logo

trugen jacn

AYIKLA MERCİMEĞİN TAŞINI

Fatma TUNCER

İnsanlarla ilişkilerimde mümkün olduğunca cedelden kaçınmaya çalışır, tasvip etmediğim şeyleri uygun bir üslupla ifade eder ve kıyıya çekilirim. Hele hele kişisel polemiklere girmekten hiç hoşlanmam. Ancak öyle anlar oluyor ki duyduklarım ya da gördüklerim sabrımı sonuna kadar zorluyor ve söz söylemek bir sorumluluk haline geliyor. Geçtiğimiz günlerde Doğu Perinçek’in Uygurlu kardeşlerimiz hakkında sarf ettiği asılsız ifadeler tam da bu cinsten ifadelerdi. Yalakalık kokan bu ifadeleri dinledikçe ellerimi sıkıp duvarları yumrukladım… Perinçek, Uygurlu kardeşlerimizin Çin’in toplama kamplarında aç ve susuz bırakılarak şiddete maruz kaldıklarına dair aktarılan haberlerin yalan olduğunu, aksine kampların eğitim amaçlı hizmet verdiğini ifade ediyor, kendisinin bizzat buraya gittiğini ve eğitim çalışmalarına şahit olduğunu söylüyordu. Zevat bununla da yetinmeyip, burada Uygur, Kazak, Tatar Türklerin Çinliler tarafından eğitildiklerini ve kardeşçe yaşadıklarını ileri sürüyor,  köy enstitülerini örnek vererek buradaki kişilerin Çince öğrendiklerini ve mesleki eğitime tabi tutulduklarını ifade ediyordu. Çin medyasında manşet olan bu ifadelerin Uygurlu Türklere yapılan zulmü kamufle edebilmek için tasarlanmış ifadeler olduğunu biliyoruz fakat daha ötesine elimiz uzanmıyor. 

Doğu Türkistan’da yaşanan zulüm ve soykırıma karşı dünyanın neden sessiz kaldığını sorgulayıp, kardeşlerimizin sesi olmaya çalışırken az öteden çatlak bir ses yükseliyor ve zalimlerin sözcülüğünü yapmaya kalkıyor. Peki, acaba bu kişi bu talihsiz açıklamalarını niçin ve neden yapıyor? Bunun karşılığında kendisine herhangi bir vaatte bulunuldu mu? Kim adına açıklama yapıyor ve kim adına çalışıyor? Bizim mahallede yaşayıp da zorbaların sesi olmaya çalışırken bu cesareti nereden alıyor? Bütün bu sorular zihinlerimizi allak bullak ederken yalan ve hile kokan o açıklamalar tasavvurlarımda canlanıyor ve ellerimi masaya vuruyorum. Yahu kardeşim bal gibi de biliyorsunuz ki, Doğu Türkistan’da masum halk evlerinden koparılıp, işkence kamplarına götürülüyor, ağır yaşam koşullarının olduğu zindanlara atılıyor ve burada işkenceye tabi tutuluyor. İnsanlar kültürel asimilasyona zorlanıyor, inançlarından koparılmaya ve Çinlileştirilmeye çalışılıyor. Toplu katliamlar yapılıyor, kamplarda işkenceye tabi tutulan insanlar çocuklarından koparılıyor… Şimdi bütün bunlar yaşanırken tutuyor ve işkence kamplarını masum göstermeye çalışıyorsun sahi senin amacın nedir? Bizim mahallede barınıyor fakat ötekilerin sesi olmaya çalışıyorsun ne cesaret!

Farz edelim ki, kamplar bahsedildiği gibi masum olsun, peki bunun gerekçesi nedir? Aklıselim olan her kişi bilir ki, insan doğup büyüdüğü topraklarda güven içinde yaşamak ister.  İnsan dinini özgürce yaşamak, dilini konuşabilmek ve kültürel öğeleri ile bütünleşerek varlığını sürdürmek ister. Eğer bir beldede insanlar evlerinden koparılıp esaret kamplarına kapatılıyor, dillerinden, dinlerinden,  çocuklarından ve aidiyet hissettikleri topraklardan çıkarılıyorsa burada zulüm var, baskı ve dayatma var demektir. Ve böyle durumlarda insani hassasiyet taşıyan fertler, hak ve adaletin ikamesi için çaba gösteren kurum ya da kuruluşlar zulmün değil zulme maruz kalanın yanında yer almalıdırlar.

Perinçek istediği kadar Çin rejiminin kirli yüzünü kamufle etmeye ve zulmü şirin göstermeye çalışsın, Doğu Türkistan’da yaşanan zulmü bütün dünya biliyor ve görüyor. Fakat nedense kimse elini taşın altına sokup zulme dur diyemiyor, ağır işkencelere maruz kalan masum insanlara el uzatamıyor. Bizi asıl rahatsız eden kargaların sesi değil, hak ve adaleti savunan ve zulmün karşısında yer aldığını ifade eden fakat hiçbir şey yapamayanların tavrıdır. Bizi asıl üzen onların sessizliği ve duyarsızlığıdır.

Kaynak : https://www.milligazete.com.tr/makale/3623603/fatma-tuncer/ayikla-mercimegin-tasini


Share
562 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ