Bu sorun yeni değil. 2016 yılında New York Times’a verdiğim demeçte, Çin’in yaşlanan nüfusu ve küçülen iş gücünün, ekonomisinin Amerika’yı geçmesini engelleyeceğini söylemiştim — bu sonuca 2007 ve 2013 yıllarında yayımladığım Big Country with an Empty Nest (Büyük Ülke, Boş Yuva) adlı kitabımın baskılarında varmıştım. Çinli yetkililer bu durumdan memnun olmadı. Hemen, devlet konuğu statüsünden hükümetin kara listesinde yer alan bir isme dönüştüm. 2019 yılında, “Japonya’dan Daha Kötü: Çin’in Yaklaşan Demografik Krizi Ekonomik Rüyasını Nasıl Mahvedecek“ başlıklı bir yorum yazısı yayımlayarak yetkilileri yeniden kızdırdım.
O dönemdeki hâkim anlatıya göre “Çin yüzyılı“ “çoktan başlamıştı“ (The Economist’in ifadesiyle). Yine de, bulgularım karşılık buldu. 2020 Kasım’ında Brookings Enstitüsü’nün “Amerika’nın Çin’e Yönelik Gelecekteki Politikası“ üzerine yayımladığı kitabın girişinde, yalnızca benim yorumuma atıfta bulunulmuştu. (Kitabın yazarı Jeffrey Bader, Obama yönetiminin “Asya’ya yönelme“ politikasının baş mimarlarından biriydi.) O zamandan bu yana, hâkim anlatı değişti ve çok daha fazla analist Çin’in “Japonya’ya dönüşmesi“ (Japanification) konusunda uyarılar yapmaya başladı.
Japonya’nın tecrübesi, demografinin ekonomik büyüme açısından ne kadar önemli olduğunu kanıtladı ve bu durum Almanya, Fransa, Çin veya başka bir ülkeye bakıldığında da değişmeyecek. Hızla büyüyen iş gücü ve genç nüfusu sayesinde, Japonya’nın GSYİH’si 1960 yılında ABD GSYİH’sinin sadece %9’u iken 1995’te %73’e çıktı, kişi başına düşen GSYİH ise aynı dönemde Amerika’nın %17’sinden %154’üne yükseldi. 1990’a gelindiğinde, Amerikalılar Japonya’yı başlıca rakip olarak görmeye başlamıştı; yapılan anketler, Japonya’nın oluşturduğu ekonomik tehditten korkan Amerikalıların sayısının, Sovyetler Birliği’nin askeri tehdidinden korkanların üç katı olduğunu gösteriyordu.
Ancak Japonya’nın GSYİH büyüme oranı 1992’den bu yana Amerika’nın gerisinde kaldı. O yıl, çalışma çağındaki nüfusun (15-64 yaş) yaşlı nüfusa (65 ) oranı ABD’nin altına düşmeye başladı. O zamana kadar Japonya’nın ortanca yaşı ABD’nin beş, ortalama yaşı ise üç yıl üzerindeydi ve yaşlı nüfus oranı Amerika’nınkini bir yıl öncesinden itibaren geçmişti. Japonya’da 15-59 yaş arası “baş üretken yaş grubu“ nüfusu 1995’ten bu yana azalıyor, oysa Amerika’da bu grup yüzyıl boyunca artmaya devam edecek. 2024 itibarıyla Japonya’nın GSYİH’si ABD’nin yalnızca %14,5’i seviyesindeydi ve kişi başına düşen GSYİH’si ABD seviyesinin %38’ine gerilemişti.
Güney Kore de benzer bir yol izledi. 2019’da ortanca ve ortalama yaşları sırasıyla ABD’den beş ve üç yıl fazlaydı; 2021’de 65 yaş üstü nüfus oranı ABD’yi geçti. 15-64 yaş arası iş gücünün yaşlılara oranı önümüzdeki yıl ABD’nin altına düşecek ve ülkenin GSYİH büyüme oranı 2021’den bu yana Amerika’nın gerisinde kalıyor.
JAPONYA’DAN DAHA JAPON
Çin’in gidişatı Japonya’nınkine benzer, ancak doğurganlık oranı daha da düşük. Japonya’nın doğurganlık oranı (kadın başına çocuk sayısı) 2000, 2010 ve 2022’de sırasıyla 1,36; 1,39 ve 1,26 iken, Çin’de bu oranlar sırasıyla 1,22; 1,18 ve 1,05 olarak gerçekleşti. Çin şu anda bu oranı yalnızca 0,8 gibi son derece düşük bir seviyede sabitlemeye çalışıyor – bu, nüfusun kendini yenileme eşiği olan 2,1’in yarısından az. Çin’in 15-59 yaş arası “baş üretken yaş grubu“ nüfusu 2012 yılından beri azalıyor – ki bu tarih, aynı zamanda Çin’in otuz yıllık çift haneli GSYİH büyümesinin sona erdiği yıldır.
Otuz yıl önce zirveye ulaştıktan sonra Japonya’nın baş üretken yaş grubundaki iş gücü %19 oranında azaldı; Çin’de ise zirve noktasından 30 yıl sonra bu oran %31 olacak. Ayrıca Çin’in toplam nüfusu 2018 yılında azalmaya başladı — bu, Japonya’ya kıyasla sadece sekiz yıl sonra gerçekleşti. 2100 yılına gelindiğinde, Japonya’nın nüfusu zirvesinin %60’ı kadar kalacakken, Çin’in nüfusu yalnızca %25’ine düşecek. Çin tüketicilerinin, üreticilerinin ve vergi mükelleflerinin büyük çoğunluğunu kaybedecek.
2027 yılı itibarıyla Çin’in ortanca ve ortalama yaşı sırasıyla Amerika’nın beş ve üç yıl üzerine çıkacak. Yaşlı nüfus oranı ile iş gücü/yaşlı oranı ise sırasıyla 2031 ve 2034 yıllarında Amerika’nınkinden daha kötü hale gelecek. Çin’in GSYİH büyüme oranı ise büyük olasılıkla 2029 gibi erken bir tarihte Amerika’nın altına düşecek. Çin’in GSYİH’si hiçbir zaman ABD’nin seviyesini geçemeyecek, kişi başına düşen GSYİH’si ise ancak Amerika’nın dörtte biri kadar olabilecek.
Elbette, Çin’in yaşlı nüfus oranı ve iş gücü/yaşlı oranı bugün Japonya’nın sırasıyla 1997 ve 1995’teki düzeylerine eşdeğer olabilir, ancak Çin’in bugünkü GSYİH büyüme oranı o dönemdeki Japonya’nın çok üzerindedir. Fakat bu durum kısmen Çin’in ekonomik büyümesini fazla tüketmiş olmasından kaynaklanıyor. Örneğin, Çin’in GSYİH’si 2015’ten 2024’e kadar yıllık ortalama %5,7 oranında artarken, Japonya’nınki 1986-1995 arasında %3,2 olmuştu. Ancak Çin’de dev bir emlak balonu (Japonya’dakinden çok daha büyük) ve aşırı inşa edilmiş altyapı olmasaydı, büyüme oranı ne olurdu, bunu da göz önünde bulundurmak gerek.
Şu anda emlak balonu patlamış ve altyapı bakım ve değer kaybı dönemine girmişken, Çin ekonomi politikalarının fazla harcamalarının bedelini ödemeye başladı. Pek çok açıdan Çin’in ekonomisi artık Japonya’nınkinden daha “Japon“. Çinli hane halklarının servetinin %70’i gayrimenkulden oluşuyor ve bu değer 2021’den bu yana 18 trilyon dolar azaldı. Bu nedenle haneler harcama yapma konusunda isteksiz davranıyor, arazi satışlarına büyük ölçüde bağımlı olan yerel yönetimler ise ağır borçlu durumda. Bütçe açığını kapatmak için polis, başka eyaletlerdeki şirketleri baskınla denetleyip varlıklarına el koymaya başladı (Çin sosyal medyasında buna “kıyı ötesi balıkçılık“ deniyor).
Daha da kötüsü, zayıf tüketim deflasyona yol açtı. Çinli filozof Lao Tzu, 2.500 yıl önce şöyle demişti: “Evi duvarlarla inşa ederiz ama yaşanabilir kılan odalardır.“ Çoğu ülkede “odalar“ (nihai tüketim), “evin“ (ekonominin) %75-80’ini oluşturur. Ancak Çin’de odalar evin %55’ine yakınken, “duvarlar“ (üretim) %45’lik bir pay alıyor – bu da kronik bir kapasite fazlasına neden oluyor.
Bu dengesizlik, tüketici talebinin büyük bir kaynağı olan çocuk sayısını azaltan tek çocuk politikasının bir mirası. Kadınlar, erkeklere kıyasla çok daha fazla harcama gücüne sahip (hanehalkı harcamalarının %85’ini kontrol ediyor ya da etkiliyor), ancak onlarca yıllık cinsiyet seçici kürtaj uygulamaları Çin’de genç kadın kıtlığına yol açtı. Bu nedenle erkek çocuk sahibi aileler, yüksek başlık paraları ve ilk daire masrafları için tasarrufa yönelerek harcamalarını sınırlıyor.
Tüketimi baskılayan diğer unsurlar arasında, kardeşi olmayan birçok Çinli için yaşlı bakımına dair endişeler, zayıf sosyal güvenlik ağları ve artan gelir eşitsizliği sayılabilir. Bu etkenler birlikte dünyanın en yüksek tasarruf oranını yarattı. 2023’te Çinli emeklilerin (çoğunluğu kırsalda yaşayan yaşlılar) yarısından fazlası ayda ortalama yalnızca 223 yuan (32 dolar) aldı. Çin’in 298 milyon kırsal göçmen işçisi, ortalama olarak şehirli işçilerin yarısından az gelir elde etse de, tasarruf oranları %70 gibi şaşırtıcı bir düzeye ulaştı.
Çin’in şu anki yükseköğretim kayıt oranına ulaşmış diğer ülkelerde, hizmet sektörü işler toplamının %70-80’ini oluşturuyordu. Ancak Çin’de düşük tüketim nedeniyle bu oran yalnızca %45 seviyesinde, bu da üniversite mezunlarının iş bulmakta zorlanmasına neden oluyor. Umutsuzluğa kapılan pek çok genç, daha az materyalist bir yaşam tarzını seçerek kariyer rekabetinden çekilmeyi (tang ping – “yere uzanmak“) ya da ülkeden göç etmeyi (rùn) tercih ediyor. Bu iki eğilim de Çin’in evlilik ve doğurganlık oranlarında daha fazla düşüşe işaret ediyor.
Zayıf tüketim ve iş yaratmak için üretime bağımlılık, Çinli şirketler arasında “involüsyon“a (neijuan) – yani aşırı rekabete ve azalan getirilere – yol açtı. 2023’te Çin’in üretim fazlası 1,8 trilyon doları aştı; bu rakam, aynı yıl kişi başına düşen harcanabilir gelirinin 334 milyon katıydı. Çin’in küresel GSYİH’daki payı 2001’de %4’ten 2023’te %17’ye çıkarken, üretim fazlasının küresel GSYİH içindeki payı %0,1’den %1,8’e yükseldi.
ÇİN İÇİN ZOR ZAMANLAR YAKLAŞIYOR
Çin’in üretim fazlası, ABD Başkanı Donald Trump’ın 2018’de başlattığı ticaret savaşının bağlamını oluşturuyordu. Trump, kapsamlı tarifeler getirip bunları süresiz olarak yürürlükte tutarsa, diğer ülkeler de Çin ithalatına karşı kendi tarifelerini koymak zorunda kalabilir ve Çin, Trump’ın ilk gümrük vergilerine verdiği en etkili cevabı – üçüncü ülkeler üzerinden yapılan “yeniden ihracatları“ – kaybetmiş olur.
Bu gibi senaryolara karşı Çin, otomasyon teknolojilerine büyük yatırımlar yapıyor. Ancak bu da işleri daha da azaltabilir. Eğer küresel üretim yapay zekâ odaklı bir döneme girerse, Çin’in üretim avantajı azalacaktır çünkü piyasalar son sözü söyleyecektir. Çin’in yetersiz iç talebinden kaynaklanan zayıflıklar daha da görünür hale gelecektir.
Çinli yetkililer için en iyi seçenek, hane halkı harcanabilir gelirini GSYİH’nin %44’ünden uluslararası standart olan %60-70 düzeyine çıkarmaya çalışmaktır. Ancak bu bile artık çok fazla bir şey değiştirmeyebilir. Japonya’da yaşlanmanın neden olduğu ekonomik yavaşlama ve kamu harcamalarındaki artış, 1994’te %62 olan hane halkı harcanabilir gelir oranını 2023’te %52’ye düşürdü. Tayvan’da bu oran 2000’de %67 iken 2022’de %59’a geriledi.
Çinli yetkililer ne yaparsa yapsın, yaşlanan ve küçülen iş gücü, geçmişteki fazla harcamalar ve zayıf tüketim nedeniyle ekonominin ivmesi azalacak. Çin Yüzyılı kısa sürdü. Aslında, Çin’in uzun vadeli ekonomik görünümü Japonya’dan bile daha kasvetli.
NOT : Küresel konularda yorum ve analizler yayımlayan Çek Cumhuriyeti merkezli kâr amacı gütmeyen uluslararası medya kurumu Project Syndicate sitesinde 11 Mart 2025’te yayımlanan ve Yi FUXIAN tarafından kaleme alınan “The End of the Chinese Dream“ başlıklı makalenin TASAM Proje Yöneticisi Hanife Şeyma SAY tarafından yapılan çevirisidir.)







