşayan Müslüman Türklere karşı  baskı ve zulmettiğini  kültürel ve dini  kimliklerini terke zorladıklarını ve bu amaçla “yeniden eğitim” adını verdiği Çin tipi toplama kamplarına hapsederek sürekli gözetim altında tuttuklarını belirtti. Bu nedenle kendilerine sığınan Uygurların  geri verilmesi yönünde Çin’in taleplerini yerine getirmemelerini  ve onları  Çin’e geri göndermemelerini istedi.

Pekin yönetimi Uygur bölgesinde yaşayan Uygurlar ve diğer Çinli olmayan  azınlıklara karşı baskıcı uygulamalarının   terörle mücadele  olduğunu  iddia ediyor.Ancak.Çin’in uygulamaları  Müslüman azınlıkların daha çok onların kültürel kimliğini   silme çabası olarak görünüyor. Geçtiğimiz Temmuz ayında,  Dışişleri Bakanı  Pompeo, Pekin’in Müslüman Uygurlara karşı  baskı ve asimilasyon uygulamalarını “Yüzyılın Lekesi= Yüz karası” sözleri ile eleştirdi ve bu konuda uluslar arası bir  kampanya  başlattı.

Çin’in  günümüzde bölgede yaşayan Uygurlara yönelik  bu icraatlarını “ kültürel soykırım” olarak tanımlamak aslında  aşırı bir söylem  olmayacaktır.  Çin’in  bu  dinsel baskıcı uygulamaları sadece İslam dini ile sınırlı değildir. Çin, İslam’ın yanı sıra Hristiyanlık da dahil olmak üzere bütün dini inançlara karşı “Dini  Çinlileştirmek” adı altında başlattığı  büyük bir kampanyanın parçalarıdır.Önümüzdeki haftalarda   ABD bu konuda bir şeyler yapma ve bazı girişimlerde bulunma  fırsatı bulacaktır.

Dünya Bankası’nın 14 Ekim’de başlayacak yıllık toplantısında, oy kullanma  haklarının çoğunluğunu elinde tutan demokrasi değerlerine bağlı üyeler,  Çin yönetiminin Çinli olmayan azınlıklara karşı uygulamakta olduğu zulmü durdurmak   için Çin’e karşı ekonomik ve mali kısıtlamalara ağırlık verebilir.  Dünya Bankasının Çin’e verdiği kalkınma kredilerinin amaç dışı Kötüye kullanımı konusunda Çin’e baskı ve diğer seçenekleri masaya yatırabilir.

 Uygur bölgesindeki  Müslüman Uygurlar ve diğer azınlık guruplara yönelik bu olağan dışı baskılar Başkan Xi Jinping’in  Tibet’te Bölgesel KP.Genel Sekreteri olan Chen Quanguo’yu  Uygur eyaleti Sincan’daki eşdeğer görevine  naklen ataması ile başlamıştır.

Bay Chen, Uygur bölgesindeki ilk icraatlarından biri olarak  etnik  Çinli olarak tanımlanmayan  azınlıkların hapsedildiği çok büyük ve   Eğitim Merkezleri adını verdiği  ve Müslüman Uygurların ÇKP’ne bağlı kalacaklarını  kabul edinceye kadar  gözaltında tutulacakları büyük ve devasa Toplama kampları  sistemi kurdu. Bu kamplarda neler olup bittiğiyle ilgili  konular Çin yönetiminin “Kampların Gizliliği” ile sınırlı. Fakat 30 yaşındaki üçüz  bebeklerin Annesi olan  Uygur  Mihrigül Tursun’un ifşaatları ile   Toplama Kamplarına ait korkunç  baskı ve zulümler hakkında  uluslar arası toplum ilk kez açık ve net bilgilere ulaşmış oldu. Mihrigül Tursun   başkent Wasihngton’a gelerek  Kongre-İcra Komisyonu üyelerinin önünde tanık olarak konuştu.Toplama kampında birlikte hapsolduğu  68 yaşındaki bir Uygur kadının de içinde bulunduğu  3 kadının  aşırı kalabalık olan  hücresinde peş peşe bir ayda  öldüğüne şahit olduğunu ifade etti. Çinli  Yetkililerin kendisine işkence yaptığını  kendisine adını  ve ne olduğunu bilmediği ilaçların zorla içirildiğini belirtti. Üçüz çocuklarından bir oğlunun  bakımsızlık ve kötü  ve   gizemli koşullar altında öldüğünü geriye kalan  iki çocuğunun  kendisinden koparıldığını onların da sağlık sorunları ile karşı karşıya bulunduklarını belirtti. Memleketinde yaşayan Ailesinin de kendisinin Toplama Kamplarındaki  hayatını anlatması ve Çin’in baskı ve işkencelerini ifşa etmesi nedeniyle de  onların hapsolma veya başka cezalara çarptırılmaları  tehdidi ile  karşı karşıya bulunduklarını da açıkladı.

Çin’in bu toplama Kamplarının dışında serbest kalan   Uygurlar ile onların  aile fertlerinin hem Çin polisi tarafından kontrol ve gözetim altında tutulduklarını ayrıca bütün herkesin günlük hayatlarının güvenlik kameraları ile devamlı gözetlendiğini  de açıkladı.  Kendilerini “Büyük İkiz  Kardeşler” adı verilen tamamen etnik Han Çinlisi devlet memurları ile birilikte aynı evde yaşamaya mecbur edildiklerini de ifade etti. Etnik   Han Çinlisi parti üyeleri, Sincan’daki evleri işgal ediyor, “İnsanları Ziyaret Et, İnsanlara Fayda Gör” ve “Bir ikiz ve kardeş Aile Olarak Birleşme” gibi sloganlar altında “sapkın” davranışlara zorluyor. Bu etnik Han Çinlisi devlet memurları birlikte yaşadıkları Müslüman azınlık aileler hakkında yönetime rapor veriyor ve aileye gözcülük ve kontrol ediyor. Müslümanların açıkça dua etmek, Kur’an okumak ve Uygurca dilini konuşmak gibi normal hayatın parçaları olan davranışlar yapmaları yasak. Sincan bölgesinde aynı zamanda yüz tanımanın de içinde yer aldığı yaygın bir gözetim sisteminin bir parçası haline getirilmiş olup,ayrıca yapay zeka gibi teknolojileri azınlıklar üzerinde denenerek ve mükemmelleştiriliyor. Uygur bölgesi ve bu bölgede yaşayan Müslüman azınlıklara üzerinde denenen ve mükemmel hale getirilen bu yüksek teknoloji gözetim ve kontrol sistemleri Çin’de başka herhangi bir bölge’de de uygulanabiliyor. Uygur bölgesi ve Müslüman azınlıklar bu yüksek teknolojinin denerek daha mükemmel hale getirilip uygulanabilmesi ve Çin gibi dünyadaki diğer diktatörlük sistemlerle yönetilen ülkelere satılmak üzere bir laboratuvar işlevi görmektedir.

paul wolfowitz ile ilgili görsel sonucu

Geçtiğimiz Temmuz ayında, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nden 22  batılı ve demokrasi değereleri ile idare edilen üye ülke, Çin’in Müslüman azınlıklarına yapılan zulmü kınayan ve Pekin’i bağımsız gözlemcilerin Uygur bölgesine gitmelerine ve halka erişimine izin vermesini talep eden bir ortak mektup yolladı.   Bu mektuptan sonraki ay  içinde ise, ABD. Kongresi Yürütme Komitesi Çin yönetiminin Dünya Bankasının Uygur bölgesinde yaşayanların “Eğitim ve Öğretimi” için aldığı  50 milyon dolarlık bir kredinin akibetini sorgulayan bir çalışma başlattı. 

Demkrasi ve insan hakları değerlerine sahip ülkeler hem vicdani  hem de kişisel  sorumluluk meselesi   ve ayni zamanda milli  çıkar meselesi olarak Çin’in kuzeybatısındaki Uygur bölgesinde Müslüman azınlık olarak yaşayan Müslüman halklar için konuşmak,açıklamalar yapmak ve raporlar yayınlamak veya mektuplar yollamaktan daha fazlasını yapmaları insani bir sorumluluk ve vicdani bir borçtur. Çin’in bölgedeki  bu korkunç uygulamalarından tamamen vazgeçmesi  şu anda mümkün görülmeyebilir. Ancak Çin Lideri  Xi, eğer bu konuda başka bir bedel ödemek zorunda kalmaktansa  bölgedeki bu  baskı ve zulüm   uygulamalarının en azından şiddetini azaltabilir ve bu tedbirler Çin Liderini bölgede yaşayan Müslüman azınlıklara karşı bir az daha ılımlı hareket etmeye ikna edebilirler. Günümüzde  “İnsanların  temel hak ve etnik kimlikleri ile kişisel kanaat ve  düşüncelerine saygı göstermeyen” bir çok diktatörlerin bile  kendilerine ekonomik yaptırım uygulandığında bunun ekonomik sonuçlarını  düşünmek ve ona göre davranmak zorunda kaldıkları bilinen ve görülen bir durumdur.

Dünya Bankası,  geçtiğimiz son 3 yıl içerisinde Çin’e toplamda 7,8 milyar dolar kredi vermiştir ve bu para elbette ki çoğunluğu batılı ve demokratik değerlere sahip ülkelerin vatandaşlarının vergilerinden oluşmaktadır. Bay Xi’nin bir bedel ödemesini sağlamanın en kolay yolu,  vergi mükellefleri tarafından  verilen bu paranın karşılığını araştırmak ve Çin’e bu konuda  yaptırımlar uygulamak ve Müslüman azınlıklara yönelik şiddet uygulamalarından vaz geçmeye zorlamaktan geçmektedir.

ABD  ile BM.İnsan Hakları Yüksek Konseyi (UNHRC)’nın  açıklamasında ortak mektubu onaylayan  22 imzacı ülke  Dünya Bankası’ndaki  ortaklık  hisselerinin çoğunluğunu elinde tutuyor.  Bu ülkeler Dünya Bankasının yıllık toplantısında, Çin hükümetinin Uygurlara ve diğer etnik ve dini azınlıklara yönelik baskı ve zulmetmeyi bırakana kadar  Çin’e  bankanın kapısını açmamak ve onun istediği kredi için Bankanın  kasasını kilitlemek için çaba göstermelidirler.

Çin’in Dünya Bankası’ndan imtiyazlı  olarak kredi alması gerekip gerekmediği şüphelidir. Üç yıl önce ülkenin kişi başına düşen milli gelir bakımından “mezuniyet tartışması”nda kapının eşiğine ulaşmış ve bu sayede Pekin uluslararası finansal piyasalarına kolayca erişebilme hakkına sahip olabilmiştir.

Bu her iki durumda da, dünya yoksulları için takdire değer ve önemli işler yapan Dünya Bankası, Çin’in azınlıkların yönelik acımasız baskılarını dolaylı olsa bile, sübvanse ettiği takdirde kalkınma ve iyi çalışmalar konusundaki itibarını bundan böyle asla sürdüremeyecektir.

Kaynak : the.washingtonpost.com

Makalenin yazarı Hakkında Bilgi :

Paul Wolfowitz, Amerikan Kurumsal Enstitüsünde kıdemli araştırmacı ve üst düzey uzmandır. ABD.yönetiminde önemli görevler üstlenmiştir. Sırası ile Endonezya Büyükelçiği (1986-89), ABD. Savunma Bakan Yardımcılığı (2001-05) ve Dünya Bankası Başkanlığı (2005-2007) gibi önemli görevlerde bulunmuştur. Ayrıca kendisi Oğul Bush’un Başkanlığı döneminde ABD.yönetiminde Neocoon olarak adlandırılan sertlik yanlısı ekibin içinde yer almıştır. Döneminde Orta doğu başta olmak üzere dünyanın bir çok bölgesinde ABD’nın yürüttüğü ileri askeri ve politik operasyonlarını bizzat yöneten ekibin içinde bulunmuştur.

Share
108 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ