logo

trugen jacn

BÜYÜK TÜRKİSTAN(ORTA ASYA) : BÜYÜK OYUN’DA YENİ RAUND

Orta Asya: 'Büyük Oyun'da yeni raunt | ANALİZ

Geçmişte büyük çekişmelere sahne olan Büyük Türkistan  (Orta Asya) günümüzde de stratejik öneme haiz bir bölge vasfını koruyor

Uygur Haber ve Araştırma Merkezi(UYHAM)

Orta Asya farklı zamanlarda ve farklı şekillerde Rusların, İngilizlerin, Farsların,Moğolların ve Türklerin çekişme alanı olan, bir zamanlar sözde Büyük Oyun’un mükafatıydı. Rus stepleri, batı Çin çölleri, Hint alt kıtasına ve modern Orta Doğu’ya bağlanan dağ geçitlerinin kesiştiği bir noktada yer alan bölge, civarındaki güçler için de bir bariyer ve köprü vazifesi görüyor. Ticaret için bir yol, istila içinse otoyol mahiyeti arz eden bölge, adeta devasa bir stratejik tampon ve etnik-ulusal rekabetin ve istikrarsızlığın kaynadığı bir kazan. Burası öyle bir mıntıka ki komşularının ne elde etmeye ne de görmezden gelmeye gücü yetebilir.
Ancak tüm stratejik ehemmiyetine mukabil, bölge birçok sorunla boğuşuyor. Bu sorunlar da ekseriya, Sovyetler döneminin mirası: müstakil ülkelerde birbiriyle çekişen etnik kimliklerin ve kendisine muhalefeti pek hoş görmeyecek siyasî hanedanların yaratılması gözetilerek çizilen sınırlar… Bölgedeki sorunların başında, bilhassa iç içe geçen sınırların etnik ve ulusal kimlik çatışmasına sebebiyet verdiği Fergana Vadisi’nde, nüfusun Sovyetler Birliği’nin dağılmasından beri ikiye katlanması geliyor. Azalan ziraî üretim, dalgalı seyreden petrol fiyatları, Rusya’daki gurbetçi işçilerin getirdiği dövizin düşüşün ve dışarıdan gelen uluslararası yatırımın cılız kalması Orta Asya’daki hükümetlerin başını daha da ağrıtmakta.
Son aylarda vuku bulan bazı hadiseler dünyanın dikkatini yeniden Orta Asya’ya çekti. İhtilaflı Özbekistan-Kırgızistan sınırında bir dizi küçük maraza vukua geldi. Her ne kadar bunlar iki ülke söz konusu olunca sıradan bir haber olsa da bu sefer ki daha ciddi bir hal aldı, zira azalan su kaynakları üzerinde kavga büyüyor. Kırgızistan’da Uygurlu teröristler Çin Büyükelçiliği’ni hedef alırken, Orta Asyalı militanların Suriye’deki talimlerinde öğrendiklerini ülkelerine taşıyabilecekleri yönündeki endişeler arttı. Bir yandan da Kazak hükümeti İslamcı militanların saldırılarını müteakiben militanlara karşı tedbirlerini iki katına çıkarıp o bahaneyle hükümet muhaliflerini de araya kattı. 2 Eylül’de ise Özbek cumhurbaşkanı İslam Kerimov öldü ve ülkesini bağımsızlığından sonraki ilk iktidar değişikliğiyle baş başa bıraktı. Kerimov sonrasının halefiyet planı hazırmış gibi görünse de (komşu Türkmenistan’da gerçekleşen ilk iktidar değişimi nispeten pürüzsüzce gerçekleşti), yeni cumhurbaşkanı kaynayan sosyal sorunlara ve klanların mücadelesine göğüs gerecek.
Tüm bu vakaların hiçbirisi küçük ve yerel krizlerle dolu bir bölge için ne anormal, ne de bardağı taşıran son damla olacak bir durum. Yine de tüm bunlar Orta Asya’nın istikrara olan zayıf erişimini hatırlatıyor ve olur da bu erişim koparsa bölgeye ilgisi olan ülkelerin bu durumda ne yapacağı sorusunu gündeme getiriyor.
Olağan Şüpheliler
Peki Orta Asya’daki bu istikrasızlıkla nasıl başa çıkılır? Tarih, coğrafya ve askerî realiteler ilk savunma hattı olarak Rusya’yı işaret ediyor. Orta Asya’nın geleneksel güvenlik garantörü olan Rusya’nın, Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’nün iki üyesi Kırgızistan ve Tacikistan’da (üçüncüsü Kazakistan) askeri üsleri bulunuyor. Üstüne Moskova’nın etnik karışıklığın ile terörizmin yayılması dair kaygılar ve çevresindeki stratejik mülahazaları Orta Asya’daki bir Rus müdahalesini zorunlu kılıyor. Ancak Rusya’nın da başka yerlerde başka problemlerle meşgul. Hala ekonomik durgunluk içinde olan ülke, adeta dokunulmazlığı olan savunma bütçesini bile tekrar gözden geçirmek durumunda kaldı. Hatta geçenlerde Orta Asya’daki askerî kuvvetlerini sayıca azaltıp yeniden organize etti. Eğer bölgede işler çığırından çıkarsa, Moskova stratejik bir ikilemle karşı karşıya kalacak. Rusya’nın Suriye ve Ukrayna’daki dahiliyesi düşünülürse, Kremlin Çin’in Orta Asya’daki mevcudiyetini genişletmesine göz yumabilir.
Önce enerji ve kaynaklara, sonra ticaret ve altyapıya ve yakın zamanda da savunma ve güvenlik işbirliğine odaklanan Çin ise adım adım Orta Asya ile olan bağlarını ilerletti. Neticede Orta Asya Avrupa’ya, ABD devriyesindeki denizlerden uzakta bir güzergah sunarken, Orta Doğu ve Orta Asya’daki istikrarsızlıktan ve İslamcı şiddetten de uzak devasa bir tampon mahiyetinde. Fakat Çin’in bölgedeki dahiliyesiyle beraber, bölgeye olan bağımlılığı ve oradaki çıkarlarını koruma ihtiyacı da aynı şekilde arttı. Kırgızistan’daki Çin sefaretine düzenlenen saldırı, Pekin’in bölgedeki faaliyetlerinin Çin’i münhasıran Uygur diasporası nezdinde değil, ilaveten kızgın bölge sakinleri nezdinde de üst düzey bir hedef haline getirebileceğine dair bir hatırlatma mahiyetindeydi. Gerçi Çin, mezkur faaliyetleri neticesinde benzer direnişlerle dünyanın her yerinde karşılaştı ama Çin Uygurları ile Orta Asya arasındaki etnik ve lisanî münasebetler Pekin için farklı bir endişe arz ediyor. Eğer Orta Asya’daki istikrar bozulursa, Çin sınırlarının karşısında ayrılıkçı militanların yuvalandığı kabus gibi bir senaryo içinde kendisini bulabilir. Bu ihtimal, henüz üçüncü bir ülkede BM operasyonları haricinde bir askerî harekata girişmemiş olan Pekin’i harekete geçmeye zorlayabilir.
Afganistan’daki savaşın ikmali ve Rusya’nın çevresinde faaliyet göstermek maksadıyla bölgede askerî ilişkilerini genişleten ABD faktörü var bir de. Lakin birçok sebepten ötürü Orta Asya, büyük bir kargaşa çıktığı takdirde öncelikli gücü bahriye olan Amerika’nın müdahale etmeye hazırlanacağı en son yer olacaktır. ABD ordusu bir işgal kuvveti (intervention force) olmasına rağmen, asker ve ikmal tedariki için denizlere muhtaç. İkmal hattını üçüncü ülkelerden geçirmenin zorlukları ve ağır levazımı havadan yahut karadan taşımanın lojistik külfeti mesafeden kaynaklı zorlukları, Afganistan Savaşı’nda da görüldüğü üzere, daha da güçleştiriyor. Orta Asya’daki potansiyel istikrarsızlığa ve intizamsız bir bölgede zuhur edebilecek bir başka terörist barınağına rağmen, Orta Asya’ya yapılacak herhangi bir ölçekte müdahalenin muhtemel sonuçları operasyonu ihtimal dışı kılıyor. Üstelik Afganistan ve Irak’ta yıllardır süren askerî varlık ülkedeki sosyal ve bütçeye dair sebeplerle birleşince, ABD tabiî (ve de tarihî) olarak deniş aşırı müdahalelerden çekilme temayülünde. Bu saik ile Washington istikrar empoze etmektense, bölgede tek bir muktedirin yükselişini önleme odaklı bir stratejiyle müttefiklerine daha fazla aktif sorumluluk almaları çağrısında bulunacak.
Enteresan Bir Pozisyon
Ve böylece Washington kendisini enteresan bir pozisyonda bulacak. Terörizme karşı sonu gelmeyen bir savaşın (bir düşmandan ziyade bir taktikle mücadele edildiği için, tabiatı gereği kazanılamayacak savaş) içinde olan ABD, istikrarsız bir Orta Asya’da yerini İslamcı şiddetin doldurabileceği bir vakumu mühürlemekle ilgileniyor. Aynı anda doğrudan, büyük ölçekli bir askerî müdahale muhal ve belki de gereksiz. Eğer ABD’nin stratejik hedefi bölgede tek bir muktedirin yükselişini önlemek ise Rusya ve Çin’in Orta Asya’ya müdahil olması yararlı olabilir.
Bölgeye olan yakınlıkları dikkate alındığında, her iki ülke de Orta Asya’da harekete geçmek için ikna edici gerekçelere sahip. Ortak güvenlik endişeleri Moskova ve Pekin’i daha büyük müşterek askerî bir işbirliğine de götürebilir ki bir Çin-Rus ittifakı ABD’nin uluslararası stratejisi için olumlu bir gelişme olmayacaktır. Bununla beraber, Rusya ile Çin’in kaynaklarını ve ilgilerini birleştirirken ülkelerin Orta Asya’daki stratejileri ve hedefleri arasındaki farklılıkları kolaylıkla ortaya çıkabilir. Uzun süreli bir huzur ve istikrar operasyonu ülkelerin bütçelerini, ordularını ve iç siyasetlerini zorlayabilir. ABD içinse bu bazı sorunların çözümü de olabilir. Ağırlığını Orta Asya’ya verecek bir Rusya, diğer bölgelerde tavizler vermeye daha istekli olabilir. Çin ise donanmasına tahsis ettiği kaynakları kara kuvvetlerine yönlendirebilir, böylece Güney ve Doğu Çin denizlerindeki gerginlikler yatışabilir.
Kendi içinde debelenen bir Orta Asya tehdidi -Washington’un önereceği ahlakî, politik veya güvenlikle ilgili gerekçeler ne olursa olsun- iç siyaseti ve doğrudan, büyük ölçekli bir Amerikan askerî müdahalesinin önünde yatan engelleri görmezden gelmek için yeterli olmayacaktır. Soğuk Savaş zamanı dünyanın herhangi bir yerindeki istikrarsızlık Sovyet ve Amerikan hakimiyet sahasındaki dengeyi riske atmak için yeterliydi. Bugün gelinen noktada, bu iki güç küçük ülkelerde bile açıktan müdahale veya gizli metotlarla iş götürme alışkanlığını tatbik ettiler. Soğuk Savaş’tan sonra, ABD bu anlayışla devam etti: önce, istikrarı geliştirmek için ahlakî bir zorunluluk, sonra da terörle mücadele kisvesi altında. Ancak global güç dengesinin artık değişmesiyle beraber, ABD dünyanın jandarması olma kabiliyeti ve isteğini kaybediyor.

Kaynak: Dünya Bülteni ( Stratfor   Dünya Bülteni için tercüme eden: Mustafa Doğan)

Share
672 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ