logo

trugen jacn

İŞGALCİ ÇİN’İN SAVAŞSIZ VE GİZLİCE YOK ETMEK İSTEDİĞİ DOĞU TÜRKİSTAN !

Şule DEMİRTAŞ 

KADIM TÜRK İSLAM YURDU DOĞU TÜRKİSKTAN’IN SAVAŞSIZ YOK OLUŞU

Dünya, bugün büyük bir gürültünün içinden geçiyor. Savaşlar konuşuluyor, cephe hatları analiz ediliyor, devletler güç dengelerini tartışıyor. Gazze’de aylardır süren yıkım, Ukrayna’da uzayan savaş ve şimdi Ortadoğu’nun ortasında giderek genişleyen İran–İsrail çatışması insanlığın gündemini kaplamış durumda….

Tüm bu yoğun küresel gündemin ortasında KARAR’da yayımlanan haber sessiz bir trajediyi görünür kıldı. Çin Komünist Partisi içinde 24 yıl görev yapmış, devlet mekanizmasının en kapalı katmanlarında çalışmış Hui kökenli Müslüman yönetici Ma Ruilin konuştu. Amerika’ya iltica ettikten sonra verdiği röportajda anlattıkları sıradan bir muhalif eleştirisi değil, sistemin içinden gelen ağır bir vicdan muhasebesi niteliği taşıyor. Camilerin yıkıldığını, haçların söküldüğünü ve çocukların ibadethanelere girmesinin yasaklandığını söylüyor. Böylece inancın kuşaktan kuşağa aktarılması kesilmeye çalışılıyor. Anlatılanlar bununla da sınırlı değil. Her caminin girişinde yüz tanıma kameraları bulunduğunu, dini toplulukların içine muhbirlerin yerleştirildiğini, Hacca giden kafilelerin dahi devlet gözetimi altında hareket ettiğini söylüyor. George Orwell’in karanlık gözetim düzeni artık edebiyatın metaforu sayılmaz. Dijital çağın imkânlarıyla kurumsallaşmış bir siyasal mimari haline gelmiş durumda.

Çin Tipi Nazi Toplama Kampları

Birleşmiş Milletler insan hakları uzmanlarının raporları tabloyu daha da netleştiriyor. Çin’de Uygur, Kazak ve Kırgız topluluklarının zorla çalıştırma programlarına dahil edildiği belirtiliyor. “Yoksulluğu azaltma” adı verilen iş gücü transfer projeleri kapsamında yüz binlerce insan yaşadıkları bölgelerden başka şehirlere gönderiliyor ve bu sürece itiraz edebilme imkânı fiilen ortadan kalkmış durumda. Eğitim politikaları da aynı yönü gösteriyor. Çin parlamentosunun kabul ettiği “etnik birlik yasası” Mandarin dilini eğitim sisteminin merkezine yerleştiriyor ve anadilde eğitim giderek ortadan kaldırılıyor. Böylece yalnızca ekonomik hayat değil, dil, kültür ve toplumsal hafıza da dönüştürülmeye çalışılıyor. Ortaya çıkan tablo güvenlik politikalarının ötesine uzanan geniş çaplı bir toplumsal mühendislik sürecine işaret ediyor.

Müslüman Türk Soykırımının Yeni Kılıfı :  ” Tek  Bir Çin Ulusu İnşa Etmek “

Çin üzerine çalışan akademisyen Timothy A. Grose bu söylemin uzun vadeli bir asimilasyon projesinin ideolojik çerçevesi olduğunu, kamplar, yatılı okullar ve zorunlu iş gücü transfer programlarının yalnızca güvenlik tedbiri olarak düşünülmemesi gerektiğini söylüyor. Bu araçlar bölgenin kültürel dokusunu dönüştürmeye yönelik daha geniş bir stratejinin parçası. “Ulus inşası” söylemi burada yeni bir toplum yaratma iddiasını taşıması demek. Bu da halkın hafızasını, dilini ve inancını aşındırarak ilerletmekle meydana geliyor.

Bu noktada kaçınılmaz soruyu sormalıyız. Doğu Türkistan’da yaşayan Uygurlar kimdir? Uzak bir coğrafyada yaşayan ve dünya siyasetinin sert dengeleri içinde unutulmuş bir azınlık mı? Yoksa tarih, dil ve kültür bağlarıyla bizim dünyamızın parçası olan insanlar mı? Türkiye’de yıllardır kullanılan “soydaşlarımız” ifadesi bu soruya verilmiş cevabı içinde taşıyor. Soydaş kelimesi duygusal bir hitap olmanın ötesinde ahlaki bir sorumluluğu ifade eder.

Doğu Türkistan meselesi tam da böyle bir vicdan sınavı haline geliyor. Mesele yalnızca Çin’in politikaları değil aynı zamanda dünyanın geri kalanının sessizliği. Küresel ekonomi Çin etrafında dönüyor. Devletler insan haklarını savunmayı sevse de ekonomik çıkarlar devreye girdiğinde diplomatik dil hızla değişiyor ve bunu en sağlam şekilde tecrübe etmiş ülkelerden birisiyiz.

Bugün Ma Ruilin’in tanıklığı ve Birleşmiş Milletler raporları aynı soruyu yeniden gündeme getiriyor. Dil, inanç ve kültür yavaş yavaş silinirken dünya ne yapıyor, biz ne yapıyoruz?

Savaşın yalnızca bomba ve tankla yapılmadığını hatırlatan bir tabloyla karşı karşıyayız. Bazen bir halkı yok etmek için ordulara gerek olmaz. Yeterince güçlü bir devlet aygıtı, yeterince sıkı bir gözetim düzeni ve yeterince uzun bir sessizlik bu işi sessizce yapabilir.

Gazze’de, İran’da ve Ukrayna’da olanlar dünyanın gözü önünde yaşanıyor. Doğu Türkistan’da olanlar ise çoğu zaman dünyanın gözleri başka yere çevrilmişken gerçekleşiyor.

Bu yüzden asıl soru şudur:

Dünya savaşların gürültüsünü konuşurken,kadim bir Müslüman halkın  sessizce silinmesine kim bakacak?

Kaynak : https://www.karar.com/yazarlar/sule-demirtas/savassiz-bir-yok-olus-dogu-turkistan-1607201

Share
80 Kez Görüntülendi.