Bir coğrafya bazen sınırlarla değil, şehirlerle konuşur. Doğu Türkistan da tam olarak böyledir. Haritalarda çizilen çizgilerden çok daha derin bir anlam taşır; çünkü bu topraklarda şehirler sadece yerleşim alanları değil, bir milletin hafızası, kimliği ve direncidir. Altay’dan Kaşgar’a, Kumul’dan Aksu’ya uzanan şehir hattı, Uygur Türklerinin yüzyıllara yayılan serencamını sessiz ama ısrarlı biçimde anlatır. Bugünkü Doğu Türkistan haritada küçük gibi görünse de Türkiye’mizin iki katı daha büyük olduğunu asla unutmayalım. Hadi buyun bir yolculuğa çıkalım.

Bu yolculuk Altay ile başlar. Altay, Türkistan Coğrafyası’nın hem tarihî hem mitolojik eşiğidir. Dağlarıyla, yaylalarıyla ve kadim anlatılarıyla Altay, bu coğrafyada Türk varlığının en eski izlerini taşır. Altay’dan güneye inildiğinde Karamay şehri, daha modern bir şehir kimliğiyle karşımıza çıkar. Yeraltı zenginlikleri ve sanayi yapısıyla Karamay, Doğu Türkistan’daki ekonomik dönüşümün sembollerinden biridir.

Türkistan’ın doğu hattında Kumul şehri, tarih boyunca geçit olmanın ve beklemenin şehridir. Kervanların uğradığı, kültürlerin temas ettiği bu şehir, Doğu Türkistan’ın doğuya açılan kapısıdır. Kumul’dan Turfan’a geçildiğinde ise coğrafya ile insan arasındaki mücadele açıkça görülür. Çölün ortasında kurulan “karez sistemi”yle Turfan, aklın ve emeğin doğaya karşı değil, doğayla birlikte kurduğu bir medeniyet timsalidir. Bu hattın devamında yer alan Kara Şehir ve Çergen, tarih sahnesinde daha sessiz kalmış olsa da Doğu Türkistan’ın yerleşik hafızasını tamamlayan önemli duraklardır.

Bölgenin merkezinde yer alan Urumçi, Doğu Türkistan’ın bugünkü idari ve siyasi ağırlık merkezidir. Ancak Urumçi, kadim şehir dokusundan ziyade günümüz politikalarının belirlediği bir şehir görünümündedir. Bu yönüyle geçmişle bugün arasındaki kırılmanın en belirgin hissedildiği yerlerden biridir. Maalesef ki tam da burada yutkunuyoruz.
Güney hattına inildiğinde şehirlerin dili değişir. Hoten şehri, ipeğin, halının ve el sanatlarının şehridir. Burada medeniyet, yüksek sesle değil; sabırla, emekle ve estetikle yaşar. Hoten’den Aksu’ya uzanan hat ise tarımın, yerleşik hayatın ve üretimin Doğu Türkistan’daki en güçlü damarlarından birini oluşturur.

Bu hattın kalbine gelindiğinde Kaşgar, bütün şehirlerin ortak hafızası gibi durur. Yüzyıllar boyunca ilmin, ticaretin ve inancın merkezlerinden biri olan Kaşgar, Doğu Türkistan’ın dünyaya açılan yüzüdür. Kaşgar’ın hemen yanında yer alan Artış, bu büyük merkezin etrafında gelişen tamamlayıcı bir şehir kimliği taşır.

Batıya doğru ilerledikçe Gulca, farklı kültürlerin ve toplumsal katmanların iç içe geçtiği bir başka önemli merkez olarak öne çıkar. Gulca, Doğu Türkistan’ın çok katmanlı yapısını anlamak için anahtar şehirlerden biridir.

Altay, Karamay, Kumul, Turfan, Kara Şehir, Çergen, Urumçi, Hoten, Aksu, Kaşgar, Artış ve Gulca… Bu şehirler birlikte okunduğunda Doğu Türkistan, tek tip bir coğrafya değil; aynı kökten gelen ama farklı yüzlere sahip bir medeniyet alanı olarak karşımıza çıkar. Biri direnci, biri aklı, biri zarafeti, biri hafızayı temsil eder. Her biri eksik olsa bu harita tamamlanmaz.

Dostlar, bugün Doğu Türkistan şehirlerinden söz etmek, romantik bir tarih ve coğrafya anlatısı kurmak değildir. Uygur Türklerinin var olma mücadelesini açıkça savunmaktır. Bu şehirler, bir milletin yurdundan silinmesine karşı duran canlı hafıza alanlarıdır. Uygur Türkleri yalnızca kültürel baskılarla değil, sistematik bir kimlik tasfiyesiyle yani “soykırım”la karşı karşıyadır. Dilin, inancın, tarihin ve şehirlerin hedef alındığı bu süreç, modern dünyanın gözleri önünde yürütülmektedir. Doğu Türkistan meselesi, diplomatik suskunluklarla geçiştirilemeyecek kadar açıktır. Bu, Uygur Türklerinin kendi kaderini tayin hakkı, kendi yurdunda özgür ve bağımsız bir devlet olma iradesidir. Türk Dünyası için Doğu Türkistan, uzak bir coğrafya değil; tarih, vicdan ve sorumlulukla sahip çıkılması gereken açık bir millî davadır. Bu dava, aldığımız nefes kadar kritik, verdiğimiz nefes kadar mühim, gözümüz kadar önemli, aklımız kadar anlamlıdır. Doğu Türkistan davası, her Türk evladının birinci derecede aklında ve yüreğinde tutması gereken bir davadır.

Aksi durumda bu vebal bizi, hepimizi yakar…

KAYNAK : https://www.alanyaturk.com/profdr-selahattin-avsaroglu