logo

trugen jacn
11 December 2016

SHANGHAİ İŞBİRLİĞİ ÖRGÜTÜ, AVRUPA BİRLIĞİ VE YOL AYRIMINDAKİ TÜRKİYE (3. Ve Son Bölüm)

dervisin-fikri

Dr.Ferhat Kurban Tanrıdağlı 

Yazımızın 1.ve 2. Bölümlerinde Shanghai İşbirliği Örgütü’ne üye olmanın Türkiye açısından artısı (?) ve eksisini çeşitli yönleri ile irdelemeye çalışmıştık.

ŞİÖ ile örgüte  resmen  üye olmadan  Ülke menfaatlerinin gerektirdiği ölçüde işbirliği yapmanın yolları aranabilir. AB nezdinde ise Hak arama çabaları ısrarla sürdürülmelidir.

Bunlar devlet olmanın gereği olarak  yapılırken , büyük devlet olmanın gereği olarak ise “DÜNYA BEŞTEN BÜYÜK’TÜR” gibi idealist  söylemlerin  içi doldurulmalıdır.

Bunun için Türkiye  daha kalıcı bir çıkış yolu olarak kendi önderliğinde  manevi coğrafya  (gönül coğrafyası) ülkelerini kapsayan yeni bir uluslararası işbirliği teşkilatı oluşturmayı düşünmelidir .

Türkiye’nin bu potansiyeli vardır ve gücünü kurumsal düzeye taşımanın zamanı gelmiştir.

Konuyu aşağıdaki gibi açıklaya biliriz:

  1. Liderlik ve manevi  önderlik-  Türk milletine Allah vergisi bir vasıf (yetenek), atalarımızdan  beri nesilden nesle süregelen tarihi mirastır.

Büyük Hun İmparatorluğu’ (M.Ö 220-M.Ö 46) ’ndan başlayan devlet geleneği Türklere hakimiyet alanını genişletme ve  hükmü altına giren diğer toplulukları  da adaletle idare etme  (Türk Cihan Hakimiyeti Mefküresi)  ideal ve düşüncesi ile  yeteneğini kazandırmış , manevi önderlik vasfını geliştirme fırsatı vermiştir. Hun-Oğuz  destanları  grubundan olan  ve Hun hükümdarı Metehan’ın hayatı üzerine kurulan “Oğuz Kağan ” destanında şöyle yazar: “Oğuz Kağan dört yöne yarlıg yolladı. Bildirimler (Bargaklar) bildirdi ve elçilerine verip gönderdi. Bu bildiriler şöyle yazılmıştı:” Ben Uygurların kağanı’yım, yerin ve dört bucağının kağanı olsam gerektir. “( bak: OĞUZ KAĞAN Destanı, Uygur versiyonu ).

Bu yarlıglarda  Türk milletinin liderlik,  hükümdarlık  ve önderlik vasıflarının  milattan önceki yankılarını  görmekteyiz.

Kaşgarlı Mahmud, Divân-ı Lügati’t-Türk’ün önsöz kısmında şöyle yazmaktadır:

Esirgeyen , koruyan Allah’ın adıyla,

Allah’ın devlet güneşini Türk Burçlarından doğurmuş olduğunu ve Türklerin ülkesi üzerinde göklerin bütün dairelerini döndürmüş olduğunu gördüm. Allah onlara Türk adını verdi. Ve yer yüzüne hâkim kıldı. Cihan İmparatorluğu Türk ırkından çıktı. Dünya milletlerinin yuları Türklerin eline  verildi. Türkler, Allah tarafından bütün kavimlere üstün kılındı. Hak’tan ayrılmayan Türkler , Allah tarafından hak üzerine kuvvetlendirildi. Türkler ile birlikte olan kavimler aziz oldu. Böyle kavimler Türkler tarafından her arzularına eriştirildi. Türkler himayesinde aldıkları milletleri kötülerin şerrinden korudular. Cihan hakimi olan Türklere herkes muhtaçtır. Onlara derdini dinletmek , bu suretle her türlü arzuya nail olabilmek için Türkçe öğrenmek gerek”.

1072-1074 yılları arasında yazılan bu satırlar Türk milletinin o zamana kadar edindiği alemşümul şan-şöhretini ve kutlu geçmişini özetlerken, ondan sonra kuracakları  Cihan İmparatorluğu ve hakimiyetinin de haberini vermektedir.

Türk milletinin Allah vergisi liderlik ve maddi ve manevi  önderlik  vasfı , tarihi misyonu  insanlığa karşı kaçınılmaz sorumlulukları ancak bu kadar berrak  ve bu kadar açık ve net olarak   dile getirilebilirdi.

  1. Türkiye  nitelikli insan kaynakları açısından iyi bir potansiyele sahip  bir ülkedir. Bölgede Önderliği üstlenmesi için gerekli olan  en donanımlı,becerikli , en  güçlü çalışma ekibini oluşturmaya muktedirdir.

Türkiye  tarihin her döneminde dünyanın çeşitli bölgelerinden özellikle  komşu,soydaş ve dindaş  coğrafya’da yer alan  ülkelerden sürekli göç almıştır ve almaya de devam etmektedir. Bu göçlerin bazıları gönüllü göç olup, Türk -İslam dünyasına hizmet amacı olan  dava ve bilim  insanlarından oluşmuştur. Bu göçler kimi zaman da siyasi ve ekonomik sebeplerle Türkiye’ye sığınmış insanlardan oluşmuştur.

Sebebi ne olursa olsun ;  Türkiye  kendisine sığınan insanlara her zaman kucak açmıştır. Göçmenler Türkiye’de  ana kucağının sıcaklığını yürekten his etmiş, hür yaşamanın tadını almış, aziz Türkiye’nin kıymetini iliklerine kadar idrak etmiştir. Dolayısıyla soydaş  göçmenler Türkiye’ye sadakat ile bağlıdırlar. Doğu Türkistan Türklerinin Efsane lideri merhum  İsa Yusuf Alptekin’in Türkiye Cumhuriyetine bir vefa borcu olarak her fırsatta dile  getirdiği şu sözleri bu  tezlerimizi  güzel bir şekilde ifade etmektedir: ” Türkiye’miz,Türk-İslam  Dünyası’nın yegane Kal’ası ve istinatgahıdır.Mazlum  ve  esir  Türk kardeşlerimizin yegane umut ve ilham kaynağı aziz Türkiye’mizi Allah ilelebet korusun ve Yüceltsın.“.

Ülkemize yerleşen Göçmenler Türkiye Türkçesi dışında bir kaç tane dil bilirler. Özellikle yüksek eğitimini tamamladıktan sonra Türkiye’ye gelenler bu konuda çok daha beceriklidirler.  Daha önce yaşadıkları bölgenin sosyo- ekonomik yapısı, tarihi ve güncel gelişmeleri  hakkında geniş bilgi birikimine sahiptirler. Elbette Türkiye’de bu konularda eğitim alan Aydınlar  de  elbette çok değerli bilgilere sahiptirler. Ancak bizzat yaşayarak öğrenilen , edinilen   bilgi ve deneyimleri ile  birikimleri idrak edilmiş,  geçmişe dönük  birikimler olduğu için , sosyal olaylara çok boyutlu bakma, konuları çok yönlü sorgulama, derin düşünme ve dengeli karar alma  yeteneğine çok iyi sahip oldukları  de  bir gerçektir.

Bu açıdan bakıldığında Türkiye’nin önderliğinde oluşacak geniş çaplı bir işbirliği  teşkilatı çalışmalarında üzerine düşen görevi en iyi şekilde yapabilecek nitelikli,yetenekli ve deneyimli  insan gücü Türkiye’de  pekala  mevcuttur.

  1. “Dünya 5’ten   Büyüktür” Söylemi Aslında Yeni Bir Güç Oluşumunun yanı Mevcudun İlanıdır.

Sayın Cumhurbaşkanımız  Recep Tayyip Erdoğan, BM Genel Kurulu’nda  yaptığı konuşmasında “Dünya beşten büyüktür” yolundaki yeni bir söylemi  ortaya koyduğu zaman.bu sözleri  geniş bir coğrafyada  çok olumlu yankı bulmuştur Çünkü, Sayın Cumhurbaşkanımız “Dünya beşten büyüktür” sloganı ile  BM Güvenlik Konseyi’nde 5 daimi üyeden oluşan  ve   antidemokratik dünya  nizamını simgeleyen bu yapıya “Neden 1.5 milyarlık İslam dünyasının orada bir temsilcisi yok” sorusunu soruyor, ezilmiş ve göz ardı edilmiş halkların bastırılmış duygularını dile getiriyordu.  Güvenlik Konseyinin 5 daimi üyesinin BM’yi etkisiz hale getirmesinin kabul edilemez olduğunu söyleyerek  aslında, yeni karar mekanizmalarına ihtiyaç olduğunu belirtiyordu. 

Bu ilkeli , dirayetli, haklı bir o kadar da şaşırtıcı haykırış  mazlum milletlerin uzun zamandır özlemini duydukları  ve ancak Türkiye’den beklenebilecek bir manevi önderlik,  çok önemli ve tarihi bir  çıkış idi. 

Türk milletinin şanlı geçmişi, milli ve manevi değerlerden ibaret sağlam temeller üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin bölgedeki en istikrarlı ülke olması ve değişen dünyanın  yeni denge gücüne ihtiyaç duymakta olması  Aziz Türkiye’mizi yeniden  bir manevi önderlik etme misyonuna yeniden   davet etmektedir.

Bir başka deyişle zaten var olup  gittikçe su yüzüne çıkan fiili durumun kurumsal adının konması ve resmiyet kazandırılmasıdır ve bunun gerçekleştirilmesinin de   zamanı gelmiştir.

  1. Adım:” DIŞ TÜRKLER ( TÜRK DÜNYASI) BAKANLIĞI”

Bünyesinde “Türk Ortak Pazarı Çalışma Komisyonu” , “Türk Dünyası ortak alfabe ve ortak yazı dili  çalışma komisyonu” gibi birimlerin de yer aldığı DIŞ TÜRKLER  BAKANLIĞI veya TÜRK DÜNYASI  BAKANLIĞI  kurulması günümüz şartlarının acil ve zaruri  bir  Milli  ihtiyacı olduğu görülmektedir.

  1. Adım: “MANEVİ COĞRAFYA (GÖNÜL COĞRAFYASI)  ÜLKELERİ İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI”

Gerekli manevi  yapılanma ve diğer altyapı çalışmalarından sonra ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin  önderliğinde uluslar arası yeni bir güç: MANEVİ COĞRAFYA ÜLKELERİ İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI veya    GÖNÜL COĞRAFYASI ÜLKELERİ İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI  oluşturulmalıdır.

Bu ismin kullanılması Balkanlar ve Türk Dünyası dışında Türkiye’yi dost ve kardeş olarak kabul eden ve ülkemize karşı   samimi tutum sergileyen Arap ve diğer  Ülkeleri kapsaması  açısından daya uygun görünmektedir.  Böyle bir teşkilat  Türkistan Coğrafyasının kalbinde yer alan Tacikistan, batıda ise, Macaristan, Doğuda Japonya ,Kore,Pakistan  ve  Hindistan gibi ülkeleri de  bu birlik içinde kapsayabilir. 

Böyle bir teşkilat Türkiye’nin şanına en yakışan, Türkiye’yi dünyanın denge unsuru ve belirleyici bir güç  haline getirecek , ” Dünya 5’ten büyüktür” söyleminin içini dolduracak bir oluşum olabilecektir.

Her Zaman Savunduğumuz Şu  Tezimizi   Son Bir Kez Daha Tekrarlayalım ;

Türkiye güçlendikçe Türk-İslam   Dünyası’nın başı dik olur ve  Tüm  İnsanlık de  huzur ve Barışa kavuşur.

(3.bölümün sonu.Yazı  dizisi bitmiştir.)

 

 

Etiketler: » » » » » » » » » » »
Share
1113 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ