logo

trugen jacn

DOÇ.DR.EMET : UYGUR TÜRKLERİ KARDEŞ OLAN TÜRKİYE’DEN ÇOK ŞEYLER BEKLİYORLAR !

 

Milli Devlet Gazetesi  :  Çin tarafından işgal edildikten sonra 1884 tarihinde Xinjiang adı ile  kendisine bağlı  bir eyalet haline  dönüştürülmüş  ve o tarihten beri baskıcı ve assimile edici bir politika uygulamıştır. Fakat son 15 yıldan beri  izlenen politika son derece sert ve yok etmeye yönelik  olmuştur. 
   Doğu Türkistan son 150 yıllık işgal tarihini ele alırsak son 15 yıldır uygulanan baskı ve zulmü  diğerlerinden kolayca ayırabilir miyiz ?    

Doç.Dr.Erkin EMET :   Doğu Türkistan, Uluğ Türkistan
dediğimiz Büyük Türkistan’ın doğu kısmıdır. Güneyde Afganistan, güneyTürkistan; Batıda Türkmenistan’dan başlayarak Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan; Kuzeyde Altaylardan başlayarak Çin seddine kadar bu bölge Büyük Türkistan’dır. 1884’te Mançu İmparatoru Shenglong Çin’in Pekin’de rahat uyuyabilmesi için Doğu Türkistan ve Moğolistan’ın işgal edilmesi emrini veriyor. Shenglong’un emri ile bölge işgal ediliyor. İşgalden sonra 19. eyalet
olarak yeni kazanılmış toprak anlamında Sincan adını alıyor. 135 yıldır buradaki bağımsızlık mücadelesi devam etmektedir.
Tarihe baktığımız zaman bu bölgede şehitlerin kanı var, hâlâ kan dökülüyor. Dünyadaki bir takım değişimler, bölgesel
durumlardan dolayı bazı mücadeleler başarı kazanmış. Önce 1933’te Kaşgar’da Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti, sonra
1944’te Gulca vilayetinde Doğu Türkistan Cumhuriyeti kurulmuştur. Doğu Türkistan Cumhuriyeti 36 bin kişilik orduya sahip ve güçlü bir parlamenter sisteme sahip bir devletti. 1944’te şehitlerin kanıyla aldığımız topraklar 1949 yılında Komünist Çin
ve Rusya’nın pazarlıkları neticesinde masada kaybediliyor. 1933 yılında bölgeye Sheng Shicai adında asker vali atanıyor. O da
aynı bugün yapılanlar gibi aydınları, iş adamlarını, din adamlarını hepsini öldürtmüştür. Bu sebeple 1933-1944 yılları Uygurların en karanlık dönemlerinden bir tanesidir. O dönemde Tayvan arşiv rakamlarına göre yüz bin civarında insan öldürülüyor, bugün de olduğu gibi. Biraz milli şuura sahip, manevi dini bilgileri olan insanlar o dönemde de yok ediliyordu.
1949 yılında Komünist Çin bölgeyi tekrar işgal etti. 1957 yılında yerli milliyetçiliğe karşı mücadele diye katliamlar yapmıştır.
1966 yılında Kültür İnkılabı adı altında dinsiz, milliyetsiz bir Çin vatandaşı yaratma projesi başlatılıyor. Camilerde domuz
besletiliyor,  memurlara zorla domuz eti yediriliyor. 1976’da Mao ölünceye kadar böyle karanlık bir dönem yaşanmıştır. Mao öldükten sonra Çin, dışa açılma politikası izlemeye başladı. Çin dışa açılma politikasına Rusya’dan önce başladı. ABD soğuk  savaş döneminde Rusya’ya karşı ilk defa Çin ile iş birliği anlaşması imzaladı. Uygur Türkleri Çin’in dışa açılma politikasından  yararlanarak hem milli kimliklerini hem de dini kimliklerini tekrar kazanma yolunda çok büyük adımlar attı. 1984 yılında 1955’teki özerk bölgeler yasası tekrar tanzim edildi, düzeltildi. İlkokuldan üniversiteye kadar anadilde eğitim, bölge zenginliklerinden yerel halkın yararlanması, bölgede memur alımında yerel halkın %60 oranında istihdam edilmesi gibi  büyük haklar tanındı. O zaman bizim hocalarımız bağımsız olmuş gibi sevinmişti.
1984’te aile planlaması politikası uygulanmaya başladı. Çok sayıda Uygur  Türkü çocuk daha anne karnında iken kürtajla katledildi.  Bu durumda Uygur toplumunda  büyük bir travma yarattı. Çünkü Uygurlar 1980’lerde %85’i köy yerlerinde yaşayan çoğu muhafazakâr-milliyetçi insanlardan oluşmaktaydı. Sağlıksız ortamda kürtaj yapılması, çocukların doğmak üzereyken kürtajla alınıp öldürülmesi bir travma yarattı. 1992’de sertleşmeye başlayan Çin, 1995’te bölge halk kongresinde bir karar aldı: Ne pahasına olursa olsun devlet dili olan Çince’yi herkes öğrenecek, yazışmaların hepsi Çince olacaktır. 1984’te verilmiş olan özerk bölge yasasında devlet dairesindeki yazışmalar iki dilde yazılır maddesi vardı. 1993’lere kadar iki dilde yazıldı. 1995’te bu karar çıktıktan sonra Çin, 1996 seviye tespit sınavı koydu. Eğer öğretmen 2 yıl içerisinde Çince ile bu dersi veremezse işten atılacaktır. Bunun sonucunda milyonlarca insan işsiz kaldı. Çin’in politikası sertleşmeye başladı. 1997’de Gulca katliamı oldu. Gulca katliamında ibadet eden kadınlar Kadir gecesinde zorla evden toplanıldı, karakolda işkence yapıp öldürüldü. İnsanların yapılan baskılar ve zulümler karşısında artık dayanacak hali kalmamıştı. Bu şekilde 10 yılda bir böyle büyük ayaklanmalar oldu. 1984 yılında başlayan aile planlaması adı altında yapılan baskılar, kadınların zorla kürtaj edilmeleri insanımızda dayanacak hal bırakmadı, 1990’da ayaklanmaya neden oldu. Barın denilen kasabada halk hükümet binası önünde gösteri yaptı. Halka gerçek kurşun ile karşılık verildi. Bu durum bu şekilde bugüne kadar devam etti. 2008’de Çin Olimpiyatı bahane ederek Doğu Türkistan’da dini yasaklar getirildi. Namaz kılmak, oruç tutmak, başını kapatmak gibi dini ritüeller yasaklandı. Urumçi katliamında insanlar öldürüldü. Son 10 yılda aldığımız bilgilere göre çok sayıda Uygur’un öldürüldüğü, tutuklandığı ve hala kayıp olan gençlerin olduğu söylenmekte.
Bugüne kadar Doğu Türkistan’da baskı, zulüm hep var. Kimi zaman çok şiddetli kimi zaman az şiddetli. 21.yüzyılda bütün
dünyada insan haklarının, demokrasinin konuşulduğu bir dönemde kamp adı altında baskı yapılmaktadır. Çin bu kamplara eğitim kampı dedi, meslek okulu dedi. Ama önceki döneme kadar kabul etmemişti kamp olduğunu, şimdi kabul etti. Resmi rakamlara göre 1 milyon insan burada tutulmaktadır. Ben 1 milyondan fazla insan olduğunu düşünüyorum. Sadece benim ailemden 13 kişi o kampta bulunmaktadır. Şimdi ailesi kampa götürülüp geride kalan çocuklar için çocuk kampı kurmuşlar. 1 milyon 300 bin çocuğun kampta olduğuyla ilgili bilgiler alıyorum. Böyle topladığımız zaman en az 3 milyon civarında bugün çoğu Uygur olmak üzere Kazak, Kırgız kamplarda bulunmaktadır. Çin Türk toplumunu tamamen yok etmek istiyor. Amacı Türkleri yani Müslümanları tamamen bu topraktan silerek kendi toprağı yapmak. Çin, eskiden beri hep inkâr politikası uyguladı. Şimdi Çin BM’in birçok anlaşmasına imza attığı için BM’e hesap veriyor. 2006’dan itibaren Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nda bizim Dünya Uygur Kongresi ve diğer insan hakları kuruluşları tutuklanan, yargısız infaz edilen, hapiste yatan yazar ve akademisyenlerle ilgili rapor hazırladı. İnsan hakları ihlalleri BM’de soruldu. Çinliler 2006’dan bugüne kadar insan hakları ihlâllerinin olmadığını, bölgede azınlık politikalarının çok iyi olduğunu savundu. Yani inkâr etti. Komünist partisi kâğıda yazıp gönderiyor böyle bir şey olmadığını söylüyor ama o devletin, komünist partisinin yazıp verdiği bir kâğıt ve bunu görevli memur okuyor. Şimdiye kadar bu durum hep böyle devam etmişti ama bu defa uluslararası platformda, “Evet böyle bir şey var ama orası çok iyi eğitim verdiğimiz eğlenceli bir yerdir.” diye kabul etti. Bu durum bizim açımızdan çok önemlidir. Bu açıklamadan önce BM’de “Bizim yasalarımız çok sağlam, azınlıklara yönelik politikamız çok iyi ama uygulamalarda bazı eksiklikler olabilir.” diyordu. Çin’in uluslararası platformda  yaptıklarını kabul etmesi önemlidir.
Milli Devlet Gazetesi : Avrupa Birliği(AB) Çin ile  yaptığı  İNSAN HAKLARI  DİYALOĞU toplantılarında “Uygur Bölgesindeki Eğitim  Merkezleri ” adı verilen Toplama kamplarının varlığından endişe duyduklarını ” açıkladı. Ayrıca, BM.Irçılıkla Mücadele Komitesi ile İnsan Hakları İzleme Örgütü geçtiğimiz Ağustos ayında bu kamplarla ilgili raporlar yayınladılar. Alman Dıışişleri Bakanı da bizzat bir açıklama yaparak ” Doğu Türkistan’daki Eğitim Kamplarının  Kabul Edilemez olduğunu de ifade etti.Batı kamu oyunun bu konudaki duyarlılığını nasıl yorumluyorsunuz ?  Batı’nın bu süreçteki yeri ve önemi nedir Sizce ? 
Çin  ticaretinin büyük bir kısmı ABD ve Avrupa ile yapılıyor. Almanya’nın Çin ile olan ticareti 90 milyar avro. 90 milyar
avronun 60 milyar avrosu  ise sadece Bavyera eyaleti ile yapılıyor. Bugün bizim en büyük iki sivil toplum örgütümüz Bavyera eyaletinde
Münih’te faaliyet gösteriyor. Almanya başta Batı ülkeleri  Çin’in insan hakları ihlalleri ile eskiden beri ilgileniyor. İlgileniyor ama Çinli Müslümanların insan hakları ihlaline uğramasından bahsederek. 2005’ten itibaren Doğu Türkistan meselesi, özellikle 2008’deki Olimpiyatlardan dolayı insan hakları ihlalleri dünya kamuoyunda yer almaya başladı. Bizim kamuoyumuz 2006’dan itibaren BM’de sürekli faaliyet içinde. Bunun neticesinde 6 Kasım’da Cenevre’de BM’in özel oturumu oldu. Her yıl bir tane devletin insan hakları ihlâlini denetliyor. Burada Çin Dış İşleri Bakan Yardımcısı düzeyinde dünya ülkelerinin sorusuna cevap verdi. ABD kampların hemen kapatılması gerektiğini sert dille söyledi. Avrupa’daki ülkeler bunun yirmi birinci yüzyılda insanlığa yakışmadığını, derhal
kapatılması gerektiğini söyledi. Müslümanlar ülkelerin hepsi Çin tarafında yer aldı. Burada önemli bir gelişme oldu. Türkiye
şimdiye kadar hep sessiz kalırdı. Bu defa Çin’den bu konu ile ilgili bir açıklama yapmasını, bilgilendirmesini istedi. Bu bizim
açımızdan çok önemli.
BM ırkî ayrımcılık ile mücadele etme komitesi toplama kamplarının hemen kapatılması ile ilgili bir karar çıkardı. Bu
gelişmeler Uygur Türkleri için çok önemli. Hep diyorduk, “Biz de insanız, bu kadar insan öldürülüyor, bunlara dünya neden
sessiz kalıyor?” Türkiye’ye geldiğimiz zaman balina karaya vurmuş, bir kedi ölmüş, insanlar bunlarla ilgileniyordu. Tamam,
hayvanları sevelim ama insanı da sevelim. Yani bu durum tuhafımıza giderdi. BM’de bu karar çıktı hemen Avrupa
Parlamentosu da yirmi birinci yüzyıla yakışmayan bu uygulamanın hemen sona ermesi ile ilgili karar çıkardı. 7-8 Kasım’da
Federal Alman Parlamentosu Doğu Türkistan ile ilgili özel oturum düzenledi. Uygurların Çin’e verilmemesi ile ilgili bir karar
kabul edildi. Eskiden isterse Çin’e iade edebiliyordu. Bu şekilde iade edilenler de olmuştu. ABD’de bir kanun taslağı verildi.
Meclis’in onaylaması bekleniyor. Aralık ayında yapılacak görüşmede taslağın onaylanması çok önemli. Neden önemli? Çünkü
bunun kabulü ile Doğu Türkistan meselesi ABD dış politikasına girmiş bulunuyor. Dış İşleri Bakanlığında Uygurlar ile ilgilenen
özel temsilci olacak. Temsilci, problemleri değerlendirecek. Bunu Dış İşleri Bakanlığına bildirecek. Aynı yasa Tibet ve Tayvan
için var. Aralık ayında yasa onaylanırsa Uygurların da problemleri dikkate alınacak.
Peki, Batılılar niye Uygurlar ile ilgileniyor? Batılıların argüman olarak kullandığı “Evrensel değerimiz insan hakları” çıkarları
içindir. Devletlerin yüksek çıkarları önemlidir. Bizim için ise bu ilgiden nasıl yararlanırız, zulmü nasıl azaltabiliriz? Uygurların
kafasını yorması gereken budur. Türkiye’deki bazı medya kuruluşları ABD, Türkiye ile Çin’in arasını bozmak için Uygurları
konuşturuyor diyor. Ama gerçek öyle değil. ABD kurulmadan önce de Doğu Türkistan vardı. Bunu dezenformasyon yapmak
bence Uygurlara yapılan en büyük kötülüktür. Türkiye’de bazı medya kuruluşları bilip bilmeden Çin’in tezini savunuyor. Bu
kesinlikle doğru bir şey değildir.
Bugünkü bu gelişme Uygur tarihinde olmamış bir şey. Bunun ne faydası olacak derseniz. Çin büyük devlet olmak istiyor.
Büyük devlet olması için uyması gereken kurallar var. Çin’in bir imaj problemi var. Medyada Uygur ile ilgili haberler çıktıktan
sonra Türkiye’ye Çin bir heyet gönderdi: “Biz cahil Müslümanların seviyesini yükseltmek için eğitim veriyoruz.” Böyle bir
açıklama yapma gereği duyuyor. Büyük devletler istediğini yapabilir. Ama Çin dünyaya açılmak, büyük bir devlet olmak
istiyor. Bugün ‘Bir Kuşak Bir Yol’ projesine 8 trilyon para ayırmış durumda. Çin’in büyük devlet olması için imaj lazım. Biz
Doğu Türkistan davasını güzel anlatırsak Çin bu politikasını değiştirmek zorunda kalacaktır.
Milli Devlet Gazetesi :  ÇİN DOĞU TÜRKİSTAN’DAKİ
GÜVENLİK HARCAMALARINI 2017 YILINDA, 2016 YILINA GÖRE 3 KAT  ARTTIRDI. ÇİN’İN UYGUR TÜRK BÖLGESİ GÜVENLİĞİ İÇİN AYIRDIĞI KAYNAĞIN GÜNDEN GÜNE  ARTMASI NEYİ İFADE ETMEKTEDİR?
Doç.Dr.Erkin Emet : Bu durum, bölgede zulmün ne kadar  arttığını gösteriyor. Çin bölgedeki her yere kamera taktı. Bu kamerayı
üreten Firma ABD menşe’ilidirler. Ancak bu Firmalan aynı zamanda Çin ile de ortaktırlar.  İnsan hakları teşkilatları  ABD’nin bu Firmaları tespit edip   ortaya çıkarmasını  ve bu konuda Çin’e  ambargo uygulamasını istiyor. ABD’nin çıkaracağı kanunda
bu da var. Bölgede bu şekilde  ticaret yapıp zulme hizmet eden
rmaları  da cezalandırmak. Bugün insan hakları teşkilatlarının şiddetle karşı çıktığı şey budur. Uygurların özel hayatından
tutun da her şeyi gözetleniyor. ÇKP ülkeyi polis ülkesi haline getirmiş durumda. Çin’in bölgeye olan harcamalarının  çoğalması, Uygurlara yapılan zulmün ne kadar vahim duruma çıktığını gösteriyor.
Milli Devlet Gazetesi : BİR KONFERANSINIZDA “DOĞU TÜRKİSTAN’DA İNSANLARIN DNA’SI TOPLANIYOR” DEMİŞTİNİZ. ÇİN YÖNETİMİNİN  POLİTİKALARINA BAKILDIĞINDA TOPLUMSAL MANADA ASİMİLASYON UYGULANMAKTADIR. TOPLUMSAL ASİMİLASYON NASIL  YAPILMAKTADIR? TOPLUMSAL ASİMİLASYONU BİYOLOJİK-GENETİK ASİMİLASYONU İZLEME İHTİMALİ VAR MI?
Doç.Dr.Erkin EMET : Bilim adamları bunun olduğunu söylüyor. Ben Cenevre’deki toplantıda gen-DNA ile uğraşan arkadaşlara bu konu ile ilgili sorular sordum. Bunun uzun vadeli bir çalışma olduğunu söylediler. “Uygurların DNA’sının toplanması belki şu aşamada bir  şey yapmayabilir. Ama uzun vadede bu bir ırkı yok etmek için kullanılabilir.” dediler. Elimizde şu an için sağlam veri yok ama  bu tip gen toplayanlar toplumu yok etmek için bir takım yöntemler geliştirme ihtimali olabilir. “Asimile ettin yok edemedin, dinini yasakladın yok yasaklamadın, dilini yasakladın yok yasaklamadın. Acaba Çin bunun için başka alternatif yollar mı düşünüyor?” sorusu bu bizi düşündürmektedir. Çünkü bölge, Çin’in büyük bir devlet olması için vazgeçilmez bölgedir. ‘Bir Kuşak Bir Yol’ projesini gerçekleştirmek için 8 trilyon para ayırmış. Çin’in amacına ulaşmak için  bölgenin istikrarlı olması lazım. “İstikrarı sağlamak için bölgede istediği düzeni kurmak için gelecekte ne yapabilirim?”
düşüncesi ile toplamış olabilir. İleride nasıl olur bilmiyoruz.
MİLLİ DEVLET GAZETESİ : HOCAM SON OLARAK NE SÖYLEMEK İSTERSİNİZ?
Geldiğiniz için, bu konuyu gündeme getirdiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Uygurlar Türkiye’den çok şey bekliyor. Ben bir
Türk vatandaşı olarak, bir Uygur Türk’ü olarak, milletimin sesi olarak okuyanlara söylüyorum. Geçen hafta Pekin’deki 15
ülkenin büyükelçileri Doğu Türkistan’a gidip bu kampları görmek için dilekçe verdi. Biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin büyükelçisinin de bunun içinde olmasını istiyorduk. Türkiye belki tek başına bir şey söylemeyebilir ama bu bloğun içinde  olması gerekiyordu.  Türkiye’nin Doğu Türkistan meselesine sahip çıkarak yüksek çıkarını koruması gerekir. İnsan hakları, demokrasi bağlamında  Doğu Türkistan ile ilgilenerek daha fazla çıkar sağlayabilir inananlardanım. İnşallah gelecekte de Türkiye hükümetinin böyle  davranacağını düşünüyorum. Teşekkür ederim.

Kaynak : https://www.mlldevletgazetes.net/doc-dr-erkn-emetuygurlar-turkyeden-cok-sey-beklyor-bz-hem-dndasz-hem-rkdasz/

Share
543 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ