logo

trugen jacn

BİR KATRE DE ORAYA (DOĞU TÜRKİSTAN’A) DAMITMAK

Yasin Ali ER

Yasin Ali ER

Doğu Türkistan’da müslüman olmak; hayattan vazgeçişle eş değer bir çetin sınav!
Türk olmak zaten suç!
Orada Türk olmak ötelerden beri Çinli’nin çağlar gerisinden gelen bitmeyen kininin doğrudan muhatabı olmak demek! Hele ki bu kadar savunmasız yakalanmışken!
Çinliye yakışan alçaklıktaki bir hırs ve hışımla, tarih boyunca dünyaya nam salan o meşhur işkencelerini tatmak demek!

**************

İslam Âlemi’nin, “vahdet” anlayışında buluşmak bir yana, yanıbaşındaki soydaş ve dindaşlarına yönelik taarruz, baskı ve mezalime duyarsızlığı tescil edilmiş bir aymazlıktır zaten!
Gazze’deki İsrail zulmünü tel’in eden de sadece Türkiye, Etiyopya’daki açlık ve sefalet için çare arayan da Türkiye!
Libya’daki kalkışmaya müdahil olan da, Suriye’den kaçanarı barındırıp aş iş barınak veren de…
Müslüman ülkelerdeki diğer sorunlara çözüm bulması için dünya kamuoyunu uyaran da Türkiye!
Paralı asker kiralayabilen arap ülkeleri ise işin menfaat boyutuyla ilgilenmekte ve ona paralel faaliyetlerine ağababaları ABD ve veya İngiltere gibi güdücülerin bir dediğini iki etmemekteler. Hatta iç kargaşaları körükleyip, bir tarafın diğer tarafa galip gelmesini sağlamak için kardeşi kardeşe kırdırtacak silah ve mühimmat temin eden de onlar!
Ülkemizin içinde ise İslam Âlemi’nin tüm sorunları; sadece devleti yönetenlerin söylemlerinde adı geçen milletler ve coğrafî bölgelerle sınırlı gibi bir algı oluşmaktadır.
Ramazan Ayına her yaklaşışımızda veya Kurban Bayramı sathı mailine her girişimizde; varsa yoksa Filistin, Gazze, Arakan, Etiyopya, Afrika’daki garip gureba mazlumlar için nutuklar atılıp, yardım kampanyaları düzenleniyor.
Olmalı mı?
Evet… İllâ ki olmalı ve Türk Milleti’nin bu bölgedeki mezalimle alakalı olarak sık sık bilgilendirilmesi ve yardım eli şarttır.
İşin parasal yanınında kimin ne getirip, ne götürdüğüne dair herhangi bir söz etmeyi şimdilik erteliyorum.
Müslüman Türk Milleti olarak bizim hamiyet anlayışımız, merhametimiz ve yardım etme duygularımız, klasik yumuşak karnımızdır.
Oramıza doğru yapılan her ataktan mutlaka nema alınır ve almaktalar.

**************

Bizim de katıldığımız uluslararası tüm zirvelerde, yukarıda adı geçen tüm sorunlar için dünya devletlerinin dikkati çekilir ve konuya el atılması istenir.
Diplomasinin tüm icapları yerine getirilerek çıkışlar yapılır ve hatta İsrail liderini azarlayıp sert ifadelerle yüklendiğimiz bile olur.
Biz de bilâ istisna hepimiz “oohhh be, nihayet!” kelimelerini içimizden geçire geçire bu duruş ve çıkışlardan gurur duyarız.
Doğru mudur?
Evet… Doğru davranış olarak biz de o ders verme tarzını uygun bulan ve özlemini dile getirenlerdeniz!
Ammaaaa!
Sadece Doğu Türkistan’ın yaşadığı problemler dile getirilmez veya cılız bir iki cümle ile üstünkörü geçilir!
Ne hikmetse ve her niyeyse; ülke içindeki bir kaç “MİLLÎCİ”nin, sosyal medya platformu ve traji düşük gazetelerde sıkışıp kalan; Azerbaycan’ın işgal altındaki toprakları, Doğu Türkistan’daki mezalim ve Türk Dünyası’nın kanayan yaralarıyla alakalı da bir tek cümlecik beklentisini dile getiren ifadeleri cevapsız kalmaktadır.

**************

Türkistan’ın, 8. ve 18. asırlar arasındaki bin yıllık dönemde Çin İmparatorluğuyla bile önemli derecede kültürel ve siyasî işbirliğinin gerçekleştirdiği ve tüm bölgede bir barış dönemi yaşanmasına rağmen 1759 yılında Çin Mançu İmparatorluğu’nun işgali ile; huzurlu dönem son bulmuştur.
Yani her coğrafyada e tarihin her döneminde olduğu gibi; Türkler bir bölgede güçlü ve nüfuzlu ise, huzur vardır, barış vardır, adalet vardır.
Nitekim o tarihten itibaren esaret çilesi yeniden başlamış, işkence ve diğer insanlık dışı muameleler maruz kalmaları sonucunda, hürriyetlerini tekrar elde edebilmek için 1944’e kadar 200 defadan fazla ayaklanmışlar, direnmişler, isyan etmişler!
1944’de Gulca şehri Çinlilerden temizlenmiş, “Üç Vilayet İnkılâbı” olarak bilinen bu ayaklanmalar neticesinde Doğu Türkistan Türkleri, Ali Han Töre başkanlığında Doğu Türkistan Cumhuriyeti’ni kurmuşlardı.
Ama son işgalde Komünist Çin, SSCB lideri Stalin ile de anlaşıp; Doğu Türkistan’ı son kez işgal etti ve ediş o ediş! Kısaca Kızıl Çin ve Kızıl Rusya Türk Dünyası coğrafyasını bölüşmüşlerdi.
O dönemde Doğu Türkistan’ın batısındaki Tacikistan, Kırgızistan ve kuzeybatısındaki Kazakistan, 1990 – 1991 yıllarına kadar Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği güdümünde ve demirperde tabir edilen blok içinde idi. Türkistan’ın Çinliler tarafından tekrar işgal edildikleri sırada kendleri de zaten işgal etındaydılar.
Türkistan’ın bu işgalden sonraki direniş ve hürriyet mücadelelerinde; Altay Kartalı diye anılan Şehit Osman Batur’un 18 yaşındaki kızı Kabiyra, babasının gözleri önünde, 14 yaşındaki erkek kardeşi Baybolla, 11 yaşındaki erkek kardeşi Kariy ve 9 yaşındaki kız kardeşi Sapiyan ile birlikte Çinli askerler tarafından satırlarla parça parça edilip yakınlardaki kuyulara atılarak katledilince anneleri Mamey bu manzara karşısında çılgına dönüp aklını yitirerek kendisini oracıktaki nehrin azgın sularına atmıştır.
Altay Kartalı Osman Batur’un ve çocuklarının şehit edildiği 29 Nisan 1951 gününe o günden itibaren Doğu Türkistanlı canlarımız “GÜNEŞİN SÖNDÜĞÜ GÜN” demektedirler.

*********

20’nci yüzyıl biterken Komünist rejimin Çin’deki hakimiyetinin son bulduğunu sanıp Türk Dünyası olarak Doğu Türkistandaki soydaşlarımızın rahat bir nefes alabileceklerini zannederek ümitlenmiştik.
Ama faaliyetleri devam eden Komünist Parti’nin, Çin’in iç işlerinde hâkim güç olarak kalacağı, bizim de, dış dünyanın da aklına bile gelmemişti.
Çin bu coğrafyayı güya özerk bölge ilan etmiş ama özerkliğin gereğince iç işlerinde serbest bırakmak bir yana zulüm ve baskılarını sürekli artırmaktadır.
Çin Komünist Partisi, Doğu Türkistan’a kendi parti yönetim bünyesinden bir vali tayin etmekte ve bölgenin tamamında Çinli askerlerin keyfi uygulamaları o vali tarafından devam ettirilmektedir.
Namaz kıldığı, oruç tuttuğu tespit edilen Müslüman Türklerin elleri veya ayaklarının bileklerinden kesilmekte olduğu haberleri gelmektedir.
Kendi düğünlerinde içki içmeye zorlanan Türkler, aksine davrandıklarında akla hayale gelmeyecek işkencelere maruz kalmaktadırlar.
Başkaldıran Türk erkeklerinin elleri arkalarından bağlanarak boyunlarına köpek veya kedi leşleri asılıp günlerce aç susuz bırakılmaktadırlar.
Her Türk ailesi kendi evlerinin içinde, ibadet etmelerini ve İslamiyetin gelecek nesillere öğretilerek aktarılmasını engellemek maksadıyla en az bir Çinli asker tarafından gözetim ve denetim altında tutmaktadırlar. Yani her evde bir veya bir kaç Çin askeri canının istediği gibi girip çıkmakta, her bir harekete müdahale etmekte, evin herhamgi bir kısmını canının istediği şekilde kendine özel kullanmakta, evin hanımını, kızını ve veya erkeklerini taciz etmektedir.
Aile mahremiyeti konusundaki tüm insani hassasiyetler çiğnemektedir.
Bu duruma direnen veya direnmeye kalkışan aile reisi erkekleri sorgusuz sualsiz derdest edip götürdükleri hapishanelerde, aç biilaç bırakıp perişan ettikten sonra, HADIM EDEREK evine getirip bırakmaktadırlar.
Türklerin, kendi karakteristik özelliklerini çok iyi bilen Çinliler, isyan çıkması ihtimali olabilecek bölge saydıkları her yerin etrafını duvarlarla örerek ahaliyi tecrit etmektedir. Hatta son dönemde bu duvarların üç katına kadar yükseltildiğine dair Türk medyasının tirajı düşük gazeteleri, dış basından aktardıkları haberlere yer vermektedirler.
Çinliler tarihin her döneminde ördükleri duvarlarla meşhurdur zaten!
Tüm bu yaşanmışlıkların anlatılıması ve kurtarılmak için çırpınan çaresiz Türklere uyguladığı her alçaklığı Çin yönetimi ya inkâr etmektedir, ya da iç işlerine müdahale saymaktadır.

************

Dünya 5’ten küçük değildir… Tamam!
Ama dünya 1’den bile küçük olabiliyor mu ona da tamam!
Bir koronavirüs belasının ortaya çıkıp tüm dünyaya yayıldığı Çin’e karşı sallanan yaptırım tehditlerinin hiçbirine Çin’in itibar etmediği, etkilenmediği ve itibar edilmeyeceği bilinmektedir.
Çin, kendi iç işlerine müdahale edilmemesi cihetindeki tavrıyla yine dünyayı tabiri caizse tırsıtmıştır.
Bu durumda ekonomik güç olmak demenin hakim güç olmak anlamına geldiği gerçeğine gelinmektedir.
Yani devletler kendilerine yeter hale gelip, dünya ticaretine hükmetmeye başladı mı, iç işlerindeki hiç bir insan hakları ihlalinin üstüne gidilememektedir.
İşin kötüsü o ülke ile ticari ilişkilerini kaybetmeyi göze alamayan devletler de, söz konusu ihlal iddialarının yerinde incelenmesini bile teklif edemiyorlar.
Dünyanın herhangi bir yerinde başı sıkışan ABD’li, İngiliz, Alman, Fransız, İsrailli vs vs… için ortalığı ayağa kaldıranlara eşlik eden irili ufaklı koro figüranlarından bir pozisyonunda kalmayı Türk Dünyasından bir fert olarak, müslüman bir türk olarak içime sindiremiyorum.
Müslümanların zulme uğramalarına yakılan ağıtlarda sadece arapların akla gelmesini de hiç anlayamıyorum. Müslümanların meseleleri dendiğinde ilk akla gelen bir uçak kaldırımlık mesafedeki Gazze olunca, acaba İslam dairesinde olmak demek; illaki birbirine ve bize hıyanet etme huylarından bir türlü vazgeçmeyen araplar için gözyaşı dökmek, dünyaya kafa tutmak, yardım kampanyaları düzenlemek midir?
Mazlum denince sadece İsrailin attığı, Esad’ın kötelediği misket bombaları, Myanmar’ın Arakan’daki kahpeliği mi gelir?
Gadre ve zulme uğrayanlar için zalimlere nefretimizi kusalım.
Yardım taleplerinde gönlümüzden kopanı elimizin erdiğince yapmaya çalışalım!
Bu durum lüzumludur tamam! Teşvik edilmelidir âmennâ!
Ama arkadaş! Gözyaşlarınızdan bir katre de Doğu Türkistan için damıttığınızı bilelim!
Uluslararası arenada dünyanın etkili güçlerinin, yetkili kurullarının ADALETLERİNDEN ve İNSAN HAKLARINDAN bir katrecik de oraya damıtılması sağlansın!


Değerli okuyucularım!
Uzun yazıları sevilmediğini ve okunmadığını bilirim.
Sizi hazır “COVİD-19” denen; el yapımı bela sebebiyle evde yakalamışken vakit ayırabileceğinizi ümit ediyorum.
Yumuşak kınamalarla, naz ve cilve benzeri “yapsan da karışmam ama yapmasan daha iyi olur” kabilinden sayılabilecek yakarmalarla üstesinden gelinecek bir mesele olmadığına dikkat çekmek istedim.


Lütfen dua ve ulaştırılabilecek yardımlarınıza DOĞU TÜRKİSTAN’daki soydaş ve dindaşlarımızı da ekleyelim.
Hiç bir tv kanalında hiç bir iftar veya sahur programında adı GEÇMEYEN(!) ve ağlamaklı anlatıcıların uydurdukları dramatik hikâyelere bile konu edilmeyen ATAYURT için bir katre damıtmanızı diliyorum.


Uyarıcı olmak için herkes bir adım atsa yer sarsılır, bir cümle sarfetse gökkubbe çöker!
Lütfen, bir katrecik damıtalım vesselam!

https://www.yozgatgazetesi.com/yasin-ali-er/bir-katre-de-oraya-damitmak-136185.html?fbclid=IwAR0-uSMkCJ

Etiketler: » » » » » » » » »
Share
309 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ