
UYGUR HABER VE ARAŞTIRMA MERKEZİ(UYHAM)

Çin’in yönetimindeki Doğu TürkistanUygur bölgesinde yaşayan etnik Kazak olan Sayragül Savutbay’in hayatı ve hikayesini bitterwinter org. olarak bir kaç kez ele aldık kendisi de uluslararası medyaaya bir çok kez açıklamalarda bulundu. Sığındığı Kkazakistan’da hayatından endişe ve kendisi ve ailesi için tehdit altında hisseden Savuytbay, daha sonra İsveç’e sığındı ve şu anda eşi ve çocuklarıyla birlikte bu ülkede yaşamaktadır. Bu kez de biz “Acı Kış” da bu özel röportaj için kendisine ulaştık. Söylemeye gerek yok, çünkü “Acı Kış” röportaj yaptığı kişilerin siyasi görüşlerini mutlaka açıkça ifade etmelerine izin vermesi ile biliniyor. Kendisine teşekkür ederiz.
Bitterwinter.org : “Baş Tanık : Bir Doğu Türkistanlı Kadının Çin’in Toplama Kampı”‘ndan adlı kitabınızın yayınlanmasından bu yana, uluslararası bir insan hakları savunucusu haline geldiniz. Son olarak kendi öykünüze dair görüşlerinizde nasıl gelişmeler ve değişmeler oldu ?
S.Savutbay : Benim kendim hakkımdaki anlayışım ve rolum , hayatta kalabilen benim gibi birinin , ülkesinde yok edilmekte olan bir ulusun küresel sözcüsü ve elçisine dönüştüğümü düşünüyorum. Sürgündeki Doğu Türkistan Hükümeti Başkan Yardımcısı sıfatıyla, yazdığım kitabın insan haklarını savunmak için hayati önem taşıyan platformlar yarattığını gördüm. Okuyucu kitlesi büyüdükçe, Çin Komünist Partisi’nin suçlarına dair küresel farkındalık da artıyor . Uluslararası forumlardaki konuşma sürem genellikle sınırlı olduğundan, bu kitap benim genişletilmiş tanıklığımın görevini görüyor. Kısa bir konuşmanın kapsayamayacağı dehşet verici ayrıntıları ve sistemik kanıtları sunuyor. Kitabım çeşitli dillerde yayınlanarak dil engellerini aştı ve kitabı savunuculuk aracı olarak kullanan doğal bir destekçi topluluğu oluşturdu. Birçok okuyucu artık bu kitabı başkalarına hediye ederek, Doğu Türkistan’ın hikayesinin sadece duyulmasını değil, halkımızın özgürlüğü için bir eylem çağrısı olarak anlaşılmasını sağlıyor.
BW: Uygurları ve diğer Türk halklarını sık sık Çin’in “tam gözetimli Polis devleti” rejimi altında yaşayan halklar olarak tanımlıyorsunuz . Ülkenizde 2021’den bu yana yaşanan hangi gelişmeler sizi en çok endişelendiriyor?
S. Savutbay : Ülkemdeki son durumu şöyle özetleyebiliriz :
- İnsanların kitlesel olarak tutuklanması hapis cezalarına çarptırılmaları kalıcı haline getirildi.
- Doğu Türkistan yüksek teknolojili ile gözetim altında tutulan ve sürekli izlenen bir işgal ve sömürge i rejimine evrildi. Ülkem insanları 7/24 süre ile sürekli kontrol ve gözetim altındadır.
- Bugün beni en çok endişelendiren şey, Çin devletinin çocuklarımızı kitlesel olarak ailelerden koparması ve merkezi Çin’e kaçırmasıdır. Şimdiye kadar yaklaşık bir milyon çocuk ailelerinden çalınarak yatılı okullara kapatıldı; bu okullar aslında Uygur ve Kazak kimlikleriyle bağlarını koparmak için tasarlanmış beyin yıkama merkezleridir.
- Ayrıca, 12 Mart’ta yanı çok yakın zamanda yasalaştırılan Etnik Birlik Yasası da beni derinden endişelendiriyor. Bu yasa, Uygur ve Kazakları kendi etnik kimliklerinden koparmak ve tek bir ” Etnik Çin” kimliğine dönüştürmek için etnik asimilasyonu zorunlu ve yasal hale getirmektedir. Doğu Türkistan’da yaşayan bizleri ayrı halklar olarak kimliğimizi kademeli olarak ortadan kaldırarak, bireysel kültürlerimizin ve dillerimizin yok edilmesini fiilen yasallaştırıyor.
- Ethan Gutmann gibi araştırmacılardan elde edilen kanıtlar, ÇKP’nin organ ticareti için her yıl 25.000 ila 50.000 Uygur ve Kazak insanın öldürüldüğünü ve bu organ kaçakçılığı endüstrisinin Doğu Türkistan’a yayılmasının çok iyi planlanmış ve hesaplanmış bir dehşet olduğunu doğrulamaktadır.
- İşgalci ÇKP Rejimi bu yeni yasa ile yerel düzenlemeler yoluyla bu vahşetleri yasallaştırmaya çalışarak, uluslarımızı tamamen yok etme yönündeki uzun vadeli niyetini ortaya koymuştur.
BW.: Bir çok Ülke ve Yönetimler Çin’in Uygurlar Kazaklar ve başka Türk halklarına karşı işlediği insan hakları ihlallerini “İnsanlığa Karşı işlenen Suç-Etnik Soykırım” suçları olarak kabul ediyor . Sizce uluslararası toplum Doğu Türkistan’da işlenen bu insanlık suçlarını sonlandırmak için hâlâ hangi somut adımları atmıştır ?
SS. Çin’in işlediği bu insanlık suçlarını kabul ve bunun için hesap vermesini sağlamanın dışındaki tüm girişimler sadece bir kuru gösteriden ibaret kalacaktır. Uluslararası Toplum ÇKP’nın bu suçlarını durdurması için atılacak adımları , yani tam ekonomik ve siyasi izolasyonu ve Uluslararası Ceza Mahkemesi (UÇK) gibi uluslararası kurumlar aracılığıyla hesap verebilir hale getirmeyi hâlâ reddediyor. Küresel politikada Doğu Türkistan’daki insanı kriz karşısında açık bir çifte standart görüyoruz. Rusya Ukrayna’yı işgal ettiğinde, uluslararası toplum hızla yaptırımlar uyguladı ve Uuluslararası Ceza Mahkemesi Vladimir Putin için tutuklama emri çıkardı. 21. yüzyılın en uzun süren soykırımını yöneten Xi için neden aynı uygulama yapılmıyor ? 12 Mart 2026’da kabul ettirdiği etnik birlik yasası ÇKP Lideri Xi Jingping’i cesaretlendiğini gösteriyor. Çin yönetimi artık etnik soykırım niyetlerini doğrudan yasalara dayandırarak uygulamaya çalışıyor. na koyuyorlar çünkü uluslararası sonuçlardan korkmuyorlar. Hükümetler endişenin ötesine geçmeli ve Doğu Türkistan’ın sömürgeleştirilmesini ve işgalini finanse eden köle emeğiyle üretilen tüm ürünlere tam bir yasak getirmelidir. BM.başta küresel kuruluşlar bunu Çin’in iç insan hakları sorunu olarak görmeyi ve ele almayı bırakmalı ve gerçekte ne olduğunu kabul etmelidir. Çin on yıllarca süren yasadışı sömürge ve işgalinin sonucu ile bu insanlık suçlarından ve Soykırımdan sorumlu olanları yargılamak için Uluslararası Ceza Mahkemesi’ndeki davamıza destek vermeleri gerekiyor. Ayrıca, bizim de diğerleri gibi kendi kaderimizi tayin etme hakkımızın da resmen tanınmasına ve desteklenmesine ihtiyacımız var. Uluslararası toplumu, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ndeki davamıza ve sömürgecilikten kurtulma ve bağımsızlığımızı yeniden kazanma mücadelemize destek vermeye çağırıyoruz. ÇKP’nin ekonomik etkisinin ortadan kaldırılmasından ve cezai kovuşturmanın başlatılmasından başkası bizim için bir çeşit bu insanlık suçlarının ortaklıktır.
BW: Dünyanın bir çok Ülkesinde Doğu Türkisanlı siyasi liderler, Aktivistler ve hayatta kalanlarla görüştünüz. Bu görüşmelerden hangileri mevcut misyonunuzu en çok şekillendirdi?
SS: ABD ve Avrupa’daki bazı liderlerle yaptığım görüşmeler çok önemliydi. Ancak bu görüşmeler aynı zamanda siyasi söylem ile gerçek cesaret arasındaki uçurumu da ortaya koydu. Örneğin, ABD devam eden soykırımı resmen tanımış olsa da, Başkan Trump’ın Pekin’e planladığı ziyaretler gibi üst düzey bir etkileşim eğilimi görüyoruz. Bu tür ziyaretler, bu vahşetleri meşrulaştırma ve Xi Jinping rejimini, sonuçlarıyla yüzleşmesi gereken bir zamanda cesaretlendirme riski taşıyan zararlı bir girişimlerdir. Bu görüşmeler ve Liderlerle karşılaşmalar bana, Çin yönetimi altında daha iyi muamele için sadece yalvaramayacağımızı öğretti. Misyonum, ulusal egemenliğimizin yeniden tesis edilmesini amaçlayan sömürgecilik karşıtı bir hareket olduğumuz gerçeğiyle şekilleniyor. Sadece kampların kapanmasını istemiyoruz; işgalci ve sömürgecilerin ülkemiz topraklarımızı terk etmesini istiyoruz, çünkü bu, halkımızın özgürlüklerini, insan haklarını ve varlığını güvence altına almanın tek yoludur.
BW: İsveç’teki yaşam, aktivizminizi, güvenlik duygunuzu ve özgürce konuşma yeteneğinizi nasıl etkiledi?
SS.: İsveç bana insan olarak onurumu geri kazanmam için demokratik bir hak ve temel hukuk sağladı. İsveç dilini öğrenmek, Avrupa toplumuna entegre olmamı ve doğrudan onlarla iletişim kurmamı temin etti. En önemlisi, burada sahip olduğum ifade özgürlüğü, Doğu Türkistan mücadelesini küresel sahneye taşımam için en uygun platform ve ortamı sağladı. Burada, Çin Komünist Partisi’nin kamplarda gömmeye çalıştığı gerçekleri dile getirebiliyorum.
BW: Çin Komünist Partisi yurtdışındaki muhalifleri hedef almaya devam ediyor. Günümüzde uluslararası baskının yarattığı psikolojik baskıyla nasıl başa çıkıyorsunuz?
SS: Her tehdidi ve Çin Komünist Partisi’nin her türlü baskısını kendim için bir güç kaynağına dönüştürmeyi öğrendim . ÇKP’nin çaresizliği, benim ve diğer aktivistlerin çalışmalarımın ne kadar etkili olduğunu kanıtlıyor. Psikolojik yükü yönetmek için, ruhumu canlı tutan şarkı sözleri yazıp seslendirerek müziğe yöneliyorum. Deniz kenarında yürümek ve fiziksel olarak aktif kalmak, bana dayatmaya çalıştıkları strese karşı koyma yollarım. Ayrıca beni destekleyen, adaleti seven insanların küresel topluluğu da bana güç veriyor. Onlar sayesinde, bu mücadelede asla yalnız olmadığımı biliyorum.
BW: Sizce diaspora -Uygurlar, Kazaklar ve diğerleri- kültürün korunmasında ve yok olmaya karşı koymada ne gibi bir rol oynamalıdır?
SS: Diaspora, ulusumuzun yaşayan arşivi olmalıdır. Direnişimiz için dört temel öneriyorum;
- Birincisi, dilimizin kaybolmaması için hem çocuklar hem de yetişkinler için çevrimiçi platformlar aracılığıyla birleşik bir eğitim sistemi kurmalıyız.
- İkincisi, geleneklerimizin uygulandığı ve aktarıldığı fiziksel merkezler inşa ederek kültürel altyapısını oluşturmalı ve güçlendirerek korumalıyız.
- Üçüncüsü, ulusal değerlerimizi ve bunun sağlayabilecek kıyafetlerimizi ve kültürel eserlerimizi üretecek işletmeler kurmalı ve fabrikalara yatırım yaparak ekonomik özgürlüğümüzü sağlamalıyız. Dini ve kültürel değerlerimize ve sembollerimizin kolay erişilebilir olmasını sağlamalıyız. Son olarak, gelecek nesil için birleşik bir temel oluşturmak amacıyla gençlik değişim programları ve yıllık küresel buluşmalar düzenlemeliyiz.
![Sauytbay, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ve First Lady Melania Trump'tan 2020 Uluslararası Cesur Kadınlar Ödülü'nü alırken. (Fotoğraf kaynağı: [Kaynak])](https://bitterwinter.org/wp-content/uploads/2026/04/IMG_4147.jpeg)
BW: Sizin Çin’ın insanlık suçlarını ifşa etmeniz ve birinci elden tanıklığınız dünya çapında birçok kadına ilham verdi. Siz, Özellikle otoriter /Diktatör rejimler altında yaşayan kadınlara hangi mesajı iletmek istersiniz?
SS: Bu duyarlı Hanımlarımıza önerim : Baskı ve zulüm karşısında dik durmalı ve zalime boyun eğmemeli asla teslim olmasınlar. Temel insanı haklarımız için savaşmaktan asla vazgeçmemeliyiz. Size zulmeden diktatör rejim ne kadar zalim, acımasız ve korkunç olursa olsun, özgürlük hayalinden asla vazgeçmemeliyiz. Biz Kadınlar çaresiz ve savunmasız bir grup değil; tarihte defalarca örneklerini gördüğümüz ve tanık olduğumuz gibi, en dirençli savaşçılarız. Anneler ve evlatlarımıza hayat verenler olarak, Çin Komünist Partisi’nin kin ve nefretini alt edebilecek tek güç olan derin bir sevgi taşıyor olmamız en büyük dayanağımızdır. Zalimlerle mücadelede ısrarcı olursak ve onlara tepkimizi her zaman göstermeden vaz geçmezsek , sonunda haklarımızı koruma ve gasbedilen haklarımızı geri alma fırsatına sahip olacağız. Fırsatlar her yerde ve her zaman vardır ; ama bu fırsat ve zaman biz kadınların sadece sürekli mücadele azmimize bağlılar.
BW: Çin’in Uygur bölgesinde Uygurlar,Kazaklar başta diğer Türk halklarını küresil tedarik zincirleri için mal üretmede köle/İşçi olarak Zorla çalıştırması ve onların emeğini sömürmesi başta diğer tedarik için suistimalleri hakkında gün geçtikçe daha fazla kanıt ortaya çıkmaktadır. Bu Köle/İşçilikle mal üretimi ve bu ürünlerin küresel tüketicilerin ve şirketlerin ne gibi sorumlulukları olduğunu düşünüyorsunuz?
SS: Uluslararası toplum, Uygurlar ve Kazaklar ve diğer Türklerin istismarı için “zorunlu çalışma” gibi yumuşatılmış bir terimi kullanmayı derhal bırakmalı ve gerçek adını “Köle/İşçilik” gerçek adını kullanmalıdır. Çin işgal rejimi devlet destekli bu kölelik sistemi ile tüm bir halkın acısını metalaştırmaktadır. ÇKP İşgal ve Sömürgeci rejimi Uygurların , Kazakların ve diğer Türk halklarının köleleştirilmesini küresel tedarik zincirlerinin üretim maliyetlerini düşürmek ve küresel pazarlara tek başına hakim olmak için kullanıyor ve böylece dünyanın geri kalan türketicilerini etnik soykırımının finansal sponsorları haline getiriyor.Çin’in son çıkardığı Etnik Birlik Yasası, halkımızın ÇKP Rejiminin ekonomik hedeflerine hizmet etmesi için ülkemizden Çin’in çeşitli yerlerine toplu olarak zorla göç ettirilmesi, taşınmasını ve hatta tamamen ÇKP rejimine teslim ve zorla boyun eğdirmek istemektedir. Zorla Köle/İşçilik ve Toplama Kampları uygulaması Doğu Türkistan’da, “temiz” bir tedarik zinciri” diye bir şey olmadığını bize açıkça göstermektedir. Çin’de faaliyet göstermeye devam eden veya işgal altındaki Vatan topraklarımızdan malzeme tedarik eden şirketler sadece pasif gözlemciler değil; halkımızın terinden, kanından ve gözyaşlarından kâr elde eden ÇKP Soykırımının aktif suç ortaklarıdır. Bu küresel tedarik firmalarının Doğu Türkistan’daki bu Köle/İşçilik- Emek istismarından bir an önce tamamen geri çekilmeleri onların için ahlaki, insani ve yasal bir yükümlülüktür. Küresel tüketicileri, bu köle ticaretine ortak olmaya devam eden herhangi bir markaya karşı topyekün boykot başlatmaya çağırıyoruz. Küresel Tadarik zincirlerinin Soykırımla lekelenmiş karlar tamamen yasalara aykırı ve gayrimeşru ve insanlık dışıdır. Bu Küresel şirketler, ulusumuzun kitlesel sömürüsüne ve yok edilmesine yol açan rolleri nedeniyle ekonomik ve hukuki olarak sorumlu tutulmalıdır. Bu ürünleri satın almak, halkımızı prangaları ile zincirleyen suçlarına ortak olmak demektir ve bunun bedelini de mutlaka ödemelidir.
BW: Geleceğe baktığınızda, halkınız için adalet nasıl bir şey olurdu ve oraya gerçekçi bir şekilde ulaşmak için hangi adımların atılabileceğine inanıyorsunuz?
SS: Gerçek adalet, yalnızca işgalin,sümürgeciliğin ve soykırımın sona erdirilmesi ile değil; özgürlük ve bağımsızlığımızın ve milli egemenliğimizin tamamen geri kazanılması ile ancak mümkün olabilecektir.
Bizim İçin Adalet : Ana yurdumuz Doğu Türkistan’ın 1949’de Çin işgalı ile başlayan yasadışı yabancı istilacı Çin sömürge yönetiminin sona ermesiyle ancak sağlanabilecektir. Ana Yurdumuz Doğu Türkistan Cumhuriyeti’nin tam bağımsızlığı ve yeniden kurulması anlamına gelir. Bu gelecekte, Uygurlar , Kazaklar, Kırgızlar ve diğerleri de dahil olmak üzere halkımız, Halkımızın kendi kaderini kendilerinin tayini(Self detremination) topraklarımızın tek efendisi olması ile mümkün olacaktır.
Adalete giden yol, Çin ile asla Müzakere Edilemez 3 Konu hakkında müzakere edilemez şu hususların kabül edilmesini gerektirir ;
- Birincisi, uluslararası toplum Doğu Türkistan’ı Çin’in bir eyaleti veya sözde özerk bölgesi değil, işgal altındaki bir bölge olarak resmen tanımalıdır.
- İkincisi, Doğu Türkistanlı tüm tutukluların derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakılması ve devlet tarafından işletilen tesislerden çalınan yeni nesil çocukların ailelerine geri verilmesi gerekmektedir.
- Üçüncüsü, sömürgecilikten arınmış, egemen, demokratik bir Doğu Türkistan devleti kurulmalıdır.
Bu 3 koşul kabul edilmeden Çin ile üst düzey temaslar, siyasi dostluk veya ticaret anlaşmaları, yalnızca ÇKP’nin emperyalist emellerini güçlendirecektir bu ise tamamen insanlığa bir ihanettir . Dünya, siyasi haklarımızın halakımıza iadesi olmadan insan haklarının güvencesinin olamayacağını anlamalıdır .
Doğu Türkistan’ın bağımsızlığını desteklemek, etnik soykırımı kesin kez olarak sona erdirmenin ve küresel toplumun güvenliğini korumanın tek yoludur. Amacımız Çin Rejiminin himayesi altında reformlar yapmak değil; tam olarak ÇKP rejiminin işgali ve sömürgeciliğinden kurtulma ve bağımsızlığımızı yeniden kazanmak demektir.

Kaynak : bitterwinter.org






