DOĞU TÜRKİSTAN MİLLİ ORDUSU : ATEŞLE DOĞDU KAHRAMANLIKLARI İLE HAFIZALARA KAZINDI
Dr. Nebican Tursun( Tarihçi Yazar-ABD)
Doğu Türkistan Cumhuriyeti Milli Ordusu Ateşte Doğdu, Zafer ve kahramanlıkları ile hafızalara kazındı. Günümüzde anılarımızda ve Kalbimizde minnet ve şükranla yaşatılmaya devam ediyor.
Bugün, 8 Nisan 2026 . Gulca merkezli Doğu Türkistan Cumhuriyeti Milli Ordusunun Kuruluşunun 81.Kuruluş yoldönümü. Bu kutlu gün dünyanın dört bir yanında ana vatanları için özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi veren ki Uygur diasporası 8 Nisan 1945’te kurulan Doğu Türkistan Cumhuriyeti Milli Ordusu’nun 81. kuruluş yıldönümünü çeşitli etkinlikler düzenleyerek kutluyorlar.
Uygur Türkleri 20.yüz yılın ilk yarısında kurulan bu ordunun hatırasını derinden yaşatmaya devam ediyorlar. Bu Milli Ordularının ülkelerini kurtarmak için giriştikleri savaşları ve gösterdikleri Kahramanlıklarını heyecanla anıyorlar. arlar Anma toplantıları ve çeşitli etkinlerin yanı sıra, anısına şiirler yazıyorlar ve bu Kahraman Milli Ordusu ile ilgili hatıralarını duyduklarını yazdıkları çeşitli anı ve yazılarla Milli Ordunun kuruluşunun 81.yılında onu unutmadıklarını ve onlarla onur duyduklarını her vesile ile ifade ediyorlar. Doğu TÜrkistanlı Uygurların günümüzde yaşayan evlatları yeni nesil atalarının yakın geçmişlerinde böylesine modern ve kahraman bir ordunun ve onu kuran bağımsız Doğu Türkistan Cumhuriyetinin varlığından ilham ve güç alıyor ve onun mevcudiyetinden gurur ve manevi kaynağından beslenmeye devam ediyorlar.
Doğu Türkistan Cumhuriyeti Milli Ordusu subayları; Ghulja, 1945
Doğu Türkistan Cumhuriyeti hükümeti 1946 yılında Milli Ordumuzun kurulduğu 08 Nisan tarihini resmen Ordu Günü olarak ilan etti ve 1949 yılına kadar beş yıl boyunca her yıl görkemli askeri geçit törenleri düzenleyerek kutlamalar yaptı. Çin işgalinden sonra 1950 yılında Milli Ordunun kuruluş törenleri ve kutlamalar tamamen yasakladı. Ancak, yurtdışında Doğu Türkistan Milli Ordusunun yaşayan eski subay ve askerleri, vefatlarına kadar bu günü kesintisiz olarak kutlamaya devam ettiler. Bu gazilerden hiçbiri bugün hayatta değil, ancak Uygur halkı 8 Nisan’ı hala kutsal bir gün olarak çeşitli etkinliklerle anıyor.lar.
Dünya Savaşının İki Cephesi Arasında Doğan Doğu Türkistan Cumhuriyeti
İkinci Dünya Savaşı’nın galip devletleri Yalta Konferansında Avrasya haritasını yeniden şekillendirdi. Şubat 1945’de üoplanan Yalta Konferansı’ndan sonra, Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere önderliğindeki Müttefik orduları batıdan Nazi Almanyası’na doğru ilerliyordu; Sovyet Kızıl Ordusu Alman kuvvetlerini topraklarından çıkarıp Doğu Avrupa’da ileru harekata devam ediyordu. Amerikan kuvvetleri Asya-Pasifik’te Japon ordusuyla savaşıyordu. Çin ise ülkesini işgal eden Japonya’ya karşı saldırılarına yeni başlıyordu. Tam da bu anda—Avrupa ve Asya cepheleri arasında, Orta Asya’nın kalbinde, Çin’in “Sincan” olarak adlandırdığı bölgede—Doğu Türkistan Cumhuriyeti’nin modern ve düzenli Milli ordusu kuruldu ve ülkelerini kurtarmak için Cang Keyşek’in işgalci ordusuna karşı genel bir saldırı başlattı.
Doğu Türkistan Cumhuriyeti Milli Ordusu Başbakan Ahmetcan Kasimi ve diğer devlet erkanı ile birlikte
Doğu Türkistan Cumhuriyeti daha birkaç ay önce 12 Kasım 1944’te Gulca’da kurulmuş ve dünyaya ilan edilmişti. 1940’lı yılların başlarında Tanrı dağlarının kuzeyinde yerel Uygur ve Kazak Halk Önderlerinin Liderliklerinde başlayan bu genel ayaklanma ve özgürlük hareketi bağımsız bir Doğu Türkistan Cumhuriyeti’nin kurulmasını sağladı. Doğu Türkistan Cumhuriyeti Ordusu Şubat 1945’e kadar bölgede bulunan Çin ordusunun iki tümenini tamamen yok etmiş ve tüm İli bölgesini özgürleştirmişti. Altay Bölgesi’nde, Osman Batur önderliğindeki Kazak Mücahitler Sovyetler Birliği ve Moğolistan’ın yardımıyla, o yılın Mayıs ayına kadar bölgede bulunan çok sayıda Çin güçlerini mağlup ederek yok etti. Yeni Kurulan Cumhuriyet, Ordunun düzenlenmesi ve yönetilmesi için önce Askeri İşler Komitesini daha sonra ise Askeri İşler Bakanlığını kurdu. Yeni kurulan bu Bakanlık Şubat/1945’ten itibaren ordusunun yeniden düzenlenerek modern bir ordu kurulması için çalışmalara başladı. Mevcut Silahlı Milis(partizan) birlikleri modern ve geleneksel oluşumlara dönüştürülmeye başlandı. Sovyetler Birliği’nden yardım için gelen askeri danışmanları ve eğitmenlerinin yardımıyla subay eğitim kursları kuruldu ve düzenlenen Milli Ordu sistemli eğitimlere ve askeri tatbikatlar başladı.
8 Nisan 1945 Geçit Töreni
Bu hazırlıklardan sonra 8 Nisan 1945’te Doğu Türkistan Cumhuriyeti Milli Ordusunun kurulduğu , başkent Gulca’da düzenlenen çok görkemli bir askeri törenin ardından resmen ilan edildi. Milli Ordusunun kuruluşu ilk başta şöyle tanzim edilmişti : 1- 7 süvari ve piyade Alayı 2- 5 bağımsız süvari ve topçu taburundan oluşuyordu.
Ana gövdesi bölge’de yaşayan Uygurlar ve Kazak Türklerinden oluşan bu Milli Orduya Han Çinlileri hariç diğer,Moğol, Şive ve diğer etnik tüm yerel milletleri de bünyesine aldı. Doğu Türkistan Milli Ordusu o zamana kadar Türkistan(Orta Asya) bölgesindeki kurulan ilk modern ve düzenli ulusal orduydu. Daha sonraki aylarda Milli Ordu yeni katılımlar ile büyümeye devam etti. Altay merkezli Kuzey komutanlığı sonraki aylarda daha da büyüyerek 17 Alay şeklinde yeniden düzenlendi. Güneydeki Tarım bölgesinde bulunan Kaşgar-Yarkant ve civarındaki birlikler de dahil edildiğinde, yeni kurulan çok sayıda bağımsız Alay,Tabur ve diğer birliklerle toplam sayı 23 Alay’a ulaştı.
Ulusal Ordu’da görev yapan Uygur kadın subaylar.
O günkü geçit töreninde yaklaşık 10.000 Uygur, Kazak ve diğer asker ve subay yürüdü. Sovyet ordusunun üniformalarına benzer üniformalar giymişlerdi ve Çarlık Rusyası ve Sovyet askeri geleneğinden uyarlanmış rütbeler, omuz apoletleri ve disiplin kuralları taşıyorlardı; ancak şapka rozetleri ve düğmelerinde Doğu Türkistan’ın kendi hilal ve yıldız amblemi bulunuyordu. Ellerinde ise “İleri, Doğu Türkistan’ın Bağımsızlığı İçin” yazılı yeşil hilal ve yıldız savaş bayrakları taşıyorlardı.
Zaferden Zorunlu Ateşkese
Sovyetler Birliği, yeni orduya büyük miktarda silah ve mühimmatın yanı sıra çok sayıda subay da sağladı. 8 Eylül 1945’te—Japonya’nın resmen teslim olmasından altı gün sonra—ordu, Şikhu (Wusu) ve Cinghe şehirlerinde konuşlanmış iki tümenin üzerinde Çin birliğine karşı bir saldırı başlattı. Çin kuvvetleri bozguna uğratıldı ve Doğu Türkistan Cumhuriyeti Milli Ordusu, Ürümçi’ye 150 kilometre kadar yaklaştı. Bu noktada Stalin, saldırının durdurulmasını emretti ve Doğu Türkistan Cumhuriyeti hükümetini Çin ile barış görüşmelerine zorladı.
Silah sesleri sustuğunda, Doğu Türkistan Milli Ordusu ve müttefik isyancı birlikler, Uygur vatanının kuzey yarısının tamamını fiilen özgürleştirmişti. Güneyde, Çin kuvvetleri Kaşgar, Aksu, Hotan ve Yarkand şehir merkezleriyle sınırlı kalmıştı; kırsal kesimin büyük çoğunluğu isyancıların eline geçmişti. Ürümçi çevresinde bile silah sesleri duyuluyordu. Çin yönetimi, iktidar organlarını boşaltmaya hazırlanıyordu ve Han Çinli sakinler dalgalar halinde doğuya kaçmaya başlamıştı.
Tam da bu koşullar altında Moskova, o sırada müzakere edilmekte olan savaş sonrası dünya düzeninin gerekliliklerini hesaplayarak savaşı durdurmak için devreye girdi, iki taraf arasında arabulucu rolünü üstlendi ve Sincan-Doğu Türkistan’ın tam bağımsızlığını engelledi.
1946’da Ghulja’daki bir askeri üste görevli subaylar.
Dört Yıllık Silahlı Çatışma
O noktadan Kasım 1949’a kadar, Doğu Türkistan ve Çin güçlerinin birbirini alt edemediği, gergin bir dört yıllık çıkmaz yaşandı. Bu çıkmaz, savaş sonrası dönemin daha geniş akımlarıyla iç içe geçmişti: eski Müttefikler arasında Soğuk Savaş’ın başlaması, Çin İç Savaşı ve Sovyet-Çin ilişkilerinin değişen doğası.
Bu yıllar boyunca Doğu Türkistan Cumhuriyeti ekonomisini, kültürünü, eğitimini ve sosyal refahını hızla geliştirirken, ordu da eğitimine devam etti, kendini güçlendirdi, savaş gücünü artırdı ve disiplinini geliştirdi.
1948-1949 yıllarında her şey değişti. Berlin Krizi, NATO’nun kuruluşu ve Soğuk Savaş’ın aniden yoğunlaşması, Sovyetler Birliği ve Çin Komünistlerini daha yakın bir işbirliğine ve ittifaka sürükledi. Stalin’in desteğiyle -artık Amerikan liderliğindeki Batı’ya karşı koymayı amaçlayan- Çin Halk Kurtuluş Ordusu, 12 Ekim 1949’da Sincan’ı işgal etmeye başladı ve daha önce Çin Milliyetçi (Guomindang) yönetimi altında olan yedi bölgeyi sırayla ele geçirdi. Bu kritik aşamada, Doğu Türkistan Cumhuriyeti’nin üst düzey siyasi ve askeri liderliği -Ehmetcan Kasımi, İshak Beg Münonov ve diğerleri- resmi olarak gizemli bir “uçak kazası” olarak tanımlanan olayda Sovyet topraklarında hayatlarını kaybetti ve Ghulja hükümeti ve ordusunu en saygın figürlerinden mahrum bıraktı.
Emilim, Çözünme ve Son Bir Direniş
Aralık 1949’un sonunda, 8 Nisan 1945’te kurulan Ulusal Ordu, Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun 5. Kolordusu olarak yeniden organize edildi ve ilk kez Çinli siyasi komiserler komuta yapısına dahil edildi. Mao Zedong tarafından onaylanan 5. Kolordu komuta kadrosu, bir Çinli siyasi komiser, bir Rus kolordu komutanı, bir Tatar genelkurmay başkanı ve bir komutan yardımcısından oluşuyordu. Uygurlar komuta pozisyonlarından tamamen uzaklaştırıldı. 1954’te, Mao’nun emriyle, tüm ulusal güç feshedildi ve dağıtıldı, Uygurlar ordularını kaybetti.
Ulusal Ordu’nun askeri nişanları, rozetleri ve amblemleri.
Son kalan Uygur alayı 1962 Çin-Hindistan Savaşı’nda görevlendirildi. Uygur askerleri Aksai Chin bölgesindeki savaşlarda Hint kuvvetlerini bozguna uğratma görevlerini tamamladıktan sonra, birlik de dağıtıldı. Alayın son komutanlarından Emet Akhunov, bağımsızlığı hedefleyen Doğu Türkistan Halk Devrimci Partisi’nin Kaşgar şubesinin başına geçti. Ağustos 1969’da, sayıca kendilerinden kat kat fazla Çin kuvvetine karşı savaşan bir grup Uyguru komuta ederek bir ayaklanma başlattı. Canlı yakalanmaktansa intihar etti.
1954 ile 1963 yılları arasında, Ulusal Ordu’nun birçok eski subayı ve askeri vatanlarını terk ederek Sovyetler Birliği’ne yerleşti. Kalanlar ise 1958 ile 1976 yılları arasında ardı ardına siyasi zulüm ve fiziksel cezalara maruz kaldılar.
Güç, Yapı ve Tedarik
Doğu Türkistan Cumhuriyeti Milli Ordusu en güçlü döneminde, düzenli muharebe askerleri ve subayları, polis birlikleri, partizan birlikleri ve destek ve yedek personeli de dahil olmak üzere yaklaşık 60.000 kişiden oluşuyordu. Barış zamanında muharebe gücü 15.000 ila 20.000 arasındaydı. Bu rakamlar askeri duruma göre yükselip alçalıyordu. Ordunun toplamında bir mareşal, dört general, 60’a yakın albay ve yarbay, yaklaşık 60 binbaşı ve her rütbeden yaklaşık 1.300 subay bulunuyordu.
Hükümet, ordusunu halk bağışları, hayır kurumlarının katkıları ve dini ondalık vergiler (uşr ve zekât) ile, ayrıca Sovyetler Birliği’ne çeşitli kalitede yün, koyun ve sığır derisi, koyun ve sığır gibi çiftlik hayvanları ve buğday ve darı gibi tahıllar da dahil olmak üzere ham madde ve yerel ürünlerin satışı veya takası yoluyla tedarik ediyordu. Subaylar rütbelerine göre maaş alıyorlardı. Askerlere ve subaylara düzenli olarak yazlık ve kışlık üniformalar, yazlık ayakkabılar, kışlık botlar, iç çamaşırları, sabun, havlu ve diğer ihtiyaç malzemeleri veriliyordu. Bir askerin günlük tayını, barış zamanında günde üç sıcak yemekle birlikte 800 gram ekmek, 200 gram et ve 3 gram şekerden oluşuyordu.
Her birliğin kendi din görevlileri (akhundlar ve imamlar) vardı ve bunlar Müslüman askerlerin dini ibadetlerini denetlemekle görevliydi; gayrimüslim askerlerin ise kendi inançlarını uygulamalarına büyük ölçüde izin veriliyordu. Paralel bir siyasi komiserler sistemi ise ulusal ve ideolojik eğitim konularıyla ilgileniyordu.
Yapı olarak, bir piyade alayı üç taburdan oluşurdu; bir tabur üç bölükten; bir bölük üç veya dört takımdan; ve bir takım üç veya dört mangadan oluşurdu. Piyade alayları ayrıca bir havan topu bölüğü, bir haberci takımı, bir ikmal takımı ve bir makineli tüfek bölüğü de bulundururdu. Alay gücü 1.500 ile 2.500 arasında değişirdi. Bir süvari alayı, bir makineli tüfek bölüğü ve bir haberci takımıyla birlikte dört filoya sahipti ve 800 ile 1.200 arasında askerden oluşuyordu. Bağımsız süvari taburları iki filoya; piyade taburları ise üç bölüğe sahipti.
Alay düzeyinde komuta pozisyonları arasında alay komutanı, komutan yardımcısı, kurmay başkanı, siyasi komiser, siyasi daire başkanı ve alay akhund’u bulunuyordu. Taburların komutanı, yardımcısı, kurmay başkanı ve tabur imamı; bölüklerin komutanı ve yardımcısı; takımların komutanı ve yardımcısı vardı. Komutalar başlangıçta Rusça, daha sonra Uygurca ve Kazakça olarak veriliyordu, ancak yazılı askeri emirler Uygurca olarak hazırlanıyordu. Teknik terminolojinin büyük bir kısmı—silahlar, teçhizat ve rütbeler—Rusça kaldı: general-major, general-lieutenant, polkovnik, kombolka, mayor, kombat, kapitan, komrota, porochik vb.
Ulusal Ordu’nun üst düzey üyeleri: Ghēni Batur (sağda) ve daha sonra Sincan Uygur Özerk Bölgesi başkanı olan Saifuddin Azizi (ortada).
İsim ve Komutanlar
1946 yılının ortalarına kadar, bu kuvvet resmi olarak Doğu Türkistan Cumhuriyet Ordusu veya Doğu Türkistan Cumhuriyet Milli Ordusu olarak adlandırılıyordu. O tarihten sonra ise çoğunlukla kısaca Doğu Türkistan Milli Ordusu veya daha kısaca “Milli Ordu” olarak anılmaya başlandı.
8 Nisan 1945’ten Haziran 1946’ya kadar başkomutan Tümgeneral İvan Georgievich Polinov (Rus) idi; yardımcıları Tümgeneral İshak Beg Munonov (Kırgız) ve Albay Zunun Teyipov (Uygur) idi ve kurmay başkanı Varsonofy Mozharov (Rus) idi. Temmuz 1946’dan Ağustos 1949’a kadar başkomutan Korgeneral İshak Beg Munonov (Kırgız) idi; yardımcıları Tümgeneral Delilkhan Sugurubayev (Kazak) ve Albay Zunun Teyipov (Uygur) idi; Tümgeneral Varsonofy Mozharov kurmay başkanı olarak görevine devam etti ve siyasi işlerden sorumlu komutan yardımcısı Albay Abdurehimjan Hasanov (Uygur) idi.
Genel Karargâhın doğrudan altında askeri hastane ve diğer destek birimleri bulunuyordu. Genelkurmay Başkanlığı ise askeri inşaat departmanı, askeri istihbarat departmanı, siyasi departman, operasyon departmanı, askeri eğitim departmanı ve arka hizmetler departmanı gibi bölümlerden oluşuyordu.
Zamanla üç bölgesel komuta merkezi kuruldu: güney, kuzey ve merkez. Tüm karargahlar ve muharebe birlikleri gelişmiş iletişim teknolojisiyle (radyo bağlantıları) donatıldı ve tek bir birleşik komuta altında faaliyet gösterdi.
Disiplin ve Dekorasyon
Askeri disiplin çok sıkıydı. Askeri denetim ve askeri mahkemeler sistemi kurulmuş, ödül ve ceza için resmi prosedürler belirlenmişti. Siyasi veya askeri alanda büyük katkılarda bulunanlara “Azadlık” (Özgürlük) ve “İstiklaliyet” (Bağımsızlık) gibi daha yüksek nişanlar verilirken; savaşta kahramanlık gösteren askerlere “Bahadırlık” (Kahramanlık) ve “Sadakat” (Sadakat) madalyaları veriliyordu. “Bahadırlık” madalyası, belirli çatışmalarda gösterilen olağanüstü cesaret için ayrılmıştı. Bu madalyayı alanlar arasında kahraman Rizwangul adlı bir kadın da vardı.
Savaşlar ve Kayıplar
Ulusal Ordu, varlığı boyunca yaklaşık 100.000 askerden oluşan bir Çin kuvvetiyle karşı karşıya kaldı. Üç cephede beş Çin tümenini (yaklaşık 50.000 asker) imha etti. Partizan savaşından konvansiyonel çatışmalara kadar operasyonların tüm aşamalarında, Doğu Türkistan Ulusal Ordusu Çin kuvvetlerinden yaklaşık 30.000 tüfek ve önemli miktarda diğer silah ve mühimmat ele geçirdi. Örneğin, Doğu Türkistan Cumhuriyeti Milli Ordu Komutanlığı Siyasi Dairesi Başkanı Tokhti İbrahim tarafından derlenen bir envanterde, ele geçirilen şu malzemeler belgelenmiştir: 26.400 tüfek (Alman ve Japon yapımı), 9 tank, 17 zırhlı araç, 36 bombardıman ve kara saldırı uçağı, 39 topçu parçası, 1.350 makineli tüfek (ağır ve hafif), 76 havan topu, 1.200 otomatik silah, 13 uçaksavar topu, 22.000 bomba ve el bombası, 1.200 adet patlayıcı, 5.000 askeri at (eyerleriyle birlikte), 259 motorlu araç, 18 hizmet aracı (GAZ-69), 39 askeri dürbün, 780 tabanca (Mauser, Colt ve diğer tabancalar), 220 branda çadır, 17 mühimmat deposu, 28 malzeme deposu, 23 telsiz alıcısı. 1.500 kılıç, 2.500 süngü, 500 hançer, 35 askeri telefon, 20.000 metre telefon kablosu, 4.000 askeri matara, 700 sırt çantası, 800 kilogram altın külçesi ve 25 takım çeşitli askeri tıbbi ekipman, ayrıca diğer malzemeler; bunların tamamı ele geçirildi ve daha sonra Ulusal Ordu birliklerini donatmak için kullanıldı.
Yalnızca kuzey cephesinde (İli, Tarbağhatay ve Altay’da) Ulusal Ordu iki Çinli generali ve yaklaşık on albayı öldürdü. Sovyet arşivlerine göre, Doğu Türkistan Cumhuriyeti’nin kıdemli Sovyet askeri danışmanı Stalin’e, 10.000’e yakın Çinli askerin öldürüldüğünü ve 8.000’den fazlasının esir alındığını, bunların arasında iki general ve albay, yarbay, binbaşı ve yüzbaşı rütbelerinde yaklaşık 200 subayın bulunduğunu bildirdi.
Aksu, Kaşgar, Yarkand ve Kağıliq gibi güney cepheleri de dahil edildiğinde, öldürülen, yaralanan ve esir alınan Çinli askerlerin sayısı önemli ölçüde artmaktadır. Ulusal Ordu’nun kendi ölü ve yaralı sayısı yaklaşık 1600 civarındaydı. Askerlerinin çok azı esir alındı; esir alınanlar genellikle öldürüldü, buna karşılık esir alınan Çinli subay ve askerlerin tamamı geri gönderildi.
Sıradışı kahramanlıklar ortaya çıktı. Bunlardan biri de Ghulja’nın 4. Yedek Piyade Alayı’nda görev yapan Uygur savaşçı Zikrullam Nadirov’du. Nadirov, Jinghe savaşında tek başına üç düşman ateş mevzisini imha ederek birliğinin saldırısının yolunu açmıştı.
Tarih alanında doktora derecesine sahip Nabijan Tursun , Uygur asıllı Amerikalı bir tarihçi ve gazeteci olup, Radio Free Asia’da Uygur Servisi’nin eski kıdemli editörüdür. On üç ciltlik anıtsal eseri Uygurların Genel Tarihi ve Doğu Türkistan Cumhuriyeti Tarihi’nin yazarı ve Sincan: Çin’in Müslüman Sınır Bölgesi’nin ortak yazarıdır .
Bunun gibi:https://uyghurtimes.com/east-turkistan-national-army/