Son Dakika



Nizamettin Aşkın
10 OCAK GAZETİCİLER GÜNÜNDE DOĞU TÜRKİSTAN’DA TUTUKLU GAZETECİLER ANISINA!
Çin’in işgalindeki Doğu Türkistan’da milyonlarca Uygur, Kazak ve Kırgız ve diğer Türkler esir tutuldukları Çin tipi toplama kamplarında ağır baskı, zulüm ve işkenceler görüyor. Etnik kültürleri ve dini inançlarından zorla koparılmaya çalışılıyor. Ancak, Türkler bütün bu yaşadıkları mağduriyet ne de mazlumiyetlerini kendi kamu oyları ile uluslararası topluma duyuramıyor.
Komünist Çin yönetiminin işgal ve sömürgesi altında olan Doğu Türkistan’da ne yaşam özgürlüğü ne de basın özgürlüğünden bahsetmek mümkün değildir. Gazeteciler ise şahit olduklarını ifade etmeye ve duyurmaya ve böyleci Gazetecilik mesleklerini icra etmeleri engelleniyor.
Hayatın sistematik bir karanlığa mahkûm edildiği Doğu Türkistan’da halk, yalnızca fiziksel baskıya değil, aynı zamanda mutlak bir bilgi ablukasına maruz bırakılıyor. Çin Komünist Partisi yönetimi, Doğu Türkistan’daki tüm medya kuruluşlarını ve basın mensuplarını sıkı denetim altında tutuyor.
Bağımsız gazetecilikten söz edilemeyen bölgede görev yapan basın mensupları, yalnızca Çin’in resmi açıklamalarını yaymakla yükümlü birer nefer haline gelmiş durumda… Gerçekleri yazmak, yaşanan zulmü belgelemek ya da halkın maruz kaldığı baskıları aktarmak ağır hapis cezalarıyla sonuçlanıyor. Bu nedenle Doğu Türkistan’dan dünyaya ulaşan haberlerin büyük bölümü sansürlenmiş, manipüle edilmiş ve propaganda niteliği taşıyor.
Doğu Türkistan’da Gerçekleri Yazmanın Bedeli : Ömür Boyu Hapisle Cezalandırılmak
05 Temmuz/2009’da başkent Urumçi’de yaşanan Çin Katliamı’nı doğru bir şekilde dünyaya duyurmaya çalışan Muhammed Abdulla ve Gülmire Emin başta olmak üzere birçok Doğu Türkistanlı gazeteci müebbet hapis cezasına çarptırıldılar. Bu gazeteciler hala Çin hapishanelerinde insanlık dışı koşullarda tutuluyor; ağır işkencelere ve izolasyona tabu tutuluyor. Bu durum, Doğu Türkistan’da gerçeği yazmanın bedelinin ömür boyu susturulmak olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Konuşmak yasak, Tanıklık İse Ağır Suç
Çin yönetimi, zulmü yalnızca uygulamakla kalmıyor; konuşulmasını da engelliyor. Zulme uğrayan ya da buna tanık olan kişilerin yaşadıklarını başkalarına anlatması kesin olarak yasak. İnsanlar, kendi aralarında dahi bu konuları konuşmaya cesaret edemiyor. Çünkü en küçük bir konuşma, “devlet güvenliğine tehdit” gerekçesiyle tutuklanma ve hapisle sonuçlanabiliyor.
Bu korku iklimi nedeniyle keyfi tutuklamalar, yargısız infazlar ve işkenceler sessizlik içinde sürdürülüyor. Bu durum, Doğu Türkistan’dan bağımsız ve doğrulanabilir bilgi almanın neredeyse imkânsız hale gelmesine neden oluyor.
Sosyal medyada son çığlık
Yaşanan baskı, zulüm ve hapsedilmelere rağmen şahitliklerini dünyaya duyurmak için bir çıkış yolu arayanlar ise son bir çare olarak seslerini sosyal medya platformları aracılığıyla dünyaya işittirmeye çalışıyorlar. Bu paylaşımlar, çoğu zaman paylaşım yapan kişilerin tutuklanmasıyla sonuçlanıyor. Yurt dışındaki Uygurlar ve insan hakları savunucuları, bölgede yaşananları ancak bu “son çığlıklar” sayesinde öğrenebiliyor.
Çin’in etnik Asimilasyon, Etnik ve Kültürel Soykırım Uygulamaları
Doğu Türkistan’da yalnızca güvenlik politikası yürütmekle kalmayıp sistematik bir asimilasyon ve kültürel yok etme stratejisi de uygulayan Çin, Uygur halkının kimliğini, dilini, inancını ve kültürünü ortadan kaldırmak, bölgeyi tamamen Çinlileştirmek gibi bir hayal ile uygulamalarını sürdürüyor. İşlediği suçları gizlemek için devasa bir propaganda mekanizmasını devreye koyan Çin, devlet medyası aracılığıyla Doğu Türkistan’da her şeyin yolunda olduğunu, insanların mutlu yaşadığını ve hiçbir baskının olmadığını göstermeye çalışıyor.
Kontrollü gezilerle gerçeklerin üzeri örtülüyor
Çin yönetimi Türkiye başta olmak üzere bir çok ülkeden zaman zaman yabancı gazetecileri Doğu Türkistan’a davet ediyor. Davet ettikleri bu gazetecilerin ulaşım, konaklama başta tüm masraflarını karşılıyor ve onları kendilerinin önceden hazırladıkları belli noktaları ziyaret ettiriyor. Çinli görevlilerin sürekli bir gözetim ve denetimi altında bu ziyaretlerde son derece hassas davranılıyor ve ziyaretçilerine bölgede her şeyin yolunda olduğunu göstermeye ve onları inandırmaya çalışıyor. Bu ziyaretlerin ardından yayınlanan haberlerin ve yorumların büyük bölümü,(bilinçli veya bilinçsiz veya farkında olmadan) Çin’in resmi propagandasına hizmet ediyor.
Çin, Toplama Kampları Gerçeğini önce inkâr sonra itiraf Etti
2017 yılından itibaren baskıyı daha da artıran Çin, milyonlarca Uygur, Kazak ve Kırgız’ı “mesleki eğitim” adı altında toplama kamplarına kapattı. Doğu Türkistan genelinde yaklaşık bin 200 kamp bulunduğu, her birinde 25 ila 50 bin arasında insanın tutulduğu tespit edildi.
Birleşmiş Milletler’in “Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi”, Uygur kökenli yaklaşık 1 milyon kişinin gizli şekilde kamplarda tutulduğuna dair güvenilir raporlar aldığını açıkladı. Komite üyesi Gay McDougall, ayrıca 2 milyona yakın Uygur Müslüman’ın beyin yıkama amaçlı siyasi kamplara gönderildiğini duyurdu. Çin yönetimi önce bu kampların varlığını inkâr etti ama kamplardan çıkan tanıkların (Ömer Bekali, Gülbahar Celilova ) gibi kişilerin yaşadıklarını anlatmasıyla gerçekler ortaya çıktı. Bunun üzerine Çin, kampların varlığını kabul etti ama buraların “eğitim ve meslek edindirme merkezleri” olduğunu iddia etti.
KAYNAK : https://ilkha.com/guncel/dogu-turkistanda-gazeteci-olmak-zulmu-goruyor-ama-duyuramiyorlar-503958
BENZER HABERLER