logo

trugen jacn

KAMP TANIĞI SAYRAGÜL:DÜNYANIN SUSKUNLUĞU ÇİN’İN İNSANLIK SUÇLARINA ORTAKLIKTIR!

Massimo Introvigne

UYGUR HABER VE ARAŞTIRMA MERKEZİ(UYHAM)

  Çin’in işgalindeki Doğu Türkistan’da açtığı Çin tipi Toplama Kamplarında tutuklulara  Çince öğretmesi için görevlendirilen Doğu Türkistanlı Kazak Türkü  Sayragul Savutbaykızı Çin işgal rejiminin  kampında tutulan Uygur ve Kazak tutuklulara yönelik   baskı.zulüm, işkence başta insanlık suçlarına dayamayarak komşu Kazakistan’a   kaçmış ve Kazakistan’da bir süre tutuklu kalmıştı.Daha sonra İsveç’e iltica eden Sayragl Savutbaykızı Çin kampında tanık olduklarını uluslararası medya birinci elden tanık olarak anlatmış ve  büyük ses getirmişti. Daha sonra  onun hayatı ve tanık oldukları Fransız yazar Alexander  Cavelius tarafından  Fransa olarak kaleme alınmıştı. Kitap “Baş tanık” adı ile   Türkçe olarak  ta ülkemizde  ve  İngilizce başta bir kaç dile çevrilerek yayınlanmıştır. İtalya/Roma merkezli Bitterwinter.org sitesinden Massimu İntrovegne   Çin tipi Toplama Kamplarının birinci elden tanığı Sayragül Savutbaykızı  ile bir raportaj  yaparak neşretmiştir. Bu raportaji  aşağıda bilgilerinize sunuyoruz. (UYHAM) 

Baş Tanık: Doğu Türkistanlı Bir Kadının Çin'in Toplama Kamplarından Kaçışı
Massimu İntrovegne(bitterwinter.org  Muhabiri -Roma İtalya)

Çin’in yönetimindeki  Doğu TürkistanUygur bölgesinde yaşayan etnik Kazak olan  Sayragül Savutbay’in hayatı ve hikayesini bitterwinter org. olarak bir kaç kez ele aldık  kendisi de uluslararası medyaaya bir çok kez açıklamalarda bulundu. Sığındığı Kkazakistan’da hayatından endişe  ve kendisi ve ailesi  için  tehdit altında hisseden Savuytbay,  daha sonra İsveç’e sığındı ve şu anda eşi ve çocuklarıyla birlikte  bu ülkede yaşamaktadır. Bu kez de biz “Acı Kış” da bu özel röportaj için kendisine ulaştık. Söylemeye gerek yok,  çünkü “Acı Kış” röportaj yaptığı kişilerin siyasi görüşlerini mutlaka  açıkça ifade etmelerine izin vermesi ile  biliniyor. Kendisine teşekkür ederiz.  

 Bitterwinter.org : “Baş Tanık : Bir Doğu Türkistanlı Kadının Çin’in Toplama Kampı”‘ndan adlı kitabınızın yayınlanmasından bu yana, uluslararası bir  insan hakları savunucusu haline geldiniz. Son olarak  kendi   öykünüze dair  görüşlerinizde  nasıl gelişmeler  ve değişmeler oldu ?  

S.Savutbay : Benim kendim hakkımdaki anlayışım ve rolum , hayatta   kalabilen  benim gibi birinin ,  ülkesinde yok edilmekte olan bir ulusun küresel  sözcüsü ve elçisine dönüştüğümü düşünüyorum.  Sürgündeki Doğu Türkistan Hükümeti Başkan Yardımcısı sıfatıyla, yazdığım  kitabın insan haklarını savunmak için hayati önem taşıyan platformlar yarattığını gördüm. Okuyucu kitlesi büyüdükçe, Çin Komünist Partisi’nin suçlarına dair küresel farkındalık da artıyor . Uluslararası forumlardaki konuşma sürem genellikle sınırlı olduğundan, bu kitap benim genişletilmiş tanıklığımın  görevini görüyor. Kısa bir konuşmanın kapsayamayacağı dehşet verici ayrıntıları ve sistemik kanıtları sunuyor.  Kitabım çeşitli dillerde yayınlanarak dil engellerini aştı ve kitabı savunuculuk aracı olarak kullanan doğal bir destekçi topluluğu oluşturdu. Birçok okuyucu artık bu kitabı başkalarına hediye ederek, Doğu Türkistan’ın hikayesinin sadece duyulmasını değil, halkımızın özgürlüğü için bir eylem çağrısı olarak anlaşılmasını sağlıyor.

BW: Uygurları ve diğer Türk halklarını sık sık Çin’in “tam gözetimli Polis  devleti” rejimi  altında yaşayan halklar olarak tanımlıyorsunuz .  Ülkenizde 2021’den bu yana yaşanan hangi gelişmeler sizi en çok endişelendiriyor?

S. Savutbay :  Ülkemdeki  son durumu şöyle özetleyebiliriz :

  • İnsanların kitlesel  olarak tutuklanması hapis cezalarına çarptırılmaları kalıcı haline getirildi.
  • Doğu Türkistan yüksek teknolojili ile gözetim altında tutulan ve sürekli izlenen  bir  işgal ve sömürge i rejimine evrildi. Ülkem insanları 7/24 süre ile sürekli kontrol ve gözetim altındadır.
  • Bugün beni en çok endişelendiren şey, Çin devletinin çocuklarımızı kitlesel olarak  ailelerden koparması ve merkezi Çin’e  kaçırmasıdır.  Şimdiye kadar yaklaşık bir milyon çocuk ailelerinden çalınarak yatılı okullara kapatıldı; bu okullar aslında Uygur ve Kazak kimlikleriyle bağlarını koparmak için tasarlanmış beyin yıkama merkezleridir.
  • Ayrıca, 12 Mart’ta yanı çok yakın zamanda yasalaştırılan Etnik Birlik Yasası da beni derinden endişelendiriyor. Bu yasa,  Uygur ve Kazakları kendi etnik kimliklerinden koparmak ve tek bir ” Etnik Çin” kimliğine  dönüştürmek için etnik asimilasyonu zorunlu  ve yasal hale getirmektedir. Doğu Türkistan’da yaşayan bizleri  ayrı halklar olarak kimliğimizi  kademeli olarak ortadan kaldırarak, bireysel kültürlerimizin ve dillerimizin yok edilmesini fiilen yasallaştırıyor.
  •  Ethan Gutmann gibi araştırmacılardan elde edilen kanıtlar, ÇKP’nin organ ticareti için her yıl 25.000 ila 50.000 Uygur ve Kazak insanın öldürüldüğünü ve bu organ kaçakçılığı endüstrisinin Doğu Türkistan’a yayılmasının çok iyi planlanmış ve  hesaplanmış bir dehşet olduğunu doğrulamaktadır.
  • İşgalci ÇKP Rejimi  bu  yeni yasa ile  yerel düzenlemeler yoluyla bu vahşetleri yasallaştırmaya çalışarak, uluslarımızı tamamen yok etme yönündeki uzun vadeli niyetini ortaya koymuştur.

BW.: Bir çok Ülke ve Yönetimler Çin’in Uygurlar Kazaklar ve başka  Türk halklarına karşı  işlediği insan hakları  ihlallerini  “İnsanlığa Karşı işlenen Suç-Etnik Soykırım”  suçları olarak kabul ediyor . Sizce uluslararası toplum  Doğu Türkistan’da işlenen bu insanlık suçlarını sonlandırmak için hâlâ hangi somut adımları atmıştır ?  

SS. Çin’in işlediği bu insanlık suçlarını kabul ve bunun  için hesap vermesini   sağlamanın dışındaki tüm girişimler sadece bir  kuru gösteriden ibaret kalacaktır. Uluslararası Toplum  ÇKP’nın bu suçlarını durdurması   için  atılacak  adımları , yani tam ekonomik ve siyasi izolasyonu ve Uluslararası Ceza Mahkemesi (UÇK) gibi uluslararası kurumlar aracılığıyla hesap verebilir hale getirmeyi hâlâ reddediyor. Küresel politikada Doğu Türkistan’daki insanı kriz karşısında açık  bir çifte standart görüyoruz. Rusya Ukrayna’yı işgal ettiğinde, uluslararası toplum hızla yaptırımlar uyguladı ve Uuluslararası Ceza Mahkemesi Vladimir Putin için tutuklama emri çıkardı. 21. yüzyılın en uzun süren soykırımını yöneten  Xi için  neden aynı uygulama yapılmıyor ?    12 Mart 2026’da kabul ettirdiği  etnik birlik yasası  ÇKP Lideri Xi Jingping’i cesaretlendiğini gösteriyor. Çin yönetimi artık  etnik soykırım niyetlerini doğrudan yasalara dayandırarak uygulamaya çalışıyor. na koyuyorlar çünkü uluslararası sonuçlardan korkmuyorlar. Hükümetler endişenin ötesine geçmeli ve Doğu Türkistan’ın sömürgeleştirilmesini ve işgalini finanse eden köle emeğiyle üretilen tüm ürünlere tam bir yasak getirmelidir.  BM.başta  küresel kuruluşlar bunu  Çin’in iç insan hakları sorunu olarak  görmeyi ve ele almayı bırakmalı ve gerçekte ne olduğunu kabul etmelidir. Çin  on yıllarca süren yasadışı sömürge  ve işgalinin sonucu ile  bu insanlık suçlarından ve Soykırımdan sorumlu olanları yargılamak için Uluslararası Ceza Mahkemesi’ndeki davamıza destek  vermeleri gerekiyor. Ayrıca,  bizim de diğerleri gibi kendi kaderimizi tayin etme hakkımızın da resmen tanınmasına ve desteklenmesine ihtiyacımız var. Uluslararası toplumu, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ndeki davamıza ve sömürgecilikten kurtulma ve bağımsızlığımızı yeniden kazanma mücadelemize destek vermeye çağırıyoruz. ÇKP’nin  ekonomik etkisinin ortadan kaldırılmasından ve cezai kovuşturmanın başlatılmasından  başkası bizim için bir  çeşit bu insanlık  suçlarının  ortaklıktır.  

BW: Dünyanın  bir  çok   Ülkesinde   Doğu Türkisanlı siyasi liderler, Aktivistler ve hayatta kalanlarla görüştünüz. Bu görüşmelerden hangileri mevcut misyonunuzu en çok şekillendirdi?

SS: ABD ve Avrupa’daki  bazı liderlerle yaptığım görüşmeler çok önemliydi. Ancak  bu görüşmeler aynı zamanda siyasi söylem ile gerçek cesaret arasındaki uçurumu da ortaya koydu. Örneğin, ABD devam eden soykırımı resmen tanımış olsa da, Başkan Trump’ın Pekin’e planladığı ziyaretler gibi üst düzey bir etkileşim eğilimi görüyoruz. Bu tür ziyaretler, bu vahşetleri meşrulaştırma ve Xi Jinping rejimini, sonuçlarıyla yüzleşmesi gereken bir zamanda cesaretlendirme riski taşıyan zararlı bir  girişimlerdir. Bu  görüşmeler ve Liderlerle karşılaşmalar bana, Çin yönetimi altında daha iyi muamele için sadece yalvaramayacağımızı öğretti. Misyonum, ulusal egemenliğimizin yeniden tesis edilmesini amaçlayan sömürgecilik karşıtı bir hareket olduğumuz gerçeğiyle şekilleniyor. Sadece kampların kapanmasını istemiyoruz; işgalci ve  sömürgecilerin  ülkemiz topraklarımızı terk etmesini istiyoruz, çünkü bu, halkımızın özgürlüklerini, insan haklarını ve varlığını güvence altına almanın tek yoludur.

BW: İsveç’teki yaşam, aktivizminizi, güvenlik duygunuzu ve özgürce konuşma yeteneğinizi nasıl etkiledi?

SS.: İsveç bana insan olarak onurumu geri kazanmam için demokratik bir  hak ve temel  hukuk sağladı. İsveç dilini öğrenmek, Avrupa toplumuna entegre olmamı ve doğrudan onlarla iletişim kurmamı  temin etti.  En önemlisi, burada sahip olduğum ifade özgürlüğü, Doğu Türkistan mücadelesini küresel sahneye taşımam için en uygun platform ve ortamı  sağladı. Burada, Çin Komünist Partisi’nin kamplarda gömmeye çalıştığı gerçekleri dile getirebiliyorum.

BW: Çin Komünist Partisi yurtdışındaki muhalifleri hedef almaya devam ediyor. Günümüzde uluslararası baskının yarattığı psikolojik baskıyla nasıl başa çıkıyorsunuz?

SS: Her tehdidi ve Çin Komünist Partisi’nin her türlü baskısını  kendim için bir güç kaynağına dönüştürmeyi öğrendim . ÇKP’nin  çaresizliği,  benim ve diğer aktivistlerin çalışmalarımın  ne kadar etkili olduğunu kanıtlıyor. Psikolojik yükü yönetmek için, ruhumu canlı tutan şarkı sözleri yazıp seslendirerek müziğe yöneliyorum. Deniz kenarında yürümek ve fiziksel olarak aktif kalmak, bana dayatmaya çalıştıkları strese karşı koyma yollarım. Ayrıca beni destekleyen, adaleti seven insanların küresel topluluğu da bana güç veriyor. Onlar sayesinde, bu mücadelede asla yalnız olmadığımı biliyorum.

BW: Sizce diaspora -Uygurlar, Kazaklar ve diğerleri- kültürün korunmasında ve yok olmaya karşı koymada ne gibi bir rol oynamalıdır?

SS: Diaspora, ulusumuzun yaşayan arşivi olmalıdır. Direnişimiz için dört temel öneriyorum;

  1. Birincisi, dilimizin kaybolmaması için hem çocuklar hem de yetişkinler için çevrimiçi platformlar aracılığıyla birleşik bir eğitim sistemi kurmalıyız.
  2. İkincisi, geleneklerimizin uygulandığı ve aktarıldığı fiziksel merkezler inşa ederek kültürel altyapısını  oluşturmalı ve güçlendirerek korumalıyız.
  3. Üçüncüsü, ulusal  değerlerimizi ve bunun sağlayabilecek kıyafetlerimizi ve  kültürel eserlerimizi üretecek  işletmeler kurmalı ve fabrikalara yatırım yaparak ekonomik  özgürlüğümüzü  sağlamalıyız.  Dini ve kültürel  değerlerimize ve sembollerimizin  kolay erişilebilir olmasını sağlamalıyız. Son olarak, gelecek nesil için birleşik bir temel oluşturmak amacıyla gençlik değişim programları ve yıllık küresel buluşmalar düzenlemeliyiz.
Sauytbay, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ve First Lady Melania Trump'tan 2020 Uluslararası Cesur Kadınlar Ödülü'nü alırken. (Fotoğraf kaynağı: [Kaynak])
Sayragül Savutbay, Trup yönetiminin ilkinde 2020 öncesinde  ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ve First Lady Melania Trump’tan 2020 Uluslararası Cesur Kadınlar Ödülü’nü alırken.  

BW: Sizin Çin’ın insanlık suçlarını ifşa etmeniz ve birinci elden tanıklığınız  dünya çapında birçok kadına ilham verdi. Siz, Özellikle otoriter /Diktatör rejimler altında yaşayan kadınlara hangi mesajı iletmek istersiniz?

SS: Bu duyarlı Hanımlarımıza  önerim : Baskı ve zulüm karşısında dik durmalı ve   zalime boyun eğmemeli  asla teslim olmasınlar. Temel insanı  haklarımız için savaşmaktan asla vazgeçmemeliyiz. Size zulmeden diktatör rejim ne kadar zalim, acımasız ve  korkunç olursa olsun, özgürlük hayalinden asla vazgeçmemeliyiz.  Biz Kadınlar  çaresiz ve  savunmasız bir grup değil; tarihte  defalarca  örneklerini gördüğümüz ve tanık olduğumuz  gibi, en dirençli savaşçılarız. Anneler ve  evlatlarımıza hayat verenler olarak, Çin Komünist Partisi’nin  kin ve nefretini alt edebilecek tek güç olan derin bir sevgi taşıyor olmamız en büyük dayanağımızdır. Zalimlerle mücadelede  ısrarcı olursak ve  onlara tepkimizi  her zaman göstermeden vaz geçmezsek , sonunda haklarımızı koruma  ve gasbedilen haklarımızı  geri alma fırsatına sahip olacağız. Fırsatlar her yerde ve her zaman vardır ;  ama bu fırsat ve zaman biz kadınların sadece sürekli mücadele  azmimize bağlılar.

BW: Çin’in Uygur bölgesinde Uygurlar,Kazaklar başta diğer Türk halklarını  küresil tedarik zincirleri için mal üretmede köle/İşçi olarak Zorla çalıştırması ve onların emeğini  sömürmesi   başta  diğer   tedarik için  suistimalleri hakkında  gün geçtikçe daha fazla kanıt ortaya çıkmaktadır.  Bu Köle/İşçilikle mal üretimi ve bu ürünlerin  küresel tüketicilerin ve şirketlerin ne gibi sorumlulukları olduğunu düşünüyorsunuz?

SS: Uluslararası toplum,  Uygurlar ve Kazaklar ve diğer Türklerin istismarı için “zorunlu çalışma” gibi yumuşatılmış bir terimi kullanmayı  derhal bırakmalı ve gerçek adını “Köle/İşçilik” gerçek adını kullanmalıdır. Çin işgal rejimi  devlet  destekli  bu kölelik  sistemi ile  tüm bir  halkın acısını metalaştırmaktadır. ÇKP İşgal ve Sömürgeci rejimi Uygurların , Kazakların ve diğer Türk halklarının köleleştirilmesini  küresel tedarik zincirlerinin üretim maliyetlerini düşürmek ve küresel pazarlara  tek başına hakim olmak için kullanıyor ve böylece dünyanın geri kalan türketicilerini etnik  soykırımının finansal sponsorları haline getiriyor.Çin’in son çıkardığı  Etnik Birlik Yasası, halkımızın ÇKP Rejiminin  ekonomik hedeflerine hizmet etmesi için ülkemizden Çin’in çeşitli yerlerine toplu olarak  zorla göç ettirilmesi, taşınmasını ve hatta tamamen  ÇKP rejimine  teslim  ve  zorla boyun eğdirmek istemektedir. Zorla Köle/İşçilik ve Toplama Kampları uygulaması  Doğu Türkistan’da, “temiz” bir tedarik zinciri”  diye bir  şey  olmadığını bize açıkça göstermektedir.   Çin’de faaliyet göstermeye devam eden veya işgal altındaki Vatan  topraklarımızdan malzeme tedarik eden şirketler sadece pasif gözlemciler değil; halkımızın  terinden, kanından ve gözyaşlarından kâr elde eden  ÇKP Soykırımının aktif suç ortaklarıdır. Bu  küresel tedarik firmalarının Doğu Türkistan’daki bu Köle/İşçilik- Emek  istismarından bir an önce tamamen geri çekilmeleri  onların  için ahlaki, insani  ve yasal bir yükümlülüktür.  Küresel tüketicileri, bu köle ticaretine ortak olmaya devam eden herhangi bir markaya karşı topyekün boykot başlatmaya çağırıyoruz.  Küresel Tadarik zincirlerinin Soykırımla lekelenmiş karlar  tamamen  yasalara aykırı  ve gayrimeşru ve insanlık dışıdır. Bu  Küresel şirketler, ulusumuzun kitlesel sömürüsüne ve yok edilmesine yol açan rolleri nedeniyle ekonomik ve hukuki olarak sorumlu tutulmalıdır. Bu ürünleri satın almak, halkımızı  prangaları  ile zincirleyen suçlarına ortak olmak demektir ve bunun bedelini de mutlaka ödemelidir.  

BW: Geleceğe baktığınızda, halkınız için adalet nasıl bir şey olurdu ve oraya gerçekçi bir şekilde ulaşmak için hangi adımların atılabileceğine inanıyorsunuz?

SS: Gerçek adalet, yalnızca  işgalin,sümürgeciliğin ve soykırımın sona erdirilmesi  ile değil; özgürlük ve bağımsızlığımızın ve milli egemenliğimizin tamamen geri kazanılması ile  ancak mümkün olabilecektir.

Bizim İçin Adalet :  Ana yurdumuz Doğu Türkistan’ın  1949’de Çin işgalı ile  başlayan yasadışı  yabancı istilacı Çin sömürge yönetiminin sona ermesiyle  ancak sağlanabilecektir. Ana Yurdumuz Doğu Türkistan Cumhuriyeti’nin tam bağımsızlığı ve yeniden kurulması anlamına gelir. Bu gelecekte, Uygurlar , Kazaklar, Kırgızlar ve diğerleri de dahil olmak üzere halkımız,  Halkımızın kendi kaderini kendilerinin tayini(Self detremination)  topraklarımızın  tek efendisi olması ile mümkün olacaktır.

Adalete giden yol,  Çin ile asla Müzakere Edilemez 3 Konu hakkında   müzakere edilemez  şu hususların kabül edilmesini gerektirir ;

 Bu 3 koşul kabul edilmeden  Çin ile üst düzey  temaslar, siyasi dostluk veya ticaret anlaşmaları, yalnızca ÇKP’nin emperyalist emellerini güçlendirecektir bu ise tamamen  insanlığa  bir ihanettir . Dünya, siyasi haklarımızın  halakımıza iadesi olmadan insan haklarının güvencesinin olamayacağını anlamalıdır .

Doğu Türkistan’ın bağımsızlığını desteklemek, etnik soykırımı kesin kez  olarak sona erdirmenin ve küresel toplumun güvenliğini korumanın tek yoludur. Amacımız Çin Rejiminin  himayesi altında reformlar  yapmak değil;  tam olarak ÇKP rejiminin işgali ve sömürgeciliğinden  kurtulma  ve bağımsızlığımızı yeniden kazanmak demektir.  

Massimo Introvigne
 Massimo Introvigne   :  (14 Haziran 1955, Roma doğumlu) İtalyan bir din sosyoloğudur. Yeni dini hareketleri inceleyen uluslararası bir bilim insanı ağı olan Yeni Dinler Çalışmaları Merkezi’nin ( CESNUR ) kurucusu ve genel müdürüdür. Introvigne, din sosyolojisi alanında 70’ten fazla kitap ve 100’den fazla makalenin yazarıdır. 

Kaynak : bitterwinter.org

Share
4179 Kez Görüntülendi.