logo

trugen jacn

ÇİN’İN JEOPOLİTİĞİ – 1

Ömer ÖZKAYA
Binlerce yıldır Asya’ya sahip olmak için verilen mücadele ve boğazlaşmanın manasını, işin içyüzünü bilmeyenler pek de kavrayamazlar. Görünüşte mücadele, büyük kısmı çölden, su bakımından fakir bozkırlardan ve çok yüksek dağlardan ibaret ve sert tabiat şartlarının hâkim olduğu, velhasıl dünyanın en verimsiz toprakları üzerinde vuku buluyor. İşte bu coğrafyada yaşayan kavimler, kabileler, uzun müddet iptidai, garabet örneği yığınlar olarak görüldü. Bu göçebelerin, basit ve kendi halindeki çobanların cedlerinin bir zamanlar başka türlü yaşamış olmalarını çoğunluk hatırından bile geçirmedi.
Oysa tarih, Asya’dan şekillendi, Asya eğer olmasaydı, ilimden bahsedilemezdi. Asya eski uygarlıkların da doğduğu yer. En eski ilimlerin de merkezi burası. Asya, en eski emanetlerin ve en eski oyunların da ev sahibi. Kavim hareketlerinin kaynaştığı bir alan olduğu kadar çeşitli medeniyetlerin de hem merkezi hem de hakiki toplanma havuzu. Asya, diğer yaşam boyutlarıyla irtibatın en mümkün olduğu yer. “İlham”ın, en “olmaz”ları “olur” yaptığı yer.
Korkusuz elçiler, şansını denemek isteyen cesur tüccarlar ve gayretli din adamları, sırlarla dolu bu coğrafyaya doğru ilk patikaları açtılar. İşte birkaç yüzyılın ürünü bu bir sürü dağınık verinti ve kayıtların eklenmesi suretiyle ilk insicamlı tablo meydana geldi. Biraz bulanık da olsa ortaya çıkan tablo büyüleyiciydi, keşif ve pazar arayışı, Asya’ya “hakim olma” arzusuna dönüştü.
Asya’ya sahip olma siyasetinin yaylarını harekete geçiren şey, elde edilen bazı bulgulardan hareketle, burasının, başka âlemlere, kadim bilimlere açılan kapılara sahip olduğu yönündeki inançtır. Mamafih, günümüz dünyasının sisteminin parametrelerinden olan boru hatları, petrol ve endüstrinin bağımlı olduğu nadir metallerin bilinmediği, bilinse de bir şey ifade etmeyeceği binlerce yıl önce de buraya hâkim olmak için çetin mücadeleler verilmiş olması, Asya için verilen mücadelenin daha derinlerde ve zamanlar üstü bir sebebe dayanıyor olması gerektiğini ortaya koyuyor.
Dünyanın süper güçlerinin askeri harekette bulundukları, işgal ettikleri ülkelere salt jeopolitik ve stratejik amaçlarla gittiklerini düşünemeyiz. Dünyadaki en aptal general, Tibet’e, Kamboçya’ya, Afganistan’a, Somali ve Irak’a sadece askeri gayelerle, siyasi hesaplarla gittiğini düşünendir. Dünya coğrafyası, insan ve diğer varlıklar coğrafyası olduğu kadar bilimlerin de coğrafyası niteliğini taşır.
Asya’nın en doğusundaki Çin de, eskiden beri yabancılar tarafından hep işgal edilmek istenilen bir yer ve beş bin yıllık yazılı tarihi ile en eski medeniyet merkezlerinden biri. Çin, dünyada ilk insanların görüldüğü ender yerlerdendir. Baskı, pusula ve kağıt para, ilk önce Çin zekası tarafından bulunmuştur.
Çin’in sosyal, ekonomik, askeri ve siyasi gelişmelerini etkileyen en önemli unsur, yabancı kavimler ve coğrafi şartlardır. Kuzey’in sert iklimi, su kıtlığı ve burada verimli arazilerin olmaması, Güney’i daima hedef haline getirmiştir. Bu akınlar sonucunda Hunlar ve Tibetliler gibi Kuzey insanları, zaman zaman Çinliler’i egemenlikleri altına aldılar ve başlarına geçerek onları idare ettiler. Ama Çin, içerilerine kadar sokulan bu “yabancı” akrabalarını, medeniyetiyle, manevi kuvvetiyle, yumuşak güç unsurlarıyla ezdi ve onlar belki kendileri de farkına varmaksızın Çin’li haline geldiler.
Bununla beraber Çin kültürü Tibet ve Hun aşısıyla aşılanmış oldu. Bu sebeple Çin kültürünün bağımsız bir kültür olup olmadığı tartışmalıdır. Öte yandan Kuzey akınlarından bunalan Çinliler’in Çin Seddi’ni inşa etmeleriyle Kuzeylilerin hücumları sona ermedi ama giderek Batı’ya yöneldi.
Yarın devam edelim.

Share
160 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ