1949 yılında Tibet’i işgal eden Çin aynı yıl Doğu Türkistan’ı da işgal etme girişiminde bulunmuş ama Osman Batur öncülüğündeki Türkler bu saldırıyı püskürtmüştür. Sonrasında Rus ve Çin ordularının eş zamanlı saldırıları ile ateşli silah ve cephane sıkıntısı da yaşayan 30 bin kişilik Doğu Türkistan ordusunun günden güne erimesi, dahası direnişi kırmak isteyen Çin’in sivil yerleşim birimlerinde toplu kıyımlara (katl-i âm) başlaması üzerine halkının zarar görmesini istemeyen Osman Batur teslim olmuş ve böylelikle silahlı mücadele sona ermiştir.
Batı Türkistan ve Sibirya’yı elinde bulunduran Rusya ile anlaşan Çin böylelikle 1952 yılında Doğu Türkistan’ın tamamını işgal etmiştir. İşgalin ardından, aynı yıl Doğu Türkistan’ın ileri gelenleri ile (daha doğrusu Sosyalizm/Komünizm ideolojisine yakınlık duyan Türklerle) yapılan toplantı ve 1955’teki özerklik (otonomi) ilânı gelmiştir. Türkler, işgal yönetimine özetle “Madem komünistiz diyorsunuz, o zaman Lenin’in federasyonlar şeklindeki yapısı” demiştir. Başlangıçta bu isteğe/öneriye olumlu yaklaşan Çin yönetimi verilen özerkliği yıldan yıla sulandırarak şimdilerde sadece kâğıt üzerinde bırakmıştır. Aynı Çin yönetimi “İç Moğolistan” adını verdiği Güney Moğolistan, Mançurya gibi ülkeleri de işgal etmiş ve geri çekilmemiştir.
Çin’in, Doğu Türkistan’a yönelik işgal girişimi 1949-1952 yılları arasında sonuçlansa da Türkler 1950, 1953, 1955, 1958, 1962, 1965, 1968, 1970, 1981, 1985, 1989, 1990, 1992, 2009 yıllarında bu işgale karşı defalarca direnmeye çalışmışlardır. Türk halkı 1952 yılından bu yana işgalin son bulması için büyük bedeller ödemiş ve ödemeye de devam etmektedirler. Barın toplu kıyımı (1990), Hoten toplu kıyımı (1995), Gulca toplu kıyımı (1997), Urumçi toplu kıyımı (2009), Hoten/Hanerik toplu kıyımı (2013), Yarkent/İlişku toplukıyımı (2014) son yıllarda yaşanan acılardan birkaçıdır.
Bugün Doğu Türkistan’da her türlü baskı ve eritme (asimilasyon) her türlü insan hakları ihlali yaşanmaktadır. Doğu Türkistan’da askerlerin, memurların, 18 yaşından küçüklerin yani öğrencilerin camiye girmesi yasaktır. Çinlilerin birden fazla çocuk yapmaları hoş karşılanırken bu yasak Türklere karşı katı bir şekilde uygulanmıştır. Çin yönetimi yakın dönemde toplu kıyıma (katl-i âm) başvurmaktan da geri durmamıştır. Olayı kısaca anımsatalım: Uygur kızları zorla Çin’in başka yerlerine götürülmektedir. Ailelerinden koparılıp zorla Çin’in başka bölgelerine götürülen kızların 1,3 milyon kişiden fazla olduğu söylenmektedir. Ailelerinden koparılan bu kızlar barlarda, fabrikalarda çalıştırılmaktadır. Abdullah Gül’ün Çin’e yaptığı resmî ziyaret sırasında -Cumhuriyet tarihinde bir ilk olarak- Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’ye de gitmesi ve bölgede yoğun ilgi görmesi Çinlileri rahatsız etmiş olmalı ki Doğu Türkistan’dan alınarak Guangdong eyaletinin Shaoguan kentinde bulunan bir oyuncak fabrikasında çalıştırılan Uygur kızlarından ikisine aynı fabrikada çalışan bir grup Çinli tarafından tecavüz edilmiştir. Çin polisi suçlular hakkında işlem yapmayınca fabrikada çalışan Uygur Türk’ü erkekler fabrikadaki Çinlilerle kavga etmiş ve olay polis merkezine kadar taşınmıştır. Polis merkezine gidip tepki gösteren Uygurlara polis ve fabrikada çalışan Çinliler saldırmış ve çıkan olaylarda -içinde kızların da olduğu- 600 Uygur Türk’ünün vahşi yöntemlerle öldürüldüğü bildirilmiştir. Ölenlerin üzerine işeme, başını taşla ezme, kolunu-bacağını kesme, kızlara tecavüz gibi iğrençlikler sosyal medyaya da yansımıştır. Bunun üzerine Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’de toplanan Türkler haklı olarak gösteri yürüyüşü düzenlemiştir. Çin polisi ve -bindirilmiş kıta göreviyle sahaya sürülen- sivil giyimli Çin Kızılordu askerleri hedef gözeterek göstericilere ateş açmıştır. Ne yazık ki 3 bin dolayında oldukları bildirilen soydaşımız da burada hayatını kaybetmiştir. Gözaltına alınan, yaralanıp hasraneye kaldırılan yüzlerce Türk’ten haber alınamamaktadır. Çin yönetimi olayları ayrılıkçı ve aşırılıkçı yerel halkın (Türkler) kışkırtması (provokasyon) olarak ilan etse de mızrak çuvala sığmamıştır.
Çin ve işgal altında tuttuğu Doğu Türkistan, Tibet, İç/Güney Moğolistan, Mançurya gibi yerlerde çıkarılan 148 madenin % 38’i Uygurların yaşadığı topraklarda bulunmaktadır. Dünyada çıkarılan beyaz altının büyük bölümü hatta tamamına yakını Doğu Türkistan’da üretilmektedir. Bölge doğalgaz, petrol ve uranyum yönünden de çok zengindir. Çin’in ürettiği doğalgazın % 37’si, petrolün % 35’i de yine Doğu Türkistan’dan çıkmaktadır. Ayrıca Doğu Türkistan’ın tarım alanları insanlık tarihi kadar eski ve ünlüdür. Tarım havzası, Turfan bölgesi buradadır. Turfanda sebze-meyve sözü de yine buradan gelir. Mimarlık harikası Karız tünelleri burada bulunmaktadır. Kaşgarlı Mahmut, Yusuf Has Hacip, Satuk Buğra Han bu topraklarda yaşamış; Kutadgu Bilig, Divan-ı Lügati’t Türk gibi kitapların beslendiği kültürel zenginlik bu topraklarda yeşermiştir. Tarihteki ilk Müslüman Türk devletlerinden biri burada kurulduğu gibi, yine tarihteki ilk İslam cumhuriyeti de bu topraklarda ilân edilmiştir.
23 Aralık 1998’deki Mesut Yılmaz imzalı 36 numaralı gizli genelge Uygur Türklerini oldukça rencide etmiştir. Bu da yetmezmiş gibi Şubat 2000’de Bülent Ecevit imzasıyla yürürlüğe giren Suçluların İadesi Anlaşması tuz biber olmuştur. Çin uydurma suçlamalarla -başta Uygurlar olmak üzere- Doğu Türkistan’daki Kazak, Kırgız, Moğol, Salgur/Salur, Tatar gibi adlarla anılan Türk topluluklarından ülkemize gelmiş/sığınmış olan kişileri isteyebilecektir. Bu durumun özellikle Uygurlar için nelere yol açabileceğini düşünmek bile istemiyoruz. Doğu Türkistan her ne kadar Türkiye’ye uzak gibi görünse de uzak değildir. Hatta Doğu Türkistan, Türkiye’nin yüreğinin attığı yerdir. Tarihte Sivas-Kayseri yöresini kapsamış olan Eretna Devleti bir Uygur devletidir. Uygur Türklerinden olan Alaaddin Eretna tarafından kurulmuştur. Başlangıçta İlhanlıların buyruğu ile ve yine onlara bağlı olarak kurulan Eretna Devleti daha sonraları bağımsız hareket eder olmuştur. Türkiye’yi yönetenler hiçbir şey yap(a)masa bile “Şu gözümün yaşını sil bari bari” diyen Uygur türküsünün gereğini yerine getirmeli; “Boraltan” utancını anımsatan bu tür yasaları, yasak(lama)ları tekrar gözden geçirmelidir.
Bir Doğu Türkistan türküsüyle noktayı koyalım:
Yığlama yurdum, eğerci bol küninde yok bahar
Gelgüsi günlerinde baht yıldızı oynap kalar.
(Ağlama yurdum, eğer ki bugününde yoksa bahar
Gelecek günlerinde baht yıldızı elbet doğar.)







